Türklerin ölümüne fetva verildi

Gazeteci Faik Bulut, "Devlet 20 bin Hizbullahçının varlığını biliyordu. Bunların 3 bini yakalandı. Peki 17 bin Hizbullahçı nerede" diye soruyor.
Haber: NEŞE DÜZEL / Arşivi

NEDEN? Faik Bulut
Karmakarışık bir dünyada yaşıyoruz. Özellikle Irak, her türlü amacın ve niyetin birbirine karıştığı bir cinayet bataklığına dönüştü. Faik Bulut'un deyimiyle, 'Irak 1970'lerin Lübnan'ı gibi. Orada herkes birbiriyle hesaplaşıyor'. Bu hesaplaşmalar içinde Müslüman Türk şoförleri de öldürülmeye başlandı. Üstelik öldürenler de, video kayıtlarından anladığımız kadarıyla Müslüman Türkler. Irak'ta Müslüman Türklerin Müslüman Türkleri niye öldürdüğünü, bu katillerin kim olduğunu, kimler tarafından kullanıldığını, kimin denetiminde olabileceklerini, üyesi oldukları söylenen Hizbullah'ın durumunu, Hizbullah militanlarının bağlantılarını ve niye yakalanmadıklarını, Ortadoğu bölgesini, İslam dünyasını ve İslamcı örgütlerin yapısını çok yakından izleyen araştırmacı yazar Faik Bulut'la konuştuk. Kendisi de 1971'de Filistin'e giden ve El Fetih kamplarında askeri eğitim gören, daha sonra Filistin Kurtuluş Örgütü üyesi olmaktan ötürü İsrail'de yedi yıl hapis yatan Faik Bulut, 1980'de Türkiye'ye döndü ve gazeteciliğe başladı. Daha çok Ortadoğu, Irak, İslam ve tarikatlar, İslamcı örgütler ve Kürtler üzerine araştırmalar yapan Faik Bulut'un bugüne kadar 24 kitabı yayımlandı.

Ortadoğu'da gene tuhaf şeyler olmaya başladı. Irak'ta Iraklılar Amerikalılarla çatışırken, birdenbire Türkler Türkleri öldürmeye başladı. Öncelikle kim o yüzleri maskeli Türkler? Bir bilginiz ya da tahmininiz var mı?
Tahminlerim var tabii ama önce şu bilinmeli. Irak'ta sadece Iraklılarla
Amerikalılar savaşmıyor. Suriye'nin, Suudi Arabistan'ın, İran'ın, hatta Filistin'in ve Avrupa'nın da Amerika'yla savaşı var orada. Irak'ta vekâleten bir savaş dönüyor, herkes birbiriyle hesaplaşıyor. Birbirinden kopuk olmayan iç içe geçmiş bu küçük savaşlar, genel olarak Amerika'nın işgali ve Iraklıların da Amerikan işgaline direnişi şeklinde yansıyor. Irak, 1970'lerin Lübnan'ı gibi.
Irak'ta şimdi de Türkler Türklerle mi savaşmaya başladı peki? Türkleri öldürmeye başlayan yüzleri maskeli Türkler kim?
Küreselleşen dünyada terör örgütleri de, sermaye gibi sınır tanımıyor. Artık tek uyruklu militanlardan oluşan bir terör örgütü yok. Afganistan'da başlayan, Çeçenistan'da devam eden, Bosna Hersek'te zirveye ulaşan İslamcı militan trafiği işte bugün Irak'ta yaşanıyor. İslam enternasyonalizmi diyebilirsiniz buna. Çeşitli ülkelerden insanlar, Türkiyeli, Suriyeli, Yemenli, Mısırlı olabilir, gidip İslam adına savaşıyorlar. Bunu yapmak için, 1980'lerden 2000' lere kadar ki süreçte, Türkiye'den on beş bin kişi İran'a ve Afganistan'a ideolojik, askeri eğitim almaya gitti.
Devlet bu kişilerin kim olduğunu bilmiyor mu?
