Türkiye Vitali Hakko'yu kaybetti

Türkiye'nin örnek işadamlarından Vitali Hakko, 94 yaşında öldü. Çalışmaya 1925'te, Mahmutpaşa'da çıraklıkla başlayan Hakko, 1930'larda 'Şen Şapka'yı açtı. "Şapka Devrimi, Kıyafet Devrimi olmasaydı, ne Şen Şapka, ne de Vakko olabilirdi" diyen Hakko, 1962'de Beyoğlu'nda Türkiye'nin o günkü en büyük mağazası olan Vakko'yu kurdu. Ünlü işadamı, bugün Neve Şalom Sinagogu'ndaki törenin ardından Ulus'ta toprağa verilecek.

  • Osmanlı döneminde doğdu, Cumhuriyet'in ilk yıllarında 'şapka devrimi'yle büyüdü. İş hayatına sıfırdan değil 'sıfırın altından' başladı
  • 'Şapka devrimi olmasa ne Şen Şapka ne Vakko olurdu. Bir gün en şık mağazayı kurmak isteyen kaç kişi vardı bilmiyorum. Biri bendim' diyordu
  • Önceki gün kaldırıldığı hastanede, 94 yaşında hayata veda ederken geride 'İnsanları renklerle, desenlerle mutlu ettiği' bir yaşamöyküsü bıraktı

    İSTANBUL - Osmanlı İmparatorluğu döneminde doğdu, 'şapka devrimi'yle bugünkü Vakko'nun temelini attı. 94 yaşında hayata veda eden Vitali Hakko, geride tarih tadında bir yaşamöyküsü bıraktı.
    "Benim kuşağımın birçok işadamı, işe sıfırdan başladığını söyler. Ben sıfırdan bile başlamadım. Başladığım nokta sıfırın çok altındaydı. İyi niyetten, umuttan, geleceğe ve kendimize olan güvenden, becerimizden başka hiçbir sermayemizin olmadığı bir dönemde kendi kendimizi yetiştirdik. Genç Cumhuriyet'in ilk kuşağıydık. Bize hız veren Atatürk devrimleriydi." 1913 yılında İstanbul'da doğan Vitali Hakko, 'Hayatım Vakko' adlı anı kitabında anlattığı gibi mesleğe Cumhuriyet'in ilk yıllarında, çocuk yaşta atılmıştı. Mahmutpaşa'da Spiros adlı bir Rum'un giyim mağazasında çıraklık yapıyordu. 1925'te 'şapka devrimi'nin kabulü, onun için de dönüm noktası oldu.
    1930'ların başında, daha sonra Vakko'nun temelini oluşturacak ilk işini, kadın şapkası mağazası olan 'şen şapka'yı kurdu. Hakko, "Giyim kuşam bir renktir, bir şenliktir. Bu nedenle bizim markamız Şen Şapka'dır" diyordu. Türk toplumunu çağdaş Batı medeniyeti düzeyine ulaştırma heyecanının olduğu o yıllarda Vitali Hakko, kardeşi Albert Hakko ile birlikte ilk esin kaynağını, bu çabadan aldı. Hakko'nun deyişiyle, "Şapka devrimi, kıyafet devrimi olmasaydı, ne Şen Şapka, ne de Vakko olabilirdi." Daha sonra, kıyafet devriminin gerçekleştiği o günleri anlatırken, "Tek amacı bir gün İstanbul'un en şık giyim mağazasını kurmak olan kaç kişi vardır Türkiye'de? Bilemiyorum, ama biri bendim" demişti.
    Eşarplara sanatı taşıdı
    Şapkadan sonra 'eşarp' işine girişti. Ham ipeğin emprimeye dönüştürülmesi için Fransa'ya gönderildiği o yıllarda, Anadolu pamuklusundan, Bursa ipeklisinden, o güne kadar görülmemiş eşarplar yaratmaya koyuldu. Başta Bedri Rahmi Eyüboğlu olmak üzere ünlü sanatçılarla işbirliği yapıp onların desenlerini eşarplara yansıttı.
