Uluabat hayata dönüyor

Bir zamanlar bereket kaynağı olan, ancak sanayileşme ve nüfus yoğunluğunun yol açtığı kirlilik nedeniyle 60 yıl içinde bataklığa dönüşme tehlikesi bulunan Uluabat Gölü, Doğal Hayatı Koruma Vakfı'nın yöre halkıyla birlikte yürüttüğü 'Uluabat Gölü Entegre Yönetim Projesi'yle tekrar canlanıyor.
Haber: ULAŞ YILDIZ / Arşivi

BURSA - Bir zamanlar bereket kaynağı olan, ancak sanayileşme ve nüfus yoğunluğunun yol açtığı kirlilik nedeniyle 60 yıl içinde bataklığa dönüşme tehlikesi bulunan Uluabat Gölü, Doğal Hayatı Koruma Vakfı'nın yöre halkıyla birlikte yürüttüğü 'Uluabat Gölü Entegre Yönetim Projesi'yle tekrar canlanıyor. Gölde yok olmaya yüz tutan kerevit çoğalmaya başladı, yayın, turna ve sazan balıklarının sayıları arttı. Projeye sahip çıkan köylüler, eski günlere dönmenin keyfini yaşıyor.
Göl, 1998'de Çevre Bakanlığı tarafından 'sukuşları yaşam ortamı olacak uluslararası öneme sahip sulak alanlar' kapsamına alındı. Aynı yıl Doğal Hayatı Koruma Derneği ve Doğal Hayatı Koruma Vakfı, 'Uluabat Gölü Entegre Yönetimi Projesi'yle gölü kurtarmaya yönelik çalışma başlattı. 2000'de göl, uluslararası 'yaşayan göller' kapsamına alındı.
Tam bir kuş cenneti
Kuş varlığı yönünden Avrupa ve Ortadoğu'nun en önemli sulak alanlarından biri de olan ve yerleşimi antik çağlara dayanan Uluabat Gölü'nün çevresinde 17 köy var. Köylülerin ana geçim kaynağı balıkçılık.
Yayın, turna, sazan balıkları ve kerevitiyle ünlü olan gölde 1996'da 430 bin kuş sayıldı. Yasal olarak koruma altında olan küçük karabatak, tepeli pelikan ve susamurlarına ev sahipliği yapan gölde 21 çeşit de balık yaşıyor. Göl, ayrıca birçok kuş türü için de üreme alanı.
Gölün en önemli yerleşim alanlarından biri Gölyazı Köyü. Balıkçılığın yüzde 85'i burada.
Uluabat Gölü, Gölyazılılar için hayat demek.
Köy sakinlerinden Zeynur Koç, gölün, fabrikaların artmasıyla günden güne kirlendiğini söylüyor. Eskiden 300 kilogram ağırlığında yayın balıkları tuttuklarını belirten Koç, artık o günlerin çok geride kaldığını ifade ediyor.
Köyün kadın balıkçılarından 62 yaşındaki Neval Koç ise kalp rahatsızlığı nedeniyle artık balığa çıkamıyor. Kerevit ağı ören Koç, "Eskiden günde 30-35 ton kerevit çıkardı. Şimdi 10-15 kilogram anca çıkıyor" diyor.
Bir zamanlar ihracat yapılırdı
Köyün 'ayaklı kütüphanesi' 72 yaşındaki Mehmet Küçükada, geçmişi özlemle anlatıyor: "Mübadeleden önce köyümüzde binlerce Rum yaşardı. İpekböceği bitince balıkçılığa yöneldik. Her gün tonlarca kerevit çıkarırdık.
Kerevitler İtalya, Fransa ve Almanya'ya, balıkları da tuzlayıp Yunanistan ve japonya' ya satardık. Çernobil'den sonra göl öldü. Çevredeki sanayiler gölü öldürüyor, tutulan raporlarda başka nedenler ileri sürülüyor. Şimdi gölümüzü tekrar kurtarmaya çalışıyoruz. Dışarıdan balık getirip göle salıyoruz. Biz avlanma yasaklarını bile kendimiz koyarız."



Projenin mimarları
Murat Çevik (Proje koordinatörü): Projeye çevre halkın katılımını sağlamak üzere 27 etkinlik düzenledik. Göldeki kuşlarla, balıklarla ilgili raporlar hazırlayarak gölün önemini ortaya koyduk. Sivil örgütlerle kamuoyu oluşturduk, Gölyazı Şenliği'ni geleneksel hale getirdik. Halka alternatif iş olanakları yarattık, turizmin gelişmesi için adımlar attık.
Hatice Dinç (Sulak alanlar Proje Müdürü): Göl, 1960'lı yıllarda çok berraktı. Ancak sanayileşme ve nüfus yoğunluğunun getirdiği kirlenmeyle bu özelliğini kaybetti. Yapılan çalışmalarla göl sağlığına kavuşmaya başladı. Yöre halkını çalışmalara aktif olarak katmayı başardık. Bir de arıtma tesisi yapacağız. Burası kuş ve su ürünleri açısından çok zengin bir alan.
Alternatif geçim kaynakları yarattık. Bazı köylerde arıcılık başladı. Köylüler, gölü korumak için kendi aralarında birimler kurdu. Proje artık bizsiz de yürüyebilir. Gölde hem balık çeşidi, hem de kerevit sayısı arttı.