Bunu herkes bilir. Bu kişiler, Güneydoğu'da Hizbullah, Ceyşullah, Ensarullah gibi adlarla ortaya çıktı sonra. Yapılan Hizbullah operasyonlarında işin Güneydoğu'yu da aşıp, Konya, Antalya, Mersin ve İstanbul'a kadar uzandığı görüldü. Ama işin garip tarafı, 'arınmış İslam' adına yola çıkan bu örgütler, içlerinde istihbarat örgütlerinin cirit attığı, eroin ve silah işi yapan, taşeron eylem gençekleştiren, içinde mafyayı barındıran mafyavari teşkilatlara dönüştüler. İşte bütün bu radikal İslamcı gruplar, Türkiye'de genel anlamda Hizbullah diye biliniyor. Bugün bunlar için Irak'a gitmek, Çeçenistan'a gitmekten çok daha kolay oluyor. Muhtemelen Irak'ta Türkiye'den giden Hizbullah militanları var.
Şimdi bu Hizbullah mı yüzüne maske takıp Irak'ta Türk şoförlerini öldüren?
Üç ihtimal var. Birinci varsayım Hizbullah'tır. Öldürülen şoföre Alevi olup olmadığı sorulmuş. Çorum'dan birinin Alevi olup olmadığıyla diğer ülkelerin İslamcı militanları hiç ilgilenmez ve bu meseleyi bilmez de. Olayla ilgili şimdi adı geçen Azat Ekinci ve Habip Aktaş'ın isimleri, kamuoyunda El Kaide bağlantılı İstanbul patlamalarıyla duyulmuştu. Bunlar o sırada kaçıp yok oldular. Oysa çok daha önce Hizbullah'a karşı yapılan Beykoz operasyonlarında bu adamlar yakalanmıştı. Ama bir süre sonra serbest bırakıldılar. Bunlar nereleri dolaştılar, Ortadoğu'da kimlerle
ilişkideler, bu adamların ve benzerlerinin izi sürülürse, Türk uyrukluları kaçıranların, öldürenlerin örgütsel yapısı bir ölçüde bilinebilir. Hizbullah anlayış ve hedef olarak El Kaide'nin Türkiye'deki varyantıdır, türevidir.
Cinayette ikinci ihtimal nedir?
Bu biraz zayıf ama, İslami dayanışma için Irak'a gidenlerin bireysel eylemi olabilir. Üçüncü ihtimal de, Türkiye'de öğrenim görmüş Araplar bunu yapmış olabilir. Ben Irak'ta İslamcı ya da panarabist direnişe katılan bir sürü Türkiye'de okumuş Arap gördüm.
İslamcı teröristler, niye bir Türk şoförünü öldürdüler?
İslamcılar, Irak'a ilk başta direniş için gitti. Bugün ise yeni bir aşamadalar. Irak'ta küçük küçük kurtarılmış bölgelerde, İslam devletçikleri yaratmaya çalışıyorlar. Bunun için de, Amerika'ya askeri, siyasi, ekonomik her türlü yardımı önlemek istiyorlar. Dikkat edin, Türkiye'yi henüz İtalya gibi 'Gelir sizi patlatırız' diye tehdit etmiyorlar, Türkiye'ye sadece, 'Bizim çöplüğümüze gelmeyin, Amerikalılara yardım etmeyin, işgali sürdürmelerine lojiktik destek vermeyin' diyorlar. Ayrıca Türk basınında, 'Amerikalıları biz giydiriyoruz, yediyoruz' türünden çıkan haberler de 'Bunlar Amerika'nın işbirlikçisi' diye onları provoke ediyor.
Bunun gizlenmesi mümkün değil ki. Irak'a ihracatımız 1.5 milyar doları bulmuş. Şu anda 10 bin Türk şoförü Irak'taymış.
