Türkiye'nin transatlantik ufku

Küresel krizin ötesine geçmeye çalışan Batı artık eski Batı değil. G20 dünya nüfusunun üçte ikisini, ekonomisinin yüzde 90'ını temsil ediyor.
Haber: BAHADIR KALEAĞASI / Arşivi

Yirmi küsur yıl önce, ‘Transatlantik İlişkiler’ konusu Avrupa ve Amerika’da üniversitelerde akademisyen olduğum yıllarda öncelikli bir alandı. Uluslararası ekonomik ilişkilere stratejik üçgen egemendi: ABD, Avrupa ve Japonya. Sovyetler dağılıyor, Batı rakipsiz bir şekilde tek kutuplu bir küresel düzeni şekillendirmeyi umuyordu. Aradan geçen zamanda çok şey değişti gezegende: İnternet, Çin, 11 Eylül, karbondioksit, Putin, Arap mevsimleri, G20, kaya gazı… 

Yeni Batı

Küresel krizin ötesine geçmeye çalışan Batı artık eski Batı değil. G20 dünya nüfusunun üçte ikisini, ekonomisinin yüzde 90’ını temsil ediyor. Fakat kendi içinde önemli öncelik ve yaklaşım farklılıkları olan bu grubun yeni bir küresel yönetime dönüşmesi zaman alacak. Bu arada, ABD ve AB arasındaki derin ilişkiler son yıllarda Transatlantik Ekonomik Konsey (TEC) ile pekiştiler. Ticarette engellerin kaldırılması, mevzuatların yakınlaşması ve yatırım ortamı alanlarında çok önemli ilerlemeler başarıldı. Son olarak 2013’te Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) müzakereleri ile yeni bir aşamaya gelindi. Belki de ufukta bir Transatlantik Ortak Pazar var.
Dünyanın diğer ülkeleri bu derin ortaklıktan doğrudan etkileniyor. Hemen hemen tüm ülkelerin en önemli ticaret veya yatırım ortağı ya AB ya da ABD. Bu nedenle uluslararası ticaret kuralları ve standartları esas olarak Washington-Brüksel ekseninde belirleniyor. Avrupa Birliği’ndeki ABD yatırımları, Asya’dakilerden üç katı. Belçika gibi küçük bir Avrupa ülkesinde bile Çin’dekinden daha fazla ABD yatırımı var. Aynı şekilde, ABD’deki AB yatırımları da muazzam: Çin ve Hindistan’daki AB yatırımlarının sekiz katı. Bu verilerin küresel izdüşümü ise konunun önemini daha da iyi vurguluyor. Dünya ekonomisi ölçeğinde, ABD artı AB eşittir:
Küresel toplam GSH’nin yaklaşık yarısı, ticaretinin üçte biri;
Araştırma-geliştirmenin yüzde 58’si;
Yılda 120 miyar dolar ile kalkınmakta olan ülkelere en önemli yardım kaynağı.
Transatlantik gelişmelerle eşzamanlı olarak bir dizi başka açılım da devrede. ABD önderliğinde Trans Pasifik Ortaklık (TPP) süreci de hızlandı. Buna Japonya da dahil oldu. Tokyo aynı zamanda Brüksel ile de serbest ticaret anlaşması müzakereleri aşamasında. AB ayrıca G.Kore, Hindistan’dan sonra Güneydoğu Asya ve Latin Amerika ülkeleri ile ticaret anlaşmalarını çoğaltmakta. Böylece, özellikle demokrasi ve piyasa ekonomisi niteliğine sahip ülkeler arasında bir nevi ‘Yeni Batı’ şekilleniyor.
Bu ‘Yeni Batı’ için en önemli küresel konuşlanma ise Çin’e karşı olmakta. Yeni bir ‘soğuk savaş’ değil elbette söz konusu olan. Çin’in AB, ABD ve Japonya gibi dev ekonomilerin ilişkileri bir kutuplaşmayı dışlayacak derecede derin. Fakat Çin’in uluslararası standartlara, rekabet koşullarına, devletin ekonomideki rolüne, temel özgürlük ortamına ve toplumsal açılım beklentilerine daha hızlı ve iyi uyum sağlaması 21. yüzyılın en önemli küresel bahisleri arasında. TTIP ve TTP bu yönde çok etkili olabilir. 

