Türkiye bir değerini kaybetti

Türkiye bir değerini kaybetti
Türkiye bir değerini kaybetti
İletişim ve sosyal bilimci Prof. Dr. Ünsal Oskay, vefat etti. Kızı Defne Oskay, "Türkiye bir değerini kaybetti" dedi. Öğrencileri ve arkadaşları 'hocayı' anlattı




İSTANBUL - İstanbul’daki evinde 70 yaşında iken hayata gözlerini yuman iletişim ve sosyal bilimci çok sayıda gazetecinin hocası Prof. Dr. Ünsal Oskay’ın ölümü, ailesiyle birlikte akademi ve medya dünyasını da yasa boğdu.
ANKA’nın ulaştığı, Prof. Dr. Ünsal Oskay Oskay’ın kızı Defne Oskay babasının "aydın bir beyin" olduğunu söylerken, Türkiye’nin değerli bir bilim adamını, "bir kıymetini" kaybettiğini ifade etti. Oskay, "Biz onun entelektüel düzeyinde değiliz belki, ancak biliyorum ki Türkiye için büyük bir kayıptır. Kendi adıma bir daha gelemeyecek olanı kaybettim, geri gelmeyecek. Çok üzgünüz" diye konuştu.
Defne Oskay, babası Prof. Dr. Oskay’ın yarın İstanbul Teşvikiye Camii’nde kılınacak öğle namazının ardından defnedileceğini söyledi.


-DOÇ. DR. NURAN YILDIZ: "DERSLERİNE SIRALAR YETMEZDİ"-

Prof. Dr. Oskay’ın Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda iken öğrencisi olan, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nuran Yıldız Oskay’ın eşine az rastlanır bir hoca olduğunu söyledi. Kendi hocasının olması dışında, Oskay’ın iletişim sosyolojisi konusunda söz sahibi olan birçok ismin de hocası olduğunu belirten Yıldız şunları dedi:
"Geriye dönüp baktığımda derslerini hatırladığım az sayıdaki hocadan biri. Sıralar yetmezdi onun dersleri için, 100 öğrenci dersini alıyorsa, 200 öğrenci gelirdi onu dinlemeye. Yerlere oturarak dinlenirdi onun dersleri. Sıkmadan, eğlendirerek, keyifle anlatan nadir hocalardandı.
Kendisini saygıyla ve minnetle anıyorum. Türk akademik dünyası için çok büyük bir kayıp, bizler çok önemli bir düşünürümüzü kaybettik."


-PROF. DR. NİLÜFER NARLI: "NÜKTELİ VE HUMANİSTTİ"-

Bahçeşehir Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nilüfer Narlı ise, Oskay’ı "Büyük saygı duyduğum bir üstattı" sözleriyle anarken, "İletişim alanındaki çok önemli çalışmaları gerçekleştirdiği gibi, onun çalışmaları sosyoloji ve antropolojiye de büyük katkıda bulunu. Ünsal hoca son derece, karmaşık problemleri çözebilecek kavramları da bize kazandıran bir insan oldu" diye konuştu.
Prof. Dr. Oskay’ın ölüm haberini aldığı anda, hemen onun olduğu yaptığı katkıları düşündüğünü ifade eden Narlı şöyle devam etti:
"Her zaman nükteli ve çok hümanist bir yaklaşımı vardı olaylara karşı, o bizi en çok etkileyen yanıdır. Bilim insanı olmasının yanı sıra toplumsal olaylara yaklaşımındaki hümanist boyuttur onun derinliği ve en acımasız sosyal sorunla karşı karşıya gelirken nükteli bir dille o olayı bize anlatabilmesi...Bütün bunlar onu çok biricik bir konuma taşıyor."

