TÜSİAD: Ergenekon'da kurallar hiçe sayılıyor

TÜSİAD: Ergenekon'da kurallar hiçe sayılıyor
TÜSİAD: Ergenekon'da kurallar hiçe sayılıyor
Ergenekon davasını çok önemsediklerini belirten TÜSİAD başkanı Yalçındağ: Kanunların verdiği yetkilerin en ağır biçimde kullanılıyor, kişilik hakları ihlal ediliyor


MARDİN - Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, Ergenekon davasını çok önemsediklerini belirterek, “Ancak, usul kanunlarının verdiği yetkilerin en ağır şekilde kullanılması veya bu kuralların hiçe sayılması, bireylerin adil yargılanma hakkını ve kişilik haklarını ihlal etmek anlamına gelir” dedi.
TÜRKONFED’in Mardin’de düzenlediği Başkanlar Konseyi’nin açılışında katılan TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, bölgesinde ve dünyada büyük sorumluluklar almaya hazır olan Türkiye’nin itibarını ve saygınlığını sürdürebilmesi için hukukun güvenliği olgusu üzerinde hassasiyetle durulması gerektiğini belirterek, “Ergenekon davası Türkiye’de aydınlatılmaya muhtaç şiddet ve faili meçhul olayları ile muhtemel darbe ortamı yaratma girişimlerini yargılamak iddiası ile yola çıkan bir davadır. Bu haliyle TÜSİAD olarak çok önemsediğimiz bir davadır. Ancak giderek davanın, soruşturma ve yürütülme yöntemlerine ilişkin toplumda ciddi kaygılar oluşmaya başladı” diye konuştu.
Soruşturma kapsamında, demokratik hukuk devletinin temeli olan, tüm vatandaşların kanun önünde eşit olduğu ilkesinden hareketle, hukuka aykırı eylemde bulunan herkesin yargı önüne çıkarılabilmesi ve hesap vermesi gerektiğini düşündüklerini kaydeden Yalçındağ, “Ancak, usul kanunlarının verdiği yetkilerin en ağır şekilde kullanılması veya bu kuralların hiçe sayılması, bireylerin adil yargılanma hakkını ve kişilik haklarını ihlal etmek anlamına gelir” dedi.


-STK’LARIN MAĞDUR EDİLMESİ KAYGI VERİCİ-


Son dalga kapsamında, başta kız öğrenciler olmak üzere ekonomik olanakları kısıtlı gençlerin eğitimi için gönüllü olarak çok kutsal bir görev yapan sivil toplum örgütlerinin mağdur edilmesinin üzücü ve kaygı verici olduğunu vurgulayan Yalçındağ, ayrıca bu süreçte, bu dernek ve vakıflara destek veren aralarında çok sayıda TÜSİAD üyesinin de bulunduğu bağışçıların rencide olduğunu ifade etti. Burs alan öğrencilerin haklarının zarar görmemesinin esas olduğunu belirten Yalçındağ, Ergenekon Soruşturması gibi kamuoyuna mal olmuş bir davanın, öneminin gerektirdiği özenle yürütülmesi gerektiğini sözlerine ekledi.


-3.6 KÜÇÜLMEDE KALMAK BİLE ZOR-


Ekonomiye de değinen Yalçındağ, IMF ile yeni bir programa başlandığı taktirde bile 2009 yılında küçülmenin yüzde 4.1 olacağını tahmin ettiklerini belirterek, işsizlik uyarısında bulundu. Yalçındağ, krizin etkilerinin her geçen gün daha fazla hissedildiğini kaydetti. Tüm dünyada büyüme tahminlerinin aşağı çekildiğini, uluslararası kurumların, 2009 yılı için dünya ekonomisinin büyümesini sıfır düzeyinde tahmin ettiğini vurgulayan Yalçındağ, şöyle konuştu: “Aynı tablo ülkemiz içinde geçerlidir. Nitekim 2009 için, uzunca bir süredir anlamını yitirmiş resmi öngörüler, geçtiğimiz günlerde revize edilmiş ve 2009 büyüme rakamı eksi yüzde 3.6’ya çekilmiştir. Bu küçülmeye bağlı olarak, dış ticaret verilerinin de içinde olduğu tüm göstergeler 2009-2011 döneminde önemli değişikliklere uğramıştır. Gecikmeli revize, bekleyişlerin daha gerçekçi bir şekilde oluşturulmasına katkı sağlayacaktır. Fakat bu derecede bir küçülmeyi bile tutturabilmek için çok önemli politika tercihlerine ihtiyacımız olduğunu unutmamalıyız. Öncelikle, iç talebi destekleyici kontrollü para ve maliye politikalarına devamın esas olduğunu belirtmeliyim. Ancak, bu tercih, orta dönemde kamu maliyesinde kalıcı bir zafiyete veya artık kurtulduğumuzu düşündüğümüz enflasyonist bir sürece Türkiye’yi yeniden sürüklememelidir.”


-KREDİ GARANTİ FONU’NU HEMEN DEVREYE SOKUN-


İç talebi artıracak önlemlerin öncelikli olması gerektiğinin altını çizen Yalçındağ, “Bu kapsamda özellikle istihdam kapasitesi fazla olan seçilmiş bazı sektörler için uygulanacak destek programları, artan faaliyetle birlikte vergi gelirlerini de artıracak ve kamu gelir kayıplarını sınırlayacaktır. Keza, düşen faiz oranları ve ihracat kredilerinde sağlanan esneklikler de arz yönünde ve ticaretin finansmanında bazı kıpırdanmaları sağlayacaktır düşüncesindeyiz. Aynı çerçevede, Kredi Garanti Fonu’nun kaynaklarının ve fonksiyonlarının geliştirilerek bir an önce devreye sokulması, finans sektörü ile reel sektör arasındaki kredi akışkanlığının arttırılmasına önemli katkı sağlayacak. Kriz sonrası firmaların finansal yapılarında oluşabilecek hasarı sınırlayacaktır” diye konuştu.