    'Daima en iyiyi hedef alan' Vitali Hakko için sıra 'Vakko'ya gelmişti. "Albert Yenicami mağazamızda, ben Kurtuluş'ta işimizin başındayız. İşlerimiz iyi gidiyor. Daha iyi gitmesi için neler gerekiyor diye düşünmeye başladım. 'Daha büyük bir mağaza... Gerçek bir mağaza. Ve tabii... Beyoğlu'nda bir mağaza..." 1962'de Beyoğlu'nda kurulan ve Türkiye'nin o günkü en büyük mağazası olan Vakko'nun temeli böyle atılmıştı. Sonra Batı'daki örnekleriyle kıyaslanabilecek nitelikteki, Vakko fabrikasını kurdu. Vakko'nun 'V'si Vitali'den, 'akko'su ise soyadından geliyordu. "Evet, moda alanında Batı dünyası bizden hayli ileridedir. Onunla aynı düzeye ulaşmak zor bir yolculuk gerektirebilir, ama her yolun elbette bir ilk yolcusu olacaktır. Her alanın, bir öncüsü vardır. O, Vakko olmalıdır" diyordu. 'Moda Vakko'dur' sloganı bu anlayışın özetiydi.
    Beyoğlu, uzun bir aşk hikâyesi
    Gerçek bir Beyoğlu tutkunuydu. Beyoğlu için "Uzun bir aşk hikâyesidir" diyordu. Mağazasını da burada açmıştı çünkü Beyoğlu, Vitali Hakko için çağdaş yaşamın, giyim kuşam geleneğinin, Batılı olmanın simgesiydi. 1980'li yıllarda 'Beyoğlu Güzelleştirme ve Koruma Derneği'nin kurulması için çaba gösterdi.
    Şoförü: Giderken iyiydi
    25 yıllık şoförü Haşim Mengi, Vitali Hakko'yu önceki gün saat 12.00'de bağırsak problemi nedeniyle Amerikan Hastanesi'ne götürdüğünü, yolda kendinde olduğunu ve konuştuğunu söyledi. Ancak akşam fenalaşan Hakko'nun saat 00.35'te öldüğü açıklandı. Kanser tedavisi gören Hakko için ilk tören bugün saat 11.00'de Merter'deki fabrikada yapılacak. İşadamı, saat 13.00'te Neve Şalom Sinagogu'nda yapılacak törenin ardından, Ulus Musevi Mezarlığı'nda defnedilecek. Bugün Vakko mağazaları saat 14.30'a kadar kapalı olacak.
    'Çok devir değişti, güzellik aynı'
    Ve son söz Vitali Hakko'da: "Ben resim yapamam. Beste yapamam. Şiir yazamam. Ama, insanlara renklerle, desenlerle ortaya koyacağım ve onları mutlu kılacağına inandığım bir eşarp, bir kravat, bir giysi seçip, onu gerçekleştirebilirim. Güzel sözlerle onların gönlünü alabilir, mutlu anlar yaşatabilirim. Biz eskiler bunları, gençlere anlatmakta güçlük çekeriz. Onlar da anlamakta güçlük çekerler. Bana çevremdeki gençler, oğlum dahil, sık sık, "devir değişiyor " derler. Haklıdırlar. Ne var ki, devir ilk defa değişmiyor. Ben hayatım boyunca, bu devir denen şeyin birçok defa değiştiğini gördüm. Ama ağaçlar, çiçekler, kuşlar, kelebekler değişmiyor. Güzelliğin biçimi değişiyor olabilir, ama özü değişmiyor..."


    Yolda kolumu tutup 'Bu tayyörü nereden aldın?' diye sordu
    Dostları ve iş arkadaşları, Vitali Hakko'yu anlattı:
    Leyla Umar: Vitali benim Büyükada'dan dans arkadaşımdı. Tanıdığım en terbiyeli, en cana yakın insandı. Benden yaşça büyük olduğu için "Daha neler yaşayacaksın" diye beni teselli ederdi. 50 sene öncesinden bir hatıram var: Ben hep yerli malları alırdım o zaman.