Uzun yıllar mesai arkadaşlığı yapan Marmara İletişim Fakültesi İletişim Bilimleri Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nurçay Türkoğlu: "Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde daha ben 18 - 19 yaşında hocayı tanıdım. O dönem doçent çalışması '19. Yüzyıldan Günümüze Kitle İletişiminin Kültürel İşlevleri' en çok övündüğü çalışmasıydı. Ünsal hoca, Basın Yayın Yüksekokulu'nda asistan olmak üzere özel olarak seçilmiş ve ABD'de eğitim görmüştü. Türkiye'de iletişim biliminin gerçekten kurucusu. Doçentlik çalışmasını geçebilen bir çalışma henüz yapılmadı. Eleştirel sosyal teoriyi Türkiye'de tanıtan, medya ve kültür ilişkisini en güzel anlayan, çözümleyen ve öğretebilen bir hoca. Binlerce öğrencisi gazeteci ya da akademisyen oldu. Özellikle Ankara'daki öğrencileri için çok başkadır. Çünkü biz 12 Eylül döneminin öğrencileriydik. O dönemde hocanın sınıfı dolup taşardı, başka üniversitelerden de gelenler olurdu. Çünkü hep yaşamdan söz ederdi. Çünkü bu onun karaterini oluşturan en önemli şeydi. Bunun için de mağdurun, ezilenen yanında oldu hep.
İstanbul'da 1984'te Marmara Basın Yayın Yüksekokulu'nda asistanlığını da yaptım. Dekanlık da yaptı ancak en önemli özelliği hocalığıydı. Öğrencilerle olan ilişkisi çok başkadır. Tutkuylu merak duygusuna sarılırdı. Bunu da bize geçirdi. Üzerimizde çok emeği vardır. 1960'lı yıllarda önce gazeteci oluyor, sonra akademisyen oldu. Yazılar çevirirdi, keşfettiği adamlar bugün ululslararası düzeyde çok önemli hale geldi. Hissetme gücü vardı. Çok çok zeki bir insandı. Sevilen bir insandı, sevilmeyi de severdi ve bunun da farkındaydı. Sürekli konuşurdu, kendisiyle ilgili 'Mülkiyede çan çan odasının gülü derlerdi bana' derdi. Çünkü hocalarla oturup konuşurken, en çok bilen kişiydi, Çok okurdu, çok sayıda çeviri yaptı. Hastalıktan nefret ederdi, 'geçmiş olsun' dendiğinde çok kızardı, biz de bilir demezdik.

Marmara İletişim Fakültesi öğretim üyesi Doç Dr. Cüneyt Akalın: "Ünsal hocayı Ankara Siyasal'dan tanıyorum. Biz öğrenciyken, o asistanlığa başlamıştı. Çok renkli bir kişiliği vardı o zamandan beri, fakültenin önünde uçurtma uçururdu. Kendi dünyasında yaşayan, çalışkan, ciddi bir asistan ve ağabeyimizdi. 1990'ların sonunda Marmara İleşitim'e geldiğimde, Ünsal Oskay fakültenin ağır topuydu. Öğrenciler tarafından çok seviliyordu. Dersleri çok büyük ilgi görüyordu. Pek çok insan özellikle onun derslerine giriyor ve çok şey öğreniyordu. Dekanlık yaptı ama idareciliğin üzerinde çok fazla durmuyordu. Daha çok görevini yapıp, boşluğu dolduruyordu. Daha çok kendi çalışmaları üzerine duruyor, akademisyenlik yapıyordu. Mezuniyet törenlerinden hatırlıyorum, Ünsal hoca kürsüye çıktığında salon inlerdi. İletişim alanında Türkiye'nin otoritesiydi. Çok sayıda asistan yetiştirdi. 'Benden sonra ne olursa olsun' demedi. Mütevazi biriydi. Büyük bir kayıptır."

Beykent Üniversitesi'nden asistanı Kemal Koçak: "1995'ten beri öğrencisiydim. Aynı zamanda meslektaş da olduk ama öğrenciliğim son ana kadar sürdü. Bir hafta önce birlikteydik, kendi evinde görüşmüştük. Bizim gözümüzde farklı bir insan. İnsan yavaş yavaş şunu alnıyor, etrafta ona benzeyebilecek. onun yerini tutabilecek başka bir insan arıyor ancak malesef yok. Onunla birlikte koskoca bir evren kayboluyor. Onun gibi birisi gelmeyecek, bunu çok iyi anlıyorum. Yerini doldurabilecek başka kimse yok."

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Arştırma Görevlisi ve eski öğrencilerinden Uraz Aydın: "Ünsal hoca, Türkiye’de sosyal bilimler alanında Marksist bir damarın oluşmasında en fazla katkısı olan insanlardan biridir. Burada elbette ki Frankfurt Okulu’nun başlıca düşünürlerine ilişkin çalışmalarının ve çevirilerinin önemli bir payı vardır. Ama kendisi de, eleştirel bir Marksist entelektüel olarak, toplumsal özgürleşme konusunu dert edinen onlarca öğrencinin sosyal bilimlerle ilgilenmesinde kışkırtıcı bir rolü olmuştur. Ve tabii, o girift düşüncesinin ardında da, bunu besleyen muazzam bir heyecan ve duygusallık yatıyordu. Derste Mao’nun şiirlerini okurken duygulanıp ağlayabilen bir insandı işte Ünsal hoca? Yerini doldurmak zor, ama anısını ve düşüncesini yaşatmak boynumuzun borcudur."