Ama bunu söyleme üslubu önemli. Şu anda şoförler dahil Irak'ta 12 bin kadar Türk çalışıyor. İslamcı direnişçilerin, örgütlerin ise üç fetvacıbaşı şeyhi var. Militanlar, öldürmelerde mutlaka bu fetvalara dayanıyor. Üç fetvacıbaşıdan biri olan Şeyh Ayn Şems daha yeni 'Bizim yolumuza bir Türk dahi çıksa, bizi Irak'ta engellese, biz bu Türkü öldürmekten çekinmeyiz' diye bir fetva verdi ve şoförün öldürülmesi hemen bu fetvanın ardından geldi.
Dünyanın bütün büyük istihbarat teşkilatları, Türk istihbaratı da dahil, herhalde şu anda Irak'ta cirit atıyor. Ama bizim tescilli katillerimizin bir Türkü öldürmeye hazırlandığından kimse haberdar olmuyor. Bu mümkün mü?
Mümkün. Hizbullah militanlarının Bağdat'a gittiğini bilir ama tam nerede olduklarını, Murat Yüce diye bir vatandaşımızı öldüreceğini bilmeyebilir. Ayrıca Türkiye'de Hizbullah vahşeti önlenebildi mi ki, Irak'taki önlensin? Burada daha da önemli bir soru var. Beykoz operasyonunu da kapsayan birinci Hizbullah operasyonunda, Azat Ekinci gibi bir sürü Hizbullah militanı yakalandı. Bunlar geçmişte devletin bazı odakları tarafından ya da kendini devlet yerine koyan odaklar tarafından himaye edildi. Bunlar yakalandı ve sonra serbest bırakıldı. Bunların nereye gideceği, ne yapacağı bilinmiyor muydu? Hizbullah militanlarının Türk uyruklulara yöneleceği, boş durmayacağı biliniyordu. Bunlar niye bırakıldı? Bu her zaman karanlıkta kalacak bir nokta işte.
Karanlıkta kalacak tam nedir?
Şudur. Hizbullah adı altında Irak'a gidenlerin sadece İslami bir dava uğruna gitmediğini, aslında onların, birilerinin istihbarat elemanı olarak da örgütlenebileceğini düşünüyorum. Bu, Türk istihbaratı olur, başka istihbarat örgütleri olur. Zaten eğer siz serseri bir mayın gibi ortalıkta dolaşıyorsanız, size el atacak yerli, yabancı bir sürü istihbarat örgütü vardır. Türkiye, Hizbullah dosyasını Güneydoğu'dan başlayarak oturup yeniden açmalıdır. Kendisini sorgulamalıdır. Ben nerede hata yaptım? Nerelerde köstebekler vardı? Nerelerde benim istihbarat elemanlarım kendisini Hizbullah'ın yerine koydu ya da koymadı? Bu adamların uluslararası bağlantıları nedir? Bunlar hangi uluslararası istihbarat servislerinin maşası oldular? Bunları sorgulamak, demokratikleşme için bir adımdır. İslamcıların ya da karanlık odakların, gelecekte yapacağı patlamaları, sabotajları, bombalamaları önlemenin yolu budur. Yoksa tek tek Azat Ekinci, Habip Aktaş gibi Hizbullah militanları Bağdat'a gitmiş, bir Türk şoförünü öldürmüş, bunlar ayrıntıdır. Gerçeğe böyle ulaşılmaz.
Bu dinci görünüşlü teroristlerin arasında ajanlar var mıdır?
Bolca vardır. Hizbullah'ta da , Tevhid ve Cihat'ta da ve El Kaide'de de vardır.
Türk şoförü öldüren Türk katillerin herhangi bir ülkenin ajanı olması mümkün mü?
Çok mümkün.
Türkiye'deki karanlık odakların ajanı olması mümkün mü?
Evet, mümkün.
Amacı ne olabilir?
Diyelim ki, Türkiye'nin Irak'a daha fazla müdahil olmasını ya da Irak'a girmesini engellemeyi isteyebilir. İstanbul bombalamaları El Kaide bağlantılıydı. Militanların geçmişi, Hizbullah diye geçti. Yönlendirmede, bilgilendirmede, ya da geçişini kolaylaştırmada olsun, birtakım odaklar onlara yardım etti.
