Türklerle Kürtler yeni tanışıyor

Türklerle Kürtler yeni tanışıyor
Türklerle Kürtler yeni tanışıyor
âkil İnsanlar Marmara Heyeti'nden Yücel Sayman, Kürt meselesinin dününe, bugününe vâkıf bir isim. Bu yüzden yaşadığı iki aylık süreçten umutlu, "İnsanlar birbirini tanımaya başladı" diyor. İşte Sayman'ın iki ayı...
Haber: AYÇA ÖRER - ayca.orer@radikal.com.tr / Arşivi

Türkiye ’de hiç yaşanmamış bir dönem var. Kürt meselesinde bir adım atıldı. Siz sürece nasıl dahil oldunuz? 
Bakan Beşir Atalay telefon edip önerdi. Bu sürecin dışında seyirci kalmanın doğru olmadığını, bunun içinde olmak ve yaşamak gerektiğini düşündüm. Halkla toplantılar yapacağız, ne olup bittiğini bizzat göreceğiz diye kabul ettim.
Siz savaş sürecinin en yakıcı dönemi 90’lara da yakından tanıklık ettiniz. O günden bugüne bakınca iki ayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
İki temel gözlemim var. Birincisi, barış sürecini destekleyenler açısından. Yaptığımız toplantılara katılıp herkes özgürce dileklerini dile getiriyor. Bu çerçevede barış sürecine destek vererek gelip konuşanlar, ilk kez seyirci olmaktan çıkan halk. İşin içinde bizzat sözüyle, düşüncesiyle aktörlerden biri haline gelmek istiyor. Bu yeni bir şey. İkinci gözlemim, bütün bu konuşmalarda halkın hiçbir zaman bir araya gelmemiş kesimlerinin bir araya gelmiş olması oldu. Kürt, Türk, Roman, Çerkes, Sünni, Alevi. Onlar da bu süreçle ilgili olarak düşüncelerini dile getirdikleri zaman tam karşıtını söyleyen düşünceyle de ilk kez karşılaştı. Ama herkesin görüşlerini söyleyebileceği bir toplum özlemi var ve bunu sadece kendi düşüncesini söyleyerek gerçekleştiremeyeceğinin farkında artık insanlar. Mesela Türkler konuşmaya “teröristler” diye başlıyor; sonra bakıyor ki Kürt kesimi rencide oluyor. Kürtler konuşmaya başlayınca “gerilla” diyor, Türkler geriliyor. Sonunda “bizim insanlarımız” denilmeye başlanıyor. Yeni bir dil oluşturulduğuna şahit olduk. Ama elbette süreci destekleyen halk kesimlerinin kaygıları, soruları var.
Bu kaygı en çok hangi kesimde?
Her iki kesim açısından da baskın. Daha çok Türk kesimi açısından ama Kürtler de dile getiriyor. Şeffaf olmamanın da getirdiği bir güvensizlik var. Fakat ilk defa birbirlerini dinliyorlar. Altı ay önce birbirlerini kızdıracak konularda bir uzlaşma noktası bulmuşlar.
Altı ayda ne değişti sizce?
Ölümlerin durması fark yaratıyor. Ölmek ve öldürmek politikalarının terk edilmesini bekliyorlar.
Marmara zorunlu göçle beraber Kürtlerin ağırlıklı yaşadığı bir bölge... Nasıl bir manzara karşıladı sizi?
Evet, İstanbul ’da özellikle Türklerle Kürtlerin bir arada yaşadığı mahallelerde, Esenler, Bağcılar gibi yerlerde birlikte olmaya alışılmışlık var. Hatta Türk kesimi bunu “Biz zaten kardeşiz” diyerek tanımlıyor. Ama konuşmaya başlayıp “Birlikte yaşıyoruz” demeye başladığında ortaya şöyle bir manzara çıkıyor: “Sokakta sen Türk’sün, ben Kürt’üm diye bakmıyoruz, ben Kürtlerin bakkalından alışveriş yapıyorum, selamlaşıyoruz”. O kadar. Birbirlerinin kahvesine oturmamışlar. Ailece görüşmüyorlar. Ortak yaşamı paylaşmamışlar, Kürtlerin köyleri nasıl boşaltılmış, buraya nasıl gelmişler, hiç konuşulmamış. Kürtlerin de kendini anlatma derdi yok.
Sadece yan yana durmuşlar yani... 
