Ulucanlar için aydınlık düşler

Bütün cezaevinde gergin bir bekleyiş vardı. Her an bir saldırı olabilirdi. Günler önce, 40 kişilik koğuşlarda 100 kişinin kalmasının sağlıklı olmadığını söyleyerek cezaevi yönetiminden koğuş istemişlerdi.
Haber: CELAL BAŞLANGIÇ / Arşivi

Bütün cezaevinde gergin bir bekleyiş vardı. Her an bir saldırı olabilirdi. Günler önce, 40 kişilik koğuşlarda 100 kişinin kalmasının sağlıklı olmadığını söyleyerek cezaevi yönetiminden koğuş istemişlerdi. Siyasi mahkûmların taleplerine karşılık vermeyen yönetim, bir süre sonra görüşmeleri de kesmişti. Bunun üzerine boş olan bir koğuşa kendi iradeleriyle geçmişlerdi. Bu eylemi cezaevi yönetiminin 'Hapishanede tünel kazıyorlar' diye değerlendirerek operasyona gerekçe yaratacağını biliyorlardı.
1999'un 26 Eylül günü sabaha karşı uyanık olan birkaç mahkûm çatılarda asker gördüklerinde saat 04.00'tü.
Hemen arkadaşlarını uyandırdılar telaşla.
Kimi yatağından fırlamış, kimi daha uyanamamışken yoğun bir tarama başladı. Kurşunlardan kurtulmak için 4. koğuşa doğru çekildi mahkûmlar. Bu kez 3 No'lu gözetleme kulesinden başladı ateş. Ölenler, yaralananlar teker teker düşüyordu.
MP-5'lerin, G-3'lerin, Kalaşnikofların namluları alev alevdi. Ardından gaz bombaları, itfaiye araçlarından sıkılan su ve köpük...
Artık koğuşlar kalınmaz haldedir. Üzerlerine yağan mermilere karşın kol kola girip kendilerine çevrili namlulara doğru yürüdüler. Silahlar susunca robokop giysili, kar maskelilerin demir ve plastik coplarla, itfaiyenin kancalı demirleriyle ve silah dipçikleriyle dayağı başladı.
Saatler süren 'operasyon'dan geriye 10 ölü, onlarca yaralı, dövülmüş, işkence edilmiş yüzlerce siyasi mahkûm kalmıştır.
2000 yılına bir kala, Ulucanlar'ın tanık olduğu son vahşet budur.
1920 yılında askeri depo olarak yapılan, 1925'te cezaevine dönüştürülen Ulucanlar'ın 81 yıl boyunca tanıklık ettiği öylesine çok cinayet; ev sahipliği yaptığı öylesine çok yazar, gazeteci, siyasetçi vardır ki...
İşin ilginci 1999'da 10 kişinin ölümüyle sonuçlanan operasyon sırasında, ülkenin başbakanı, 12 Eylül darbesinden sonra bir süre Ulucanlar Cezaevi'nde kalan Bülent Ecevit'tