Türkiye ona çok şey borçlu

Türkiye ona çok şey borçlu
Türkiye ona çok şey borçlu
*Sadece ülkeyi karış karış dolaşarak cüzamı bitiren kadın olması, Türkan Saylan'ın tarihe geçmesine yeterdi. Ancak o hayatını eğitime de adamıştı *Binlerce kızı okuturken, hem hasta bakıyor hem kendi hastalığıyla uğraşıyordu. Son nefesinde içi rahattı: Görevimi yaptım, ölüme hazırım...

 

İSTANBUL - Ömrünü halkının eğitimi ve sağlığına adadı. Anadolu’nun ücra köşelerinde önce cüzamlı hastaları bulup tedavi etmek için dolaştı, sonra kızların okuyacağı okulları, yurtları açmak için. Bir yandan kendi hastalığıyla mücadele ederken bir yandan beyaz önlüğünü giyip hastalarını iyileştirmeye çalışıyordu. 74 yıllık yaşamı boyunca hep yapacak çok işi oldu. “En değerli şeyim saatim” diyordu. Prof. Dr. Türkan Saylan, dün sabaha karşı tedavi gördüğü İstanbul Tıp Fakültesi Onkoloji Servisi’nde hayata veda etti.
Türkiye’de cüzamı bitiren, birçok köyün okula kavuşmasını, binlerce kızın eğitimle buluşmasını sağlayan Prof. Dr. Türkan Saylan, 1935 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Kandilli Kız Lisesi’nden mezun olduktan sonra İstanbul Tıp Fakültesi’ni kazandı. Daha ortaokuldayen kurduğu köy doktoru olma hayallerine yaklaşmıştı. 23 yaşında anne oldu. Tıp fakültesini bitirip uzmanlığını deri ve zührevi hastalıklar alanında yaptı.
Saylan, 1964-1968 yıllarında Sosyal Sigortalar Nişantaşı Hastanesi’nden Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanlığı aldı. 1968’de İÜ İstanbul Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı’nda başasistanlığa başladı, 1971’de Britanya’da eğitim gördü. 1972’de doçent, 1977’de profesör oldu.
Cüzam (lepra) alanında ihtisas yapan Türkiye’nin yedinci kadınıydı. 1976’da Cüzamla Savaş Derneği ve Vakfı’nı kurdu. İstanbul Lepra, Deri ve Zührevi Hastalıkları Hastanesi’nin kuruluşunda öncü oldu. Hastanenin 12 yıl gönüllü başhekimliğini yaptı. Sonra da doktorlar, öğrenciler ve hemşirelerle birlikte yıllarca Türkiye’yi karış karış gezerek cüzam hastalığını yok etmeye çalıştı. Hastaları tedavi etti, bilgilendirdi.
Saylan, 1982-1987’de İstanbul Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanlığı, 1981- 2001’de İstanbul Tıp Fakültesi Lepra Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü yaptı. Ayrıca Ulusal Lepra Kontrol Programı koordinatörüydü. Dermatopatoloji Laboratuvarı’nın, Behçet Hastalığı ve Cinsel İlişkiyle Bulaşan Hastalıklar Poli-klinikleri’nin kurulmasında da öncüydü.

Hastalarına iş de sağladı

Türkan Saylan cüzamla mücadeleye başladığında Türkiye’de 10 bin cüzzamlı kişi vardı. Şu anda yılda sadece 5- 10 yeni olgu görülüyor. 2 bin 500 de yaşayan hasta var. Saylan “Büyük bir aileyiz” dediği hastalarının sadece tedavisini yapmadı. Onların çalışabilmesi için projeler üretti. Onların çocuklarının okumasına önayak oldu. Cüzamla savaş konusunda kazandığı başarılar Türkiye’yle de sınırlı kalmadı. 1986 yılında ‘Uluslararası Gandhi Ödülü’nü aldı. 2006 yılına kadar Dünya Sağlık Örgütü’nün lepra konusunda danışmanlığını yaptı. Uluslararası Lepra Birliği’nin (ILU) kurucu üyesi ve başkan yardımcısı oldu.

