Tutuk ve cezaevlerinde kadın sağlığı

'Ben hukuk kurallarına uyarak yaşıyorum, yolum gözaltıyla, cezaeviyle çakışmaz' demeden, bir yurttaş olarak bu kurumları göz ardı etmeyelim. Orada yaşayanlarla empati kurabilmeli, insana yakışır ortam ve koşulların sağlanmasında gönüllü rol almalıyız...



AYŞE YÜKSEL


Yaşamımda, cezaevleri ve mahkemelerle buluşacağım hiç aklıma gelmezken, ben de bir gün, bu kurumların konuğu oldum. Halk sağlığına inanmış, gönül vermiş biri olarak yaşadığım bu süreçlerde, olanı biteni hep halk sağlığı penceresinden izlemeye çalıştım. Koruyucu hekimlik yaşamın her alanında var olmalı, ama ne yazık ki yok! O zaman da, sorunlar ortaya çıkınca çözümler bulunmaya çalışılıyor. Günlük yaşamda zaten
ihmal edilmiş olan, gerek kişiye yönelik, gerekse çevreye yönelik koruyucu hekimlik, nezarethane ve hapishanelerde daha da göz ardı ediliyor.
Sekiz gün kaldığım tutukevinde gözlemlerim kadınların sağlığı açısından çok şey yapıldığı ama yine de koşulların çok zor olduğu yönündeydi.

Mesai saatleri sonrası
Şöyle ki bulunduğum tutukevinde kalanların sağlığı için, mesai saatleri içinde pratisyen hekim, sağlık memurları, psikologlar ve diş hekimi görev yapıyordu. Her biri tutuklular için çok ama çok önemli idi. Cezaevlerinde çalışan sağlıkçılar da özveride bulunuyor, mesailerini tutuklularla aynı koşullarda geçiriyorlardı. Ama akşam olup görevliler gidince, tutuklular sağlıkçı dışındaki nöbetçi görevlilerle birlikte kalıyorlardı.
O zaman da koğuşta, birisi hasta olsa ne yaparız endişesi taşınmaya başlanıyordu. Hatta bir akşam, koğuş arkadaşlarımızdan biri bayıldı. Hemen, kullandığımız plastik kaşıklardan birini ağzına sokup dilini bastırdık, bir taraftan da görevlilere haber vermek için koğuş kapısı yumruklanmaya başlanmıştı, aslında görevlileri çağırmak için zilimiz vardı ama bizler sadece ona basmakla yetinemiyorduk. Sonra nöbetçiler geldi, tekerlekli araba getirdiler ve arkadaşımızı revire götürüldü, bir müddet sonra arkadaşımız koğuşa geri döndü, “ne oldu, nasılsın?” diye sorunca o da “bana oksijen verildi, toparlayınca da buraya getirdiler” dedi. O gece çok düşündüm! Daha başka ne yapılmalı, tutukevlerinde kadın sağlığı nasıl örgütlenmeli diye. Tutukluluğum sona erince bu konuyu unutmadım araştırmak istedim.

Kadın sayısı artıyor
Bir de gördüm ki Dünya Sağlık Örgütü web sayfasına, ‘Hapishanelerde Kadın Sağlığı ve Yapılması Gerekenler’ diye makale koymuş. Demek ki çok önemli. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’ni arttırma çalışmaları yanında bu da çok önemli diye düşündüm. Bu makaledeki bilgilere göre; Avrupa’da 100 bin kadar kadın tutuklu ya da mahkûm var. Tüm mahkûmların % 4.4’ ü kadın. Yıllar içinde erkeklere oranla kadın mahkumlarda artış olduğu gözlenmekte. Kadın tutuklu ya da mahkûmlarda ne tür sağlık sorunlarına rastlıyoruz diye bakarsak; genel olarak alkol, ilaç bağımlılığı, bulaşıcı hastalıklar, üreme sağlığı sorunları, cinsel taciz vb. sorunlar gözlenmektedir. Post travmatik stres bozukluğu, depresyon, anksiyete, kendine zarar verme ve intihara teşebbüs gibi ruhsal sorunlar ise alarm vermektedir. İngiltere’de kadın mahkûmların % 90’ ında tanı konmuş ruhsal hastalıklar görülmektedir.
Anne mahkûmlar için çocukları önemli bir sorundur, babalar yeterince ilgilenememektedir. Devlet bakım yuvalarında, küçük yaştakiler ise anneleri ile birlikte tutukevi ya da cezaevlerinde kalmaktadırlar.
Bu nedenle bu kurumlardaki kreş ve yuvalar çok önemlidir.
Cezaevlerinde mahkûmların sağlığı koruyucu anlamda ihmal edilmiştir. Bu nedenledir ki, DSÖ, 1995 yılında Avrupa Bölgesinde, ‘Cezaevlerinde Sağlık Projesi’ ile 38 üye ülkede sağlığın korunması ve geliştirilmesi çalışmalarını başlattı. Özellikle kadın sağlığı ön planda tutularak. Bu bağlamda; 29-31 Ekim 2009 tarihlerinde, İspanya’nın Madrid şehrinde ‘Hapishanelerde Sağlık’ konulu uluslararası kongre yapıldı. Bu toplantıda; HIV, Hepatit C, Tüberküloz ve Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar vb. bulaşıcı hastalıklar, İlaç Bağımlılığı, Kendine Zarar Verme Yollarını Azaltma, Hapishanelerde Sağlık Örgütlenmesi ve Veri Toplama, Ruh Sağlığı ve de güncel salgınlar konuşuldu. Ülkemizi temsilden katılım olup olmadığını bilmiyorum ama artık gelişen dünya da sağlığın her yerde ne kadar önemli olduğunu görmek için çok önemli bir toplantı. Kongre sonuç bildirgesinden mutlaka yararlanılmalı.

