Türkiye'nin yakasındaki katliam

Tam bileğinden kopmuştu ayak. Havaya kaldırınca, içinden kirli beyaz bir sıvı damladı. Dışı yanmış, kavrulmuş. Yarılan etin altından kemikleri görünüyor.
Haber: Celal Başlangıç / Arşivi

Tam bileğinden kopmuştu ayak. Havaya kaldırınca, içinden kirli beyaz bir sıvı damladı. Dışı yanmış, kavrulmuş. Yarılan etin altından kemikleri görünüyor.
Döşemeden alınan kopuk ayak, minibüsün kaportası üzerine konuluyor. Tırnakları biraz uzamış mı ne! Kaporta elek gibi. Kurşunlar delip geçmiş. Minibüs pas rengi bir külçe olarak duruyor; içindekilerle birlikte yakılmış.
Kopuk ayağın yanına yarısı yanmış, patlak bir bot konuluyor. İçinde kemik kırıntıları ve astarına yapışmış yanık insan derisi var. Belli ki bir süre önce kopuk ayakla iç içelermiş.
Yanık bir kemik parçası daha çıkıyor minibüsün içinden. Kimine göre bir insan dirseği, kimine göre de dizi. O da yanmış kopuk ayakla patlak ve yanık botun yanına konuluyor.
Manzara dehşet verici
İngiliz yazar Bernice Rubins belki de en çok şaşıranlarımızdandı:
"Her şey bana masal gibi geliyor."
Türk kökenli Alman Milletvekili Cem Özdemir 'Gördüklerime inanamıyorum' diyordu.
Görüntü dehşet vericiydi. 'Katliama yolculuk' 1996'nın 22 Ocak'ında başlamıştı İstanbul'dan Güçlükonak'a doğru ve katliamın yapıldığı yerde gördüğümüz ilk manzara buydu.
Dicle Nehri'nin kıyısındaki daracık toprak yoldaydık. 4.5 kilometre gerimizde Taşkonak Taburu, iki kilometre ileride Koçyurdu Karakolu. Yolun bir tarafı 10 metrelik uçurumdu. Aşağıya giden Dicle'nin dibini boylardı. Yolun diğer tarafında ise 50 metre yüksekliğinde sarp kayalar var. Nehrin tam karşısındaki tepelerde Dargeçit korucuları mevzilerinden dürbünle bulunduğumuz yere bakıyor.
Vurdular, yaktılar
İşte tam bu noktada 15 Ocak 1996'da Koçyurdu Köyü'nün minibüsüne bir saldırı yapılıyor. Minibüs şoförü Beşir Nas aracın dışında kurşunlanarak öldürülüyor. Minibüste bulunan dördü korucu 10 yurttaş ise aracın içinde kurşunlanıyor. Aracın ateş alması sonucu cesetler tanınamayacak duruma geliyor.
Genelkurmay Başkanlığı bölgede onca yaşanan katliama karşın bir ilki gerçekleştiriyor ve Ankara'dan aldığı yerli ve yabancı gazetecileri uçakla Diyarbakır'a, oradan da helikopterle Güçlükonak'a getiriyor. Katliamı PKK'nın yaptığı ve örgütün böylece 15 Aralık 1995'te ilan ettiği ikinci ateşkesi bozduğu açıklanıyor.
PKK mı yaptı, askerler mi?
Olay yerinde gazeteciler ancak 20 dakika kalıyor ve resmi açıklamayla yetinmeleri isteniyor. Hiçbir köylüyle, öldürülenlerin yakınları ya da çevredeki korucularla görüştürülmüyorlar. Dönüşte de özellikle televizyonculardan çektikleri görüntüleri gece değil öncelikle akşam haberlerine yetiştirmeleri 'rica' ediliyor.