Her çocuk okusun diye
Anadolu’yu gezerken, karşılaştığı yoksulluk, yoksunluk ve cehalete sırtını çeviremeyeceğini gördü. İki oğlunun yanı sıra binlerce çocuğun annesi olmayı seçti. Ve 1989 yılında ‘Herkese eşit ve çağdaş eğitim sağlama’ amacıyla Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ni (ÇYDD) kurdu.
Zamanla 96 şubeye ulaşan ÇYDD, eğitim olanağı bulamayan binlerce kızı okulla buluşturdu. Saylan’ın ölene dek genel başkanlığını yürüttüğü dernek, tüm projelerini Milli Eğitim Bakanlığı’yla ortak yürüttü. Sadece 36 bini aşkın kız öğrenciye öğrenim hayatları boyunca burs desteği sağlandı. Anadolu’da 5. sınıftan sonra okuyamayan kızlar için başlattığı ‘Anadolu’da Bir Kızım Var, Öğretmen Olacak’, Turkcell’le birlikte binlerce kızın okula gönderildiği ‘Kardelenler- Çağdaş Türkiye’nin Çağdaş Kızları’, Milliyet’le ortaklaşa yürüttüğü ‘Baba Beni Okula Gönder’, Ericsson -Türkiye ile İstanbul ve Ankara Meslek Liseleri’nin elektrik- elektronik bölümlerindeki kızlara yönelik yürüttüğü ‘Bilgi Toplumu Kızları’, Mercedes -Benz Türk ile okuyamayan 1000 kız çocuğu için gerçekleştirdiği ‘Her Kızımız Bir Yıldız’ projelerine imza attı. Dernek ayrıca ‘Geleceği Taşıyan Kızlar’, ‘Geleceğin Sigortası Kızlarımız’ ve ‘Geleceğin Aydınlık Kızları’ gibi projelerle, okuma şansı olmayan kızları okula gönderdi.

Kandilli’yi de hayata döndürdü

Saylan’ın üçüncü mücadelesi, evinin bir odasını ayırdığı Kandilli Kız Lisesi Kültür ve Eğitim Vakfı (KANKEV) Başkanlığı’ydı. Saylan’ın da aralarında bulunduğu okul mezunlarınca kurulan KANKEV, bu okuldaki öğrencilerin eğitimlerine katkı sağlamak için lisenin bahçesindeki, yangınla kül olan Adile Sultan Sarayı’nı restore ettirmek istiyordu. İşadamı Sakıp Sabancı, 2003’te yardım elini uzattı ve restorasyonun tamamlanması için gerekli meblağın 3 milyon dolarlık bölümünü bağışladı. Gereken miktarın bir kısmı da İstanbul Valiliği’nin ödeneğiyle kapatıldı. Restore edilen saray 2005’te açıldı. Buradan elde edilen gelir kızların eğitimine aktarıldı.
Öğretim Üyeleri Derneği’nin de kurucusuydu. 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından 2000 yılında Sosyal Hizmetler Danışma Kurulu üyeliğine, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından 2001-2007 arasında YÖK üyeliğine getirildi. Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu üyeliği ve İstanbul İl İnsan Hakları Kurulu üyeliklerinde bulundu.

‘En değerli şey saatim’
Saylan, tüm bu çalışmaları yaparken bir yandan da kanserle mücadele etti. Hayatının 19 senesi kanserle iç içe geçti. İlk yakalandığı meme kanserini yenmeye çalışırken günde dört saat uyuyor, sabah erken kalkıp kemoterapi tedavisi alıyor, oradan hastalarına bakmaya gidiyordu. Bir yandan da ÇYDD için çalışmaya, şehirleri dolaşmaya devam ediyordu. Saylan 30 yıldır oturduğu iki katlı ahşap evin, günlük işlerini sıraladığı günlükleriyle dolu olduğunu söylüyordu. Radikal’e verdiği bir röportajında ise “En değerli şeyim saatim” demişti.

Beni Bodrum’a götürün
Son günlerinde yalnız bırakmayan eski asistanı hemşire Leyla Koç Üzüm, Saylan’ın deniz sevgisini anlatırken, “Beni Bodrum’a götürün, deniz havası çok iyi gelir. Bana üç-dört ay kazandırır” sözlerini aktardı. Doktorunun verdiği bilgiye göre son 24 saate kadar bilinci açıktı. Cumartesi günü dondurma yedi, su içti. Son sözleri, “Ben gö-revimi yaptım, ölüme hazırım” oldu... (Radikal)