Odaklar derken tam olarak neyi kastediyorsunuz?
İstihbarat örgütü olabilir, kendisini devletin yerine koyan birtakım odaklar olabilir. Geçmişte mesela Güneydoğu'da kendini devletin yerine koyan, devlet adına hareket ettiğini söyleyen birtakım unsurlar, elemanlar vardı. Bunlar resmiydi, gayriresmiydi, onu bilemeyiz. Ama bunlar, Hizbullah'ın elemanlarıyla da bir şekilde işbirliği içindeydi. Bir gecede 'Öküz öldü ortaklık bitti' demediler ki. Birbirlerinin gizlisini biliyorlar. 'Birbirimizi arayalım, zaman zaman buluşalım' demişlerdir.
İstanbul patlamalarında, ikisinin çıkarı denk düşmüş olabilir.
Türk devleti Hizbullah kadrolarının kimliğini bilmiyor mu?
Bal gibi biliyor. Çünkü arşiv eline geçti. Yani arşivdeki 20 bin kişinin kaydı eline geçti. Abdülaziz Tunç itirafçı değil miydi? Bütün bilgileri içeren disketleri verdi mi? Verdi. Peki kaç kişi yakalandı? Üç bin. Geriye kalıyor 17 bin. Nereye gitti bu Hizbullahçılar? Hadi diyelim, bunların 10 bini tövbe etmiş olsun. Hâlâ geriye 7 bin kişi kalıyor. Bunların bir kısmı yurtdışında serseri mayın gibi dolaşıyor. Bir kısmı da Türkiye'de uyuyan hücreler halinde duruyor. Bekleyecekler, bekleyecekler...
Sonra ne olacak?
Bizim bilemediğimiz bir zamanda kendiliğinden ya da gelen bir talimatla teröre başvuracaklar. Bence bunların büyük kısmı kontrol altında ama kimin kontrolü altında? Eğer bunlar, kendini devletin yerine koyan bazı odakların kontrolündeyse ve bu devletin kontrolü altında gibi gözüküyorsa, o odakların menfaati uğruna, Türkiye'yi karıştırmak, halkta panik yaratmak, siyasetin yönünü değiştirmek, Türkiye'yi Amerika'dan uzaklaştırmak veya Amerika'ya yakınlaştırmak ya da o günkü gündemi değiştirmek için pekâlâ sipariş üzerine terör eylemi yaparlar. Bence tehlikeli olan budur.
Türkiye'nin İslamcı terör tarafından tehdit edilmesi, Türkiye'yi Amerika'ya yakınlaştırır mı yoksa Amerika'dan uzaklaştırır mı?
Amerika'nın yanına savurur.
Irak'taki dinci teröristlerin elinde bol silah olduğu anlaşılıyor. Nereden buluyorlar bu silahları?
Bir defa Saddam'ın cephanelikleri, silahları gömüldüğü yerden çıktı. Ayrıca ordu dağılmadan önce halka silah dağıtılmış. Her evde, en normalinde bile üç, dört silah var. Piyasada da çok fazla silah satılıyor. Bu kaçak silahlar İran, Suudi Arabistan, Kuveyt ve Ürdün'den geliyor. Amerikan ordusunda da mahkemeler kurulmaya başladı. Çünkü bazı Amerikalı subaylar ve askerler de silah satıyor. Piyasada NATO'ya ve Amerikan ordusuna ait çok gelişmiş silahlar satılıyor. Irak'ta tam bir savaş bezirgânlığı, ticareti var.
Herhangi bir devlet desteği olmadan bu çapta terör hareketlerinin olamayacağını biliyoruz. Irak'taki teröristlerin arkasında hangi devletler var sizce?