-IMF ŞART-


Tüm bu talep ve arz yönlü politikaların, ancak, IMF destekli bir bütüncül makro uyum programı ile anlam kazanabileceğini ifade eden Yalçındağ, “Çünkü 2009 ve 2010 yılları, hem kamu mali dengesinin sürdürülebilirliği hem de sistemin ihtiyaç duyabileceği yabancı para arzı açısından kritik yıllar olacaktır.
2007 yılı itibariyle bozulmaya başlamış olan bütçe yapısı, bugün itibariyle, sağlıklı bir harcama reformu ve sürdürülebilir bir finansman yapısına ihtiyaç göstermektedir. IMF destekli bütüncül bir makro uyum programı bir yandan talep artırıcı politikaların bütçe dengesine olan etkilerini normalize edecek, diğer yandan artık ertelenmesi mümkün olmayan bir dizi mikro-yapısal önlemin gerçekleştirilebilmesi için anlamlı bir nefes alma dönemi yaratacaktır” dedi.


-ÖZERK GELİR İDARESİ VURGUSU-


Türk ekonomisinin verimliliğini ve rekabet gücünü arttıracak mikro politikalar, enerji arz güvenliği, iş ve yatırım ortamının iyileştirilmesi, öngörülebilen orta vadeli bütçe anlayışını kurumsallaştıran “mali kural” düzenlemesi, özerk bir gelir idaresi, kayıt-dışı ile mücadelenin yüksek ve sürdürülebilir büyümeyi sağlayacak gerçek unsurlar olma özelliğini sürekli koruyacağını anlatan Yalçındağ, şöyle devam etti:
“Bu yapısal önlemlerin gecikmesi durumda, kriz sonrasında da, Türkiye ekonomisi vasati büyüme oranlarında kalacak veya yüksek büyüme oranları için yeni bir dış dalgayı beklemeye koyulacaktır. Yani ekonomik büyümeyi, temelde etkileyecek unsurları hiç bir zaman kriz koşullarının arkasına öteleme lüksümüz yoktur.”
İyimser bir senaryo ile krizin etkilerinin, dünyada 2010 sonunda, Türkiye de belli bir gecikmeyle 2011 sonunda hafifleyeceği varsayımına işaret eden Yalçındağ, uzunca bir süre, yakın geçmişte tecrübe edilen yüksek büyüme oranlarını yakalayabilmenin güç olacağını belirtti.


-İLK ÇEYREKTE YÜZDE 8 DARALMA-


2009 yılının ilk çeyreğinde sanayi üretimi yüzde 20’nin üzerinde daraldığını, bu eğilimin Mart ayında da devam ettiğini vurgulayan Yalçındağ, büyüme tahminlerini şöyle aktardı: “2009’un ilk çeyreğinde ekonominin yüzde 8 civarında daralmış olduğu tahmin edilmektedir. IMF ile anlaşmanın önümüzdeki haftalarda yapılacağını varsaydığımız zaman, ikinci çeyrekten itibaren ekonomideki daralmanın şiddetinin azalacağını düşünüyoruz. Ekonomi yılın son çeyreğinde büyümeye geçse de toparlanma yavaş olacak. Yılın bütünü için baktığımızda ekonominin yüzde 4.1 oranında küçüleceğini hesaplıyoruz. Bu tahminimizin arkasında, IMF kaynağının özellikle büyüme, bütçe finansman bütünlüğü ve istihdamı destekleyecek şekilde kullanılması varsayımı önem taşımaktadır.”


-İŞSİZLİKLE MÜCADELEDE BAŞARISIZ OLUNDU-


“Revize edilen 2009-2011 verilerinden de anlaşılmaktadır ki, işsizlikle mücadele de başarısızlık artık açık bir şekilde teyit edilmiştir” diyen Yalçındağ, yüksek büyüme döneminde bile aşağı çekilemeyen işsizlik oranının, krizle birlikte artık belirgin bir yapısal boyut kazandığına işaret eti. Bu tür bir işsizlikle, makro ekonomik önlemlerin yanı sıra, doğrudan aktif işgücü politikaları ile de mücadele etmenin zorunlu olduğunun altını çizen Yalçındağ, şunları söyledi: “Son dönemlerde istihdam piyasasına yönelik olarak alınan bir dizi önlemin yanında, doğrudan vasıf uyumsuzluğu, bölgesel işgücü hareketliliği, istihdam vergileri, esnek işgücü piyasası mevzuatı alanlarında, tüm sosyal taraflar olarak politika geliştirmek ve uygulamak ihtiyacı vardır. Aksi takdirde, daralan iç ve dış taleple birlikte işsizlik daha da katılaşacak ve her geçen gün işsizlikle mücadele çok daha fazla tedbir ve fedakarlık gerektirecektir.”
AB uyum sürecinin durma noktasına geldiğine de değinen Yalçındağ, “2014 AB tam üyelik hedefi, kararlılıkla Türkiye’nin kalıcı gündem maddesi olarak belirlenmelidir. 2014 hedefi kaçırıldığı takdirde üyelik perspektifi ancak bir sonraki mali dönemin başlangıcı olan 2021 yılına ertelenebilecektir. Ne Kıbrıs problemi ne de bazı AB liderlerinin tutarsız ve konjoktürel yaklaşımları bu yönelimi etkilememelidir” dedi. (anka)