Türkiye küresel bir güç mü?

Türkiye'nin küresel güç olduğunu iddia etmek ve bu esasa göre jeopolitik vizyon ve dış politika stratejileri geliştirmek hata. Doğrusu, Türkiye'yi, Afro-Avrasya coğrafyasının küresel bir gücü değil, kıtasal etkinliği de olabilen önemli bir bölgesel gücü olarak kabul etmek ve buna dayanarak jeopolitik vizyonlar geliştirmektir


NEJAT ESLEN
Ahmet Davutoğlu’nun Türkiye’nin dış politikasına ivme kazandırdığı ve bir jeopolitik yaklaşım getirdiği doğrudur. Ahmet Davutoğlu, günümüzde daha da önem kazanan ve uygulamada dış politika rehberi haline gelen ‘Stratejik Derinlik’ adlı kitabında, Türkiye için jeopolitik bir vizyon ortaya koymakta, Türkiye’nin uluslararası çevreye açılmak için kullanabileceği üç coğrafi havzadan oluşan jeopolitik etki alanlarını, bu jeopolitik vizyonunun temeli yapmaktadır.
Ahmet Davutoğlu’nun vizyonunun coğrafi etki alanlarının oluşturan havzalardan birincisi, Balkanlar-Ortadoğu ve Kafkaslardan oluşan ‘yakın kara havzası’dır. İkincisi, Karadeniz’i -Adriyatik’i -Doğu Akdeniz’i-Kızıldeniz’i-Körfez’i ve Hazar Denizi’ni kapsayan ‘yakın deniz havzası’dır. Üçüncüsü ise Avru pa’yı-Kuzey Afrika’yı-Güney Asya’yı-Orta ve Doğu Asya’yı içine ‘alan yakın kıta havzası’dır.

İç içe kuşaklar
Davutoğlu’na göre, ‘İç içe geçen dairevi kuşaklardan oluşan bu havzalar, Türkiye’nin bölgesel etki
alanlarının, kademeli bir tarzda genişletilerek uluslararası küresel konumunun güçlendirilmesi hedefine yönelik dış politika stratejisinin jeopolitik temelidir.’ (Stratejik Derinlik, s;118)
Davutoğlu’nun bu jeopolitik yaklaşımından (vizyonundan) şu sonuçlar çıkmaktadır;
* İç içe geçen kuşaklarda oluşan bu coğrafi havzalar, giderek genişleyerek Afro-Avrasya coğrafyasına dönüşmektedir.
* Bu coğrafi havzalar ve en geniş hali ile Afro-Avrasya coğrafyası, Türkiye’nin jeopolitik etki alanını oluşturmaktadır.
* Bu jeopolitik vizyon , Türkiye’yi küresel bir güç olarak kabullenmekte ve Türkiye’nin küresel konumunu güçlendirmeyi amaçlamaktadır.
* Bu vizyon, ‘Türkiye’nin dış politika stratejisinin jeopolitik temelini’ oluşturmaktadır.
Davutoğlu, genişleyen coğrafi havzaları ısrarla Türkiye’nin ‘jeopolitik ilgi alanı’ değil, ‘jeopolitik
etki alanı’ olarak tanımlamaktadır. Jeopolitik ilgi alanı, bir ülkenin jeopolitik çıkarlarını genişletmek amacı ile ilişki içinde bulunduğu coğrafi bölgeleri tanımlamak için kullanılan bir kavramdır. Jeopolitik etki alanı ise bir ülkenin jeopolitik çıkarlarını genişletmek amacı ile farklı güç unsurları ile etki altına almayı, şekillendirmeyi, nüfuz etmeyi ve nüfuz alanına dönüştürmeyi amaçladığı coğrafi bölgeleri tarif etmek amacı ile kullanılan bir tanımlamadır.