Irak'taki direniş kabaca ikiye ayrılıyor. Bir, Arap milliyetçileri, yani 'panarabistler' direniyor. Demokratı, solcusu, sağcısı, ordu kalıntısı, eski Baaslısı bu hareketin içinde. 22 Arap ülkesinden gelenlerle 70 bin kişiyi bulan bir güç bu. Yavaş yavaş kitle tabanı kazanıyor. Irak'ta direnen ikinci kesim ise İslamcılar. Bunların arasında bir dönem Afganistan, Çeçenistan ve Bosna Hersek'e giden çeşitli uyruklardan militanlar var. Bütün bu direnişçilerin arkasında da, Amerika'nın tehdidine maruz Suudi Arabistan, İran, Suriye, Ürdün gibi komşu ülkeler var. Amerika bu yüzden S. Arabistan'da Rabıta ve benzeri hayır örgütlerinin dış faaliyetlerini yasakladı.
Yasaklandı dediğiniz örgüt, 12 Eylül döneminde yurtdışındaki Türk imamların maaşını ödüyordu. Afganistan Çeçenistan, Bosna Hersek ve şimdi de Irak'a savaşmaya giden militanlar, bu imamların Selefi din eğitiminin uzantısı mı?
Bir yerde öyledir. Eğer Evren'lerin yaptığı gibi dini siyasete alet ederseniz, Türk-İslam sentezine fazla vurgu yaparsanız, İslam'ın ne zaman radikal ya da ılımlı olacağını kontrol edemezsiniz. Rabıta, Bosna Hersek'te savaşçılığa, Afganistan'da El Kaideciliğe oynadı. Türkiye' de de gelenekçi İslam'a yani İslam'ın anonimleştirilmesine oynadı. Türkiye'de genel atmosferin İslami olmasına çalıştı. Eğer bir ülkede İslamcı tabanı genişletirseniz, atmosferi İslamileştirirseniz, oradan Hizbullah gibi radikal kıvılcımlar çıkar.
Bu cinayetleri işleyenlerin Müslüman dünyada büyük bir desteği var mı?
Hayır yok. Arap milliyetçileri sivil hedeflere yönelik bu kaçırma, öldürme ve intihar eylemlerine karşı.
Neden bazı Müslümanlar, İslam'la cinayetin neredeyse eşanlamlı
anılmasını bu kadar istiyor?

Kuran'ı nasıl tefsir ettiğinize bağlı bu. Kuran'dan kan damlayacak bir tefsir de çıkarabilirsiniz, tamamen barışçıl pasifist bir tefsir de. Ayrıca İslamcı örgüt yaptığına cinayet diye bakmıyor ki. Cihat diye bakıyor. Hizbullah'ın literatürüne dikkat edin. On kişiyi öldüren adama, 'Allah sevabını artırsın' diyor. Yani 'Daha fazla cinayet işle' diyor.
Amerika neden kendisine mal götüren şoförlerimizi korumuyor?
Amerika daha kendisini koruyamıyor. Bin askeri öldü. Amerikan askeri mümkün olduğu kadar geri planda duruyor. Ayrıca Türkiye de Amerika'dan 'Birlikte bir güvenlik sistemi kuralım' talebinde bulundu mu ki...
Son soru. Siz, MİT'in DEP'lilerle yaptığı görüşmelerde arabuluculuk yaptınız mı?
Kesinlikle. Hiçbir şekilde yapmadım. DEP'lilerin İstanbul kesimi 'Böyle bir şey olabilir mi' dedi bana. Onlara 'Doğru adres ben değilim' dedim.
DEP'liler mi MİT'le görüşmek istedi yani?
'MİT' denmedi. Devletle, diyelim.
Burada devlet dediğimizde silahlı bürokrasi ya da istihbarattan söz ediyoruz.
Sonuçta öyle. DEP'in İstanbul grubu bana geldi. 'Böyle şeylere tevessül etmem. Ben gazeteciyim. Etik açıdan aracı olmam. Doğru adres ben değilim' dedim. Benim ne devletle, ne MİT'le, ne de askeri kesimle hiçbir ilişkim yok.