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nden eski bir öğrencisi Serkan Ocak: "Fakültenin en üst katında 402 nolu bir salon vardı. Anfi değildi ancak en az 200 öğrenci alabilecek kapasiteye sahipdi. En sevilen hocanın dersinde bile olsa olsa 30 - 40 kişi olurdu. Ünsal hocanın çarşamba günleri 'Kitle İletişim Teorileri' dersinde 402 tepeleme dolardı. 402'nin o kadar kalabalık olduğunu bir Beyazıt Öztürk'ün geldiğinde gördüm, bir de Ünkal Oskay'ın derselerinde. En zor 'kitle iletişim teorileri, kuramları, düşünce akımlarını bile basit bir kız - erkek ilişkisi üzerinden, kendi hayatından örneklerle anlatır, eğlendirirken öğretirdi. 1999 depremlerinden sonra okulun zarar gördüğü ve taşınacağı söylentileri başlamış, hatta bahçeye bir de askeri çadır kurulmuştu. Ünsal hoca, o dönem yaptığımız her eyleme katıldı, şu sözleri hala kulaklarımda: 'Ben zeki bir adamım değil mi?, O zaman sizi burdan kimse çıkaramaz.' Dersin ortasında durur ve 'Bu sınıfta hiç Shakespeare okuyan var mı?' diye sorar ve ardından 'Bu sınıfta zeki öğrencilerde varmış' derdi.

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Beybin Kejanlıoğlu’nun Ünsal Oskay ile görüşme sırasında Oskay'ın kendisi ile ilgili söylediği sözlerden birkaçı şöyle: "Benim oyunculuğum yoktur. Ben çok sade davranan, öyle bir insanım. Ama kafamın ardında, bende bu tutku nereden başladı? Millî Kütüphane’de Kadim Cemiyet’i okurken, Haydar Rifat diye bir adamın, avukat adam, Sirkeci’de oturup bu kadar çok kitabı çevirmesine hayranlık duydum ve Kadim Cemiyet’i okurken de kendi kendime yemin etmiştim; ben ileride bu Morgan’ın aslını çevireceğim diye. Yıllar sonra, on yıl kadar sonra çevirmeye başladığım vakit de, yine kafamın içinde hep şu dönüyordu: Bunu niye yapıyorum? Öldüğüm vakit mezar taşımda, bu adam Hans Freyer’in sosyoloji kitabından bıktı, bu Ortodoks Marksist şeylerden bıktı, böyle yandan dolaşarak bir yerlere varmak için yola çıkan gariban Ünsal Oskay burada yatıyor, desinler diye? Bu benim içimdeki hiç değişmeyen, beni zaman zaman sarsan aşk. Tabii yani o kadar çeviri yaparken birilerine ulaşmak. Onlar olmasa bu kadar şey yapamazdım? Diğeri de Mülkiye tahsili. O zamanlar, bizim gibi düşünen insanların yapabileceği en iyi tahsil, en iyi yer. Allah uzun ömür versin, Sadun hocamızın söylediği gibi, sıradan Mülkiyeli, Olağanüstü Bölge Valisi filan yukarıda dershanelerden çıkıyor ama esas ilginç adamlar aşağıdaki kantinden çıkıyor gibi bir laf etmişti. Ben kantinde Sezai Karakoç’u, Ece Ayhan’ı, Cemal Süreyya’yı, Nurettin Sevin’i, bizde de İngilizce hocasıydı, biliyorsun oldukça eski Shakespeare mütercimlerinden birisidir, onları dinlerken, İlhan Berk’i filan dinlerken, yukarıdaki dershanedeki derslerden çok daha iyi şeyler öğrendim. Adam olmayı öğrendim, mütevazı olmayı öğrendim.”  (radikal, anka)



-TEDAVİ GÖRMÜŞTÜ-

Şanlıurfa’da 1939 yılında doğan Prof. Dr. Ünsal Oskay Oskay, üniversite eğitimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde tamamladı. ABD’de 1967-1968 yıllarında iletişim üzerine yüksek lisans-konuk öğrenci olarak eğitim alan Oskay, 1970’li yıllarda Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda başlayan akademik hayatı sonrasında doçentlik tezi olarak "19. Yüzyıldan Günümüze Kitle İletişimin Kültürel İşlevleri" adlı çalışmasını yayımladı. Varlık, Agos, Gergedan ve Milliyet Sanat gibi çok sayıda bilim ve sanat kaynaklı dergilerde makale ve incelemeleri yayımlanan Oskay, Frankfurt Okulu’nun popüler kültür konusundaki çalışmalarının Türkiye’de tanınmasına yazıları ve çevirileriyle büyük katkıda bulundu. Siyaset bilim, iletişim teorileri, sosyoloji, estetik ve sosyal teori konularında çok sayıda eserin Türkçeye çevrilmesini sağlayan Oskay, 1980’li yıllardan itibaren İstanbul ve Marmara Basın Yayın Yüksek Okullarında dersler verdi.
1990’lı yıllarda Marmara İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Bölüm Başkanlığı ve 2000-2002 arasında İletişim Fakültesi Dekanlığı yapan Oskay, 2002 yılında Marmara Üniversitesi’nden emekliye ayrıldı. Oskay, 2008’de beyin damarlarında geçici pıhtı oluşumu tanısıyla kaldırıldığı hastanede bir süre tedavi görmüştü. Oskay, dün gece, İstanbul’daki evinde hayata gözlerini yumdu. (anka)