Sayılar
Ülkemizde Ceza ve Tevkif Evleri
2009 yılı istatistiklerine göre; 1787’si tutuklu, 677’si hükümözlü, 1549’u hükümlü olmak üzere toplam 4013 kadın vardır. Kadınların 1016’sı 21-39, 558’i ise 40-64 yaş grubundadır. Görüldüğü gibi
% 40’ı kadınlık sürecinin en önemli yaşlarında yer almakta olup üreme sağlığı açısından izlem gerektirmektedir. Bu nedenle gözaltı süreci başladığı andan itibaren tutukluluk ve mahkûmiyet aşamalarında da kadın sağlığına önem verilmelidir. Halk sağlığı açısından önerilerimiz şöyle özetlenebilir;
* Gözaltında ilk sağlık kontrolünde kapsamlı sağlık değerlendirilmesi, var olan sağlık sorunlarının tespit edilmesi, tedavisinin planlanması,
* Gözaltı süreci için gerekli sağlık eğitiminin verilmesi,
* Halk sağlığı hemşiresinin gözaltı sürecinde kadınlara fiziksel, ruhsal ve sosyal sağlıklarının korunması için destek vermesi,
* Duş, tuvalet, hijyenik malzeme vb gereksinimlerin kadınlar için temiz, kullanılabilir olması,
* Beslenme açısından günlük kalori gereksiniminin ve yeterli sıvı tüketiminin sağlanması,
* Tutukevinde karantina koğuşlarının daha temiz ve kadınların gereksinimlerine yönelik olması,
* Psikolog tarafından karşılanılması, destek verilmesi,
* Revir hekimi tarafından genel sağlık değerlendirilmesinin yapılması, izlem dosyası hazırlanması, gerekli sağlık sorunlarının çözüm planı yapılması,
* Kadınların yaş gruplarına göre; üreme sağlığı, menopoz, kendi kendine meme muayenesi ve kadın sağlığı açısından tüm önemli konular düzenli sağlık eğitimi programlarında işlenmeli,
* Tarama çalışmaları ile kanser de erken tanı sağlanmalı,
* Kronik hastalıklar, kanser önemle izlenmeli, hastaların en uygun koşullarda tedavisi sağlanabilmeli,
* Koğuşların temizlik koşullarına çok dikkat edilmeli,
* Sigara ne yazık ki çok içilen bir alışkanlık, vazgeçme metotları işletilmeli, içmeyenlerin temiz hava sahası korunmalı,
* Sağlık fiziksel, sosyal ve ruhsal yönden tam iyi olma hali olarak tanımlanıyorsa tutuklu ya da mahkumların tam sağlıklı olmaları için çalışmak amaç olmalıdır.
Ben hukuk kurallarına uyarak yaşıyorum, bu nedenle benim yolum gözaltı, cezaevi ile çakışmaz demeden, bir yurttaş olarak bu kurumları göz ardı etmeyelim. Çalışmak ya da konuk olmak, hangi şekilde olursa olsun orada yaşayanlarla empati kurabilmeli, insana yakışır ortam ve koşulların sağlanmasında gönüllü rol almalıyız.

Prof. Dr. Ayşe Yüksel: Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Van