Türkiye'de 'rehin kaldı'

Uçağın kargosunda babasının cenazesi vardı. Almanya'dan kalkıp İzmir'e inen uçaktaki yolcu, dönüşü zor bir sonun başlangıcında olduğunu bilmiyordu. 1969'da çalışmak için Almanya' ya giden babası Garip Deste'yi 2002'nin Haziranı'nda doğup büyüdüğü topraklara kargodaki bir cenaze olarak getiriyordu.
Haber: Celal BAŞLANGIÇ / Arşivi

Uçağın kargosunda babasının cenazesi vardı. Almanya'dan kalkıp İzmir'e inen uçaktaki yolcu, dönüşü zor bir sonun başlangıcında olduğunu bilmiyordu. 1969'da çalışmak için Almanya' ya giden babası Garip Deste'yi 2002'nin Haziranı'nda doğup büyüdüğü topraklara kargodaki bir cenaze olarak getiriyordu.
Tunceli'de bir köyde doğmuştu Mehmet Deste. Yoksul bir ailenin çocuğuydu. Babası Garip, yokluktan 'Alamancı' olmuştu.
Üniversiteye giremeyince 1979'da, 20 yaşında Mehmet de Almanya'ya gitti. Çalışmaya başladı. Evlendi, bir kızı oldu. Geri dönmeye niyeti yoktu. 2001'de Alman vatandaşı oldu. Hiçbir sabıkası yoktu. Geçirdiği güvenlik soruşturmasından 'temiz' çıkınca almışlardı yurttaşlığa Almanlar.
Yaşamı kâbusa dönüyor
Bir hastanede hastabakıcı olarak çalışıyordu. Emekli olan babası da Münih'e yakın bir kasabada oturuyordu. Bir gece aniden rahatsızlandı. Geçirdiği üç ameliyattan sonra yaşamını yitirdi. 2002'nin 17 Haziranı'nda babasının cenazesini Türkiye'ye getirir Mehmet Deste. Yaşamının bir kâbusa dönüşmesi de işte o zaman başlar.
"Babamın cenazesini Denizli'de toprağa verdik. Önceden tanıdığım Ömer Güner, Kuşadası'nda otel işletiyordu. Cenazeyi getirmeden önce kendisine telefon ettim. İzmir'den Denizli'ye gitmek için araba istedim. Havaalanına getirdi arabayı. Babamı defnettikten sonra arabayı vermek için Kuşadası'na gittim. O akşam Mehmet Bakır'la tanıştım. Kendisinin de Almanya'da yaşadığını, gazeteci olduğunu söyledi.
Sohbet ilerledikçe hemşerim olduğunu öğrendim. İyice kaynaştık. Altınoluk'ta yazlığı olduğunu, otobüsle oraya gideceğini söyledi. Ben de kendisine otel sahibinden arabayı alarak birlikte gitmeyi önerdim. Onu bıraktıktan sonra dönecektim."
Gözaltında işkence başlıyor
Kahvaltıdan sonra yola çıkarlar. İzmir'in Menemen ilçesi yakınlarında yollarını polis keser. Üstleri ve araçları aranır. Kimlikleri alınır. Kısa bir süre sonra kendilerini İzmir'deki Terörle Mücadele'de bulurlar.
Mehmet suçlarının ne olduğunu, neden gözaltına alındıklarını bilmemektedir.
"Gözlerim bağlı, sorgu odasına alındım. Bir ihbar sonucu gözaltına alındığımı söylediler. Aileme haber vermemi ve avukatla görüşme talebimi reddettiler. Alman vatandaşı olmama rağmen konsolosluğa haber verme isteğim de geri çevrildi. Dört gün fiziki ve psikolojik işkence gördüm.
Kuvvetli bir ışık altında havasız bir hücrede tutuldum. Aç ve uykusuz bırakıldım. Belli aralıklarla sorgu odasına götürüldüm. Dayak yedim, küfür ve hakarete uğradım. Çırılçıplak soyularak hayalarım sıkıldı. Tecavüz girişiminde bile bulundular. Gördüğüm işkence sonucu sağlığım bozuldu.
Benden Bolşevik Parti-Kuzey Kürdistan /Türkiye adlı örgütün üyesi olduğumu kabul etmemi, bazı eylem ve sorumlulukları üstlenmemi istiyorlardı. Böyle bir örgütle ilgim yoktu. Suçlamaları kabul etmedim. İstedikleri ifadeyi de vermedim."