Türkiye ’nin transatlantik ekseni 

Türkiye transatlantik ortaklık konusunda geç kaldı. Yıllardır bu sürece bir şekilde katılımı savunduk. AB ile Türkiye arasındaki gümrük birliği, ilerlemekte olan mevzuat uyumu, tam üyelik hedefi ve ABD’nin de Türkiye’nin AB üyeliğine olan siyasi desteği dikkate alındığında, Türkiye transatlantik ortaklığın doğal bir üyesi olarak beliriyor. Şimdi TTIP müzakereleri ile gelinen aşama yeni bir fırsat penceresidir. Eşzamanlı olarak ABD ile bir serbest ticaret anlaşmasına başlarken, TÜSİAD Başkanı Muharrem Yılmaz’ın önerdiği üzere, TEC’ye ve TTIP görüşmelerine Türkiye bir şekilde dahil olmalıdır. Bu konu çok boyutlu:
İkili ticaret: AB, ABD ve bu ülkelerin üçüncü ülke ortakları ile Türkiye arasındaki ticaretin sektörel etkileri Türkiye açısından olumsuzluklar içeriyor. Türkiye AB ile gümrük birliği uyarınca AB’nin dış ticaret politikasına uyumlu olmak zorunda. Ayrıca AB ile ekonomik mevzuat uyumunda da ileri bir noktada. Bu açıdan Meksika ve Kanada’nın ABD ile NAFTA ortaklığına simetrik bir durum söz konusu değil.
Dünya ticareti: TTIP ve TPP ikili ticaret eksenleri gelişirken DTÖ nezdindeki çok taraflı süreç bir süre geri plana düşecektir. Bu iki ekonomik ittifak ile artık dünya ticaret ve yatırım standartları daha hızlı gelişebilir. Bunun Türkiye’nin uluslararası ekonomideki konumuna yansımaları önemli.
Türkiye’nin ekonomik çekim gücü ve marka değeri TTIP’nin bir şekilde içinde yer almasından olumlu etkilenir:
Uzun vadeli ihracat bağlantıları ve kâr payı
Yabancı sermaye yatırımları için istikrar ve cazibesi
Turizm sektöründe ürün olarak markası, pazarlama gücü, fiyatlandırma payları
Uluslararası şirketlerin teknoloji ağırlıklı üretim ve Ar-Ge birimleri için ülke seçimlerinde avantaj
Vize kolaylığı
2020 İstanbul Olimpiyatları ve Expo 2020 İzmir gibi uluslararası girişimler.
Türkiye’nin uluslararası markası: ‘Batılı, transatlantik ortaklık içinde, AB üyeliği sürecinde, Avrupa standartlarında ve aynı zamanda Asyalı dinamizm ve girişimcilik sahibi ülke, Batı’nın Avrasya merkezi’
Türkiye ve Yeni Batı: Ekonomiyi aşan, demokrasiden toplumsal kalkınmaya geniş bir yelpazede siyasi bir perspektif söz konusu. TTIP’den dışlanan bir Türkiye’nin ekonomik kayıpları sadece maddi değil aynı zamanda Türk toplumunun geleceğini Batı dünyası içinde tasarlaması açısından da olumsuz etkiler yaratacaktır. Brookings/TÜSİAD Kıdemli Araştırmacısı Kemal Kirişçi bu noktayı bir ‘Batı demokrasi değerlerinin Türkiye ve çevre ülkelerdeki etkisi bahsi’ olarak vurguluyor.
Bu veriler ışığında, ideal seçeneklerden birinin ana unsurları şunlar olabilir:
Türkiye mevcut TEC ve TTIP’ye ortak veya gözlemci ülke olur.
TTI anlaşmasının ‘AB ile gümrük birliği içindeki ve müzakere sürecindeki tüm ülkelere, onların tek taraflı iradesi ile açık olacağını’ öngören bir madde olacağı ilan edilir (veya başka bir eşdeğer ifade).
Bu durumun uluslararası iletişimine özen gösterilir. Türkiye’nin transatlantik eksene dahil olması ülkenin ekonomik çekim gücü açısından iyi değerlendirilir.
Bu arada Türkiye ve AB tam üyelik müzakerelerine acil olarak ivme kazandırmayı ihmal etmezler.
Paralel olarak ABD ile serbest ticaret anlaşması görüşmeleri de sürer.
TÜSİAD Washington Temsilcisi Barış Ornarlı, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin Senato’da 2014 Dışişleri bütçesi konusunda düzenlenen oturumlardaki beyanlarının bu yönde güven verici bir yeşil ışık olduğuna dikkat çekiyor. Türkiye’nin Transatlantik Ortaklık içinde yer alması her tarafın yararına olacak. Türkiye mevzuat uyumu ve dış ticaret politikası ile esas olarak Avrupa tek pazarına ait bir ekonomidir. Dünya ülkeleri de ticaret ve yatırımlarında Türkiye’ye bu çerçevede yaklaşıyorlar. Türkiye için ise demokratik ve ekonomik kalkınmanın ana yörüngesinde Yeni Batı ufku giderek belirginleşiyor.