Haberin medyada, 'İşte PKK katliamı', 'PKK ateşkesi yine bir katliamla bozdu' gibi başlıklarla yayımlanmasından sonra Siirt'ten, Güçlükonak'tan, öldürülenlerin yakınlarından haberler gelmeye başlıyor; 'Katliamı PKK yapmadı' yolunda. Hatta Güçlükonaklılar yakınlarının askerler tarafından öldürüldüğünü iddia ediyor. Köylüler öldürülenlerin bir kısmının bir süredir gözaltında olduğunu, bir kısmının da olay günü sabahı evlerinden alınarak 'göreve' götürülen korucular olduğunu söylüyor.
Bunun üzerine yola düşüyor 'Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu' 1996'nın şubat ayında. Heyette yazarlar, sanatçılar, gazeteciler, insan hakları savunucuları, bilim adamları var. İngiliz PEN'in başkan yardımcısı da bulunuyor heyette, Türk kökenli Alman milletvekili de.
Gerçekler, açıklanandan farklı
Olay yeri inceleniyor, OHAL Valiliği ve öldürülenlerin yakınlarıyla görüşülüyor. Görüntüler, fotoğraflar, ses kayıtları alınıyor. Heyet, İstanbul'a döner dönmez gazetecilere brifing veriyor ve incelemenin sonuçlarını açıklıyor:
1. Öldürülen yurttaşlar Genelkurmay yetkililerinin iddia ettiği gibi Taşkonak Köyü'nden Koçyurdu Köyü'ne giden köylüler ve korucular değil. Çünkü Taşkonak tümüyle boşaltılmış bir köy. Köyde yalnızca Taşkonak Taburu var.
2. Genelkurmay'ın bölgeye götürdüğü gazetecilere yaptığı açıklamalarda gizlediği bir gerçek çalışma grubumuz tarafından yerinde saptanmıştır. Buna göre, öldürülenlerden altısı 10-12 Ocak arasında gözaltına alınmış ve olay gününe kadar Taşkonak Taburu'nda tutulmuş.
3. Diğer beş kişi ise olay günü olan 15 Ocak' ta Koçyurdu Köyü'ndeki evlerinden askerler tarafından alınarak göreve götürülen dört korucu ile bir minibüs şoförüdür.
4. Olay yerinde yaptığımız incelemede, Genelkurmay yetkililerinin verdiği bilgi ile işin gerçeğinin çeliştiği görülmüştür. Araçta bulunan korucuların tek silah atmadan öldürülmesi ve minibüsün olay yerinden kaçamaması, Genelkurmay açıklamasında 'İlk anda minibüs şoförünün öldürülmesi, bu yüzden minibüsün durması' olarak gösterilmişti. Ancak yanmayan tek ceset minibüs şoförüne ait ve o da aracın dışında bulundu. Diğer öldürülen 10 kişinin cesedi aracın içinde yakılmış. Nasıl oluyor da minibüs şoförü ilk vurulan kişi olduğu halde cesedi yanmıyor ve araç dışında bulunuyor?
Askerler korucuları engelledi
5. Genelkurmay'a göre olaya, PKK telsizinden duyulunca müdahale edilmiş. Oysa minibüsün yakıldığı yer Taşkonak Taburu'na 4.5, Koçyurdu Karakolu'na iki kilometre mesafede. Zaten silah sesleri duyulur duyulmaz köylüler olay yerine gitmek istemiş, Koçyurdu Köyü'nden minibüsün dumanları anında görülmüş. Bu nedenle olaydan haberdar olmak için PKK telsizini dinlemeye ihtiyaç yok. Olay köye ve karakola bakınca görülecek, silah patlayınca duyulacak bir uzaklıkta olmuştur.
6. Silah sesleri duyulur duyulmaz Koçyurdu Köyü korucuları birkaç kilometre uzaklıktaki olay yerine gitmek istemiş, ancak askerler tarafından engellenmişler.
7. Yedi kilometrelik yolun bir ucunda tabur, diğer ucunda karakol var. Yolun bir yanında Dicle Nehri, diğer yanında da sarp kayalıklar bulunmakta. Olay yerinin karşısındaki tepelerde korucu mevzileri var. Böylesine sıkı korunan bir coğrafyada PKK eylem yapıp nasıl kaçabildi?