Verdiğim bir örnek var. Mikro krediyle iş kuran kadınların bir kooperatifine gittik. Her kesimden de kadın var. Edirnelisi, Urfalısı, Tekirdağlısı, Alevisi, Sünnisi... Bir Türk kadın “Biz burada kardeşçe yaşıyoruz, ayrımız gayrımız yok” diye anlattı duygularını. O sırada Diyarbakırlı bir kadın çıktı toplantıdan. Evine gitmiş. Beş dakika sonra yanında oğluyla geri geldi. “Bak 1. sınıfa giden oğluma bu sabah öğretmeni ‘Sen Kürt’sün, teröristsin’ demiş, çocuğumu nasıl teselli edeyim” diye gösterdi. Türk kadın şaşırdı. Daha önce hiç böyle bir şey şey görmemiş, kendi tarafından bakınca ayrımcılık yok. İşte o zaman anlıyorlar ki, bu anlamda gerçek bir kaynaşma yok. Evet, sadece yan yana duruyorlar.
Protestolarla da karşılaştınız...
Onlar protestodan ziyade belli bir siyasi eğilimi yansıtıyordu. Temel görüş, “Devletin binlerce kişinin katili olan bir terör örgütüyle aynı masaya oturmasını kabul etmeyiz”. Onlara göre yapılması gereken, teslim almak ya da imha etmek. Bir toplantının sonuna kadar hep bağırarak çağırarak konuşma yaptırtmamaya çalıştılar. Fakat toplantıya gelen diğerleri de sonuna kadar çıkmadı. Kendi görüşlerini dile getirmek için bekledi. Bu enteresan bir durumdu. Çünkü dışarıda kalıp kendilerini konuşturmayan o kitleyi izleyen insanlar da “Barış olmazsa başımıza gelecek olan bu” gözüyle baktılar yaşananlara.
Sizi en çok şaşırtan ne oldu?
Bu halkın seyirci olmaktan çıkıp sahnede yer alması ve sözünün dikkate alınmasını istiyor olması. Kendi söylediklerinin tam tersini de söyleyenlerin olduğunu görmeleri. Bu nedenle aralarında bir uzlaşma bulmaya çalışıyorlardı. Bir de Bursa’da bir çadırkente gittik. 90’lı yıllarda köylerinden çıkartılan ve Güneydoğu’daki illere göçmek zorunda kalan insanlar mevsimlik işçi olarak buraya gelmişler. Hiçbir altyapısı yok. Tuvaletleri kendileri kazmışlar. 100 kişiye bir tuvalet, 100 kişiye yıkanabilecekleri bir su. Altyapının hazırlanmamasını “Kürt olduğumuz için Bursa’da bizi istemiyorlar” düşüncesine bağlıyor. Bir çadırkent sakini, “Burada ‘Ya bunlar yerleşirse’ korkusu var ama ben kendi toprağıma gitmek istiyorum” dedi. Bunun için barış istiyor.
Barış ortak temenni yani...
İnsanlarda umut çok fazla ve çözüm istiyorlar. Bu biraz önce bahsettiğim siyasi kesim dışında. Onlar da “Barış istiyoruz ama barış öyle gelmez, ancak hepsi imha edilirse gelir” diyorlar. Savaş herkesin hayatını her anlamda etkiliyor. Doğuda şiddet toplumun her kesiminin üzerine yansıyor. Bir de bunun sonucunda ekonomik gelişmenin olacağını herkes görüyor. Düşünün ki Türklerin çoğu Doğu’ya gitmemiş, görmemiş. O kadar büyük iletişimsizlik var ki insanlar gerçeği çok yansıtmayan sonuçlara varmışlar. Türklerin uzun zaman Kürtlerden uzak durma, nefret etme olarak şekillenen davranış biçimi şimdi PKK ’ya yönelmiş, onu tenzih edip “Kürtler bizim kardeşimiz” diyorlar. Bu ayrımı yaparak da kendini rahatlatıyor. Ama bu ayrım Kürtleri rencide ediyor. Kürtler PKK’yı sevsin sevmesin Türklerin bu yaklaşımını kendini dışlayan bir ayrım olarak görüyor. Kürtler Türklerin bu ayrımı niye yaptığını bilmiyor, Türkler Kürtleri niye kızdırdıklarını anlamıyor. Bu tam bir tanışma süreci.

Gezi’ye yönelik tutum barışı baltalar

Toplantılarda çok sık sorulan sorulardan biri “Bu süreç akamete uğrar mı?” Reyhanlı yaşandığında da bu kaygı oluşmuştu. Bir köprüye birdenbire Yavuz Sultan Selim ismini verirseniz de bu kaygı oluşur, açıklayamazsınız. İletişimi kesen bir his bu. Aleviler bir anda bu sürecin dışında görüyor kendini. 1 Mayıs öyle, Reyhanlı büyük ölçüde öyle. Gezi’de yaşanan olayla barış süreci nasıl baltalanır, onun örneği. Bir yanda şiddeti bitirmeye çalışıyorsunuz, bir yanda ağır bir şiddet uyguluyorsunuz. Ne kadar çalışırsanız çalışın muhafazakâr kesimle aradaki bağı bıçak gibi kesecek bir gelişme bu.