Afro-Avrasya
Bu konuda teknik bir hata yapmış olması söz konusu olamayacağına göre Davutoğlu, Türkiye’nin mevcut ekonomik, finansal, teknolojik, kültürel ve güvenlik güçleri ile etki altına alması mümkün olmayan Afro-Avrasya coğrafyasını, bilinçli olarak, Türkiye’nin jeopolitik etki alanına dönüştürerek ve stratejinin
en temel kuralı olan güç-hedef ilişkisini ihlal ederek ciddi bir jeopolitik vizyon hatası yapmakta veya Türkiye’nin imkânlarını, bu geniş coğrafyayı etkilemeyi hedefleyen küresel bir güçle işbirliği amacına sunmak için jeopolitik alt yapı oluşturmaktadır.
Afro-Avrasya coğrafyasının bütünü Türkiye için çok geniş bir jeopolitik hedeftir. Türkiye
bu geniş coğrafyada ancak, gücünle orantılı ‘tercihler’ yaparak etkili olabilir. Türkiye’nin jeopolitik önceliklerini, bu tercihler belirlemelidir. Bu nedenle de Türkiye’nin ‘asıl jeopolitik sorunu’, Afro-Avrasya coğrafyasındaki ’tercihleri’ ile ilgilidir. Jeopolitik vizyon hatalarının bedeli ise büyüktür. Yirminci yüzyıl, jeopolitik vizyon hatalarının bedelinin kanla ödendiği yüzyıl olarak tarihe geçmiştir. ABD açısından yirmi birinci yüzyılın başları da böyle olmuştur.

Gerekli yetenekler
Ahmet Davutoğlu’nun jeopolitik vizyonu, Türkiye’yi küresel bir güç olarak kabullenmektedir. Oysa, küresel güç olabilmek için belli yeteneklere sahip olmak gerekir. Bence, bu yetenekleri şu şekilde sıralamak mümkündür:
* Üretim, pazar ve ihracat yetenekleri ile küresel çapta gelişmiş ekonomik yapı,üretimde ve ihracatta küresel sıralamada üstünlük, küresel ekonomiyi etkileme ve yönlendirme yeteneği, küresel ekonomik kurumlarda etkinlik;
* Enerji, stratejik ham madde üretim kapasitesi veya enerji, stratejik ham madde kaynaklarına kısıntısız erişim ve enerji yollarını denetleme yeteneği;
* Güçlü finansal sistem, küresel ticarette kullanılan veya itibar gören para birimi, küresel finansı ve küresel finans kuruluşlarını etkileme yeteneği;
* Üstün savunma teknolojisi üreten savunma sanayi alt yapısı ile desteklenen, nükleer caydırıcı yeteneğe sahip ve aynı anda deniz aşırı iki cephede birden harekat icra edebilecek askeri güç ve bu gücü denizaşırı bölgelere taşıyabilecek stratejik intikal yeteneği;
* Üstün teknoloji üretme ve kullanma yeteneği, bu alanda küresel üstünlük;
* Tüm kurumları ile güçlü devlet yapısı, devlet kurumlarında geleceğe yönelik stratejik vizyon geliştirme ve uygulama yeteneği;
* Deneyimli ve etkin diplomatik altyapı ile yumuşak gücü küresel amaçlar için kullanabilme yeteneği;
* Avantajlı jeopolitik konum; küresel jeopolitik güç mücadelelerinde etkinlik;küresel ve bölgesel güçleri etkileme veya dengeleme yeteneği;
* Birleşmiş Milletler ve benzeri ulusüstü kurumlarda etkinlik, gerektiğinde siyasi ve askeri koalisyonlar oluşturarak güç artırma yeteneği;
* Evrensel kültürel yapı, küresel kültürel etkinlik;
* Eğitimli ve genç nüfus, sağlam demografik yapı;.
* Uzay yarışında üstünlük; uzayı, deniz ve hava ulaştırma yollarını ve siber ortamı tahditsiz kullanma ve denetleme yeteneği.
Yukarda sıralanan kriterler dikkate alındığında, tahditlerine rağmen, dünyada küresel güç statüsüne
en yakın ülkenin ABD olduğu söylenebilir.
Çin ise ekonomisi ile küresel etkinliğe erişmiş, küresel güç olma potansiyeline sahip bir ülkedir.
Bu kriterlere göre, Türkiye’nin küresel güç olduğunu iddia etmek ve bu esasa göre jeopolitik vizyon ve dış politika stratejileri geliştirmek doğru değildir. Doğrusu, Türkiye’yi, Afro-Avrasya coğrafyasının küresel bir gücü değil, kıtasal etkinliği de olabilen önemli bir bölgesel gücü olarak kabul etmek ve buna dayanarak jeopolitik vizyonlar geliştirmektir.
Ahmet Davutoğlu’nun ‘Stratejik Derinlik’ adlı kitabında açıkladığı jeopolitik vizyon, ‘hiç tartışılmadan’ Türkiye’nin dış politika rehberine dönüşmüştür. Türkiye’nin yeni dış politika açılımını tartışmadan demokratikleşmesi mümkün değildir. Türkiye’nin, sadece moda ‘Kürt açılımını’ tartışarak demokratikleşmesi de mümkün değildir.

Nejat Eslen: Emekli Tuğgeneral