8. 11 kişi öldürüldükten sonra büyük bölümünün kimlikleri askerlerce ailelerine dağıtılmış. Gözaltındaki altı kişinin, serbest bırakıldıklarında kimliklerini taburda unuttukları varsayılsa bile, o gün göreve çağrılan, öldürüldükten sonra cesetleri yakılan bir şoförle beş korucunun kimliği sapasağlam ailelerine nasıl teslim edilmiş? O gün göreve çağrılan beş kişinin kimlikleri askerlerde ne aramaktadır?
Sonuç: Katliam devlet işi
İncelememiz de göstermiştir ki, yukarıda sayılan koşullar ve olayın meydana geliş biçimi olarak PKK'nın böyle bir eylemi gerçekleştirmesi olanaksız. İnceleme ve araştırma sonucunda katliamın PKK tarafından değil devlet güçleri tarafından yapıldığı ortaya çıkmıştır.
Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu bu açıklamayla yetinmedi. Savcılığın görevsizlik kararıyla dosyayı gönderdiği Diyarbakır DGM'ye, OHAL Valiliği'ne, İçişleri Bakanlığı'na, Genelkurmay Başkanlığı'na defalarca suç duyurusunda bulundu. Ancak olayda soruşturmayı derinleştirmek yerine, suç duyurusunda bulunanlar hakkında dava açma yoluna gidildi.
Olayla ilgili açıklama yapan köylülere baskı yapıldığı, gözaltına alındıkları yolundaki haberler üzerine bir ay sonra Güçlükonak'a bir kez daha gidildi. Köylüler defalarca İstanbul'a gelip basın toplantısı düzenledi, öldürülen yakınlarının katillerinin bulunmasını istedi. Yine hiçbir kurumdan tek bir ses çıkmadı.
Yalnızca öldürülenlerin yakınları adına Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı, AİHM'ye başvurunca olayın üzerinden dokuz ay geçmesine karşın bazı mağdurların ifadesi alındı.
DGM sustu, AİHM devrede
Dosya yedi yıldır Diyarbakır DGM'de bekliyor. Onca iddiaya, suç duyurusuna, delillere ve yapılan açıklamalara karşın hiçbir adli ve idari soruşturma doğru dürüst yapılmadı. Göstermelik soruşturmalarla olay örtülmeye çalışıldı.
Ancak AİHM, köylüler adına yapılan baş-vuru üzerine iddiaları değenlendirdi, Türkiye' nin savunmasını aldı ve başvuruyu kabul etti.
Elindeki diğer belgeleri göndermesi için de Türkiye'ye 5 Kasım 2003'e kadar süre tanıdı.
Aradan geçen süre, insana, yurttaşının nasıl öldürüldüğünü araştırma gereği bile duymayan bir anlayış olduğunu gösteriyor. Katliamdan geriye, dört bir yana savrulan hayatlar ve babasının, kardeşinin, oğlunun katillerini ülkesinin kurumlarıyla arayamadığı için AİHM'ye başvuran Güçlükonak köylüleri kaldı.
Köylüler mücadelede kararlı
AİHM'nin davayı kabul etmesi üzerine köylüler, ceplerinde yol parası bile olmadığı halde İstanbul'a gelerek TOHAV'da davayı yürüten avukat Selim Okçuoğlu ile toplantı yaptı. Güçlükonaklılar yalnızca öldürülen yakınlarının katillerini bulmak için değil, bu ülkenin yaşadığı karanlık bir sürecin aydınlanması için de davalarını sonuna kadar sürdürmeye kararlı.
Daha yapacak çok iş var. Çünkü bu ülkenin tarihinde aydınlatılmaya muhtaç daha çok karanlık süreçler var. Ama yine de Usta'nın dediği gibi 'Yeter ki siz enseyi karartmayın.'