    Sümerbank'ın çok güzel yünlü kumaşları vardı, ithal kumaşlardan daha üstün kalitedelerdi. Beyoğlu'ndaki mağazadan, Kerim Kerimol'un ürettiği bir kumaştan almış ve ondan bir tayyör diktirmiştim. Bir gün yolda yürürken bir baktım, Vitali kolumdan yakaladı, "Nereden aldın bunu, Paris'ten aldın, değil mi?" dedi. "Hayır, ne Paris ne Fransa. Sümerbank'tan" dedim. Tabii yaptığı işlerin birçoğuna hayrandım ama bazı şeylerini tenkit de ederdim. Mesela, keşke yerli malı kumaş kullansaydı, daha ucuza daha çok insanı giydirseydi. Bunu kendisine de söylerdim hep.
    Yalnız Amerikalı çok zengin bir arkadaşımın yatının tüm kumaşlarını oradan aldım, bayıldı.
    'Olağanüstü sezgileri vardı'
    Ferit Edgü: Her yaşamın günün birinde ölümle noktalanacağını herkes gibi ben de biliyorum. Hele hele uzun bir hastalık söz konusu olduğunda. Ama gene de ölümü yadırgıyor insan. Özellikle söz konusu 40 yıllık bir dostun ölümüyse. Yaşamöyküsünde, birçok zengin işadamı gibi sıfırdan değil, sıfırın altından başladığını söyler ve Kemalist devrimler olmasaydı, yaşamının amacı ve simgesi Vakko'nun da var olamayacağını belirtir. Neyi bildiğini, neyi bilmediğini çok iyi bilen, sürekli bir öğrenme ateşiyle yanan biriydi Vitali Hakko. Çoğu kez, bilginin yerini sezgi alıyordu onda. Gerçekten olağanüstü sezgileri vardı. Moda ve hazır giyimde bir öncüydü. Büyük kentlerde yaşayan insanların zevklerini, yaşama biçimlerini değiştirmişti. Modaya sanatı kattı. Türk resim piyasasının ölü olduğu yıllarda, galerileriyle, koleksiyonuyla, siparişleriyle, yarışmalarıyla sanatçıların yanında yer aldı. Bedri Rahmi'nin, Eren Eyüboğlu'nun, Fikret Mualla, Abidin Dino, Avni Arbaş, Eşref Üren ve daha nicelerinin kapsamlı sergilerinin gerçekleşmesini sağladı. Bitmez tükenmez enerjisiyle son günlerine değin işini düşündü. Ondan çok şey öğrendim. Daha şimdiden hayatımda bir eksiklik duyuyorum.
    'Kimi gün kavgalı 17 yıl...'
    Deniz Adanalı: 17 sene beraber çalıştık. Rahmetli Erol Akyavaş'ın bir resim sergisi vardı. Vural Gökçaylı'yla bir defile hazırlamıştık, çıkışta oraya gittik. Orada tanıştım Vitali beyle. Tabii ki tanıyordum ama ben Ankara'da mankenlik ve sunuculuk yapıyordum. "Sizi çok takdir ederim, Türkiye için çok önemli işler yaptınız" diye konuşurken "Sen bana gelsene, yarın bir konuşalım" dedi. "Efendim..." deyince, "Yok, yok... Beraber çalışmalıyız" diye tutturdu. Ondan sonrası büyük bir aşktır. Kimi gün büyük kavgalı... Kavgalarımız bile 'İleriye doğru ne yaparız' diye yürüdü. Onun için çok üzgünüm.
    Berna Sağlam Naipoğlu: Ben aslında Cem Hakko'nun takım arkadaşıyım, bay Vitali'yi aktif hayatının son yıllarında yakaladım. Çok şey
    öğrendim. Koridorda o kadar hızlı yürürdü ki bir şey söylemek için peşinden koşmak gerekirdi. Kendini sürekli yeniler, dünyaya açık... Sohbetlerimiz benim için değer biçilemeyecek saatlerdi. Sanki benden bir şeyler öğreniyormuş gibi yapıp yüreklendirirdi. Bakmayı değil görmeyi öğrendik biz ondan.