Yargı çalışmıyor, sıra AİHM'de
13 Temmuz 2002'de tutuklanarak Kırklareli F Tipi Cezaevi'ne konulur Mehmet. Sorgu hâkimliğinde işkencenin saptanması için Adli Tıp'a sevkini ister ve suç duyurusunda bulunur. Talepleri geri çevrilir.
Avukatları İzmir Savcılığı'na suç duyurusunda bulunur. Takipsizlik kararı verilir. İç hukuk kapanınca AİHM'ye başvurur.
Alman vatandaşı olduğu için talebi üzerine başkonsolosluk cezaevi yönetimine başvurarak Mehmet'in, Ege Tıp Fakültesi'ne sevkini ister. Cezaevi, başkonsolosluğun başvurusunu İzmir Cumhuriyet Savcılığı'na yansıtır. Savcılık Adalet Bakanlığı'na yazar. Olumlu yanıt gelince savcılık 10 ay süren hazırlık soruşturmasından sonra dört polis hakkında dava açar.
Sekiz ay sonra gelen sevk
Mehmet işkenceden tam sekiz ay sonra Tıp Fakültesi Hastanesi'ne sevk edilir. Bu arada altı ay cezaevinde yatmış ve tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilmiştir. Cezaevinden çıkar çıkmaz da İzmir Tabip Odası'na başvurarak yardım talebinde bulunmuştur. Yapılan tedavisinden sonra bir rapor da Tabip Odası tarafından verilir. İki raporda da Mehmet'in fiziksel ve ruhsal işkence gördüğüne ilişkin anlatımlar vardır.
Mehmet'in DGM'de başlayan, Yargıtay'a giden, bozma kararıyla dönen, bu arada kaldırılan DGM'lerin dönüştüğü ağır ceza mahkemesinde süren yargılaması 'silahlı örgüt üyeliği/silahsız örgüt üyeliği', 'örgüt kuruculuğu/örgüt yöneticiliği' karmaşasında sürer gider. İddianamede 1981'de kurulduğu savlanan örgütün eylemlerinin toplamı 'yedi kuşlama ve trikleme'dir. Yani çeşitli sloganların yazılı olduğu küçük kâğıtlarlarla propaganda yapmak.
İzmir DGM, 27 Temmuz 2003'te Mehmet'i dört yıl iki ay hapse mahkûm eder. Savcı 'örgüt üyeliği'nden mahkûmiyet istemiş, mahkeme 'örgüt kuruculuğu'ndan ceza vermiştir. Ancak örgütün nerede, nasıl kurulduğu bile belli değildir. Mehmet'in yurtdışına çıkışı da yasaklanmıştır. Yargıtay, kararı esastan bozar. Örgütün niteliğinin de yeniden belirlenmesini ister.
Ancak bu arada DGM'ler kaldırılmıştır. Bu kez DGM'lerin yerine kurulan ağır cezada yargılanır. Mehmet. Savcı beraatını ister. Mahkeme ise 12 Ekim 2004'te Mehmet'i 'yasadışı örgüt üyeliği'nden iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırır. Şimdi dosya yeniden Yargıtay'a gidecek. 28 aydır yaşadığı kâbusa isyan ediyor Mehmet:
Kaybettiklerini kim verecek?
"Verdiğim hukuk mücadelesinden kimi çevreler rahatsız oluyor.
İşkencecilere dava açılması, onları kızdırıyor. Haksızlıkları kamuoyuna duyurmam istenmiyor. Bu nedenle bazen taciz ediliyorum. Bu ülkede rehin tutuluyor olmanın getirdiği huzursuzluk dışında bir de can güvenliğim konusunda büyük rahatsızlık yaşıyorum.
Delilsiz gözaltına aldılar, haklarım ihlal edildi, terörist olarak teşhir edildim, gözaltında işkence gördüm, altı ay hapis yattım ve iki yılı aşkın süredir vatandaşı olduğum, ikamet ettiğim Almanya' ya gitmeme izin verilmiyor. Yani işkence sürüyor."
Mehmet, Türkiye'den çıkamadığı için 24 yıldır yaşadığı ve vatandaşı olduğu Almanya'daki işini kaybetmiş. 17 yıldır oturduğu evinden çıkarılmış. Almanya'da yaşayan 22 yaşındaki kızı Derya'yı ancak Türkiye'ye gelirse görebiliyor. Hakkındaki karar kesinleşene kadar İzmir'de yaşamak zorunda olduğu için bir ev tutup yerleşmiş. Başına daha nelerin geleceğini bekliyor. Eli kanlı bir katil, 'devlet için kurşun sıkan' bir çete üyesi değil ki birileri çıkıp ona 'yeşil pasaport' versin.