    'Konsey adını verdiği kurulu vardı'
    Bülent Korman: 13, 14 yıl Vakko'nun reklam hizmetlerini verdim. İlişkimiz daha sonra da sürdü. En önemli özelliklerinden biri kendi elemanlarını neredeyse kendisinin yaratmasıydı. Onları başka meslekten bile olsa seçer, üzerinde ısrar eder ve ailesinin bir parçası haline getirirdi. Kendine danışmanlık yapabilecek insanlardan da 'konsey' adını verdiği küçük bir kurulu vardı. Bu konseyde yazar Ferit Edgü, rahmetli mimar Abdurrahman Hancı vardı. Ben de kendi uzmanlığım açısından bu konseyde olurdum. Birlikte çalıştığı insanlara çok sadıktı. Öbür taraftan da zor beğenen, sürekli yenilik peşinde koşan biriydi. Şıklık ve zerafet onun işiydi ama bu onun doğasıydı. Sanatçıya çok önem veren bir adamdı.
    Vakko, Beyoğlu'na veda etmişti
    Vakko, son yıllarda Beyoğlu'ndaki ünlü mağazasına ve Merter'deki fabrikasına veda etmişti. Vitali Hakko'nun satışına çok zor ikna olmasına karşın, Vakko'nun İstanbul Merter'deki 40 bin metrekare büyüklüğündeki fabrikası ve arazisi satılmıştı. Esenyurt'ta yeni fabrika kuran Vakko henüz Merter'den tam taşınmadı. Araziyi satın alan Akkom İnşaat'ın üç ortağından biri Colin's Jeans'in sahibi Nurettin Eroğlu, "Merter'deki araziyi 56 milyon dolara aldık. Bunun üzerine 50-55 milyon dolarlık bir yatırımla alışveriş merkezi veya rezidans yapacağız" demişti. Vakko ayrıca, simgesi haline gelmiş Beyoğlu'ndaki beş katlı mağazasından geçen temmuz ayı sonlarında çıkıp Nişantaşı'nda yerini almıştı.
    Cem Hakko, İstiklal Caddesi'ndeki mağazanın 5 bin metrekare büyüklüğünün avantaj olduğunu ancak tüketicilerin yatay mağazaları tercih ettiğini, Vakko'nun artık tüketicisiyle yatay zeminlerde buluşacağını belirtti. Beyoğlu ve Merter'deki değişiklikler Vakko açısından bir dönemin kapandığı ve yeni bir dönemin açıldığı şeklinde yorumlanmıştı.
    Pazarlığa son verdi resmi indirimi başlattı
  • Çin ekonomisi, Türk tekstil sektörü başta olmak üzere tüm dünyayı kasıp kavururken Çin Büyükelçisi Aiguo Song, Türkiye'den giyindiğini, takım elbiselerini Vakko'dan aldığını açıklamıştı. Song, Çin'den dönem dönem Türkiye'ye gelen işadamlarının 20 milyon dolarlık alım yapmayı planlamasına rağmen, yapılan miktarın 40 milyon doları bulduğunu belirtmişti. Song, artışta başta Vakko olmak üzere kaliteli ürün ve markaların büyük payı olduğunu da aktarmıştı. Geçtiğimiz yıllarda da George Bush ve Bill Clinton gibi dünyanın sayılı liderleri Vakko imzalı kravatlar kullanmıştı.
  • Bir Ortadoğu geleneği olarak bilinen pazarlığı kaldıran ve pazarlıksız satışı ilk uygulayan da Vakko'ydu. Gelişigüzel indirimlerin yerini düzenli ve resmi indirim günlerinin alması, satılan malın geri alınması gibi 'müşteri mutluluğu' uygulamalarında ilk adımı attı.
  • Türk tüketicisini ilk büyük moda defileleriyle o tanıştırdı. İlk sektörel moda dergi ve fuarlarının düzenlenmesine önderlik etti. Giyimin yanı sıra dekorasyon ve büyük kutlama gecelerinin organizasyonundan yabancı konukları ağırlamaya kadar pek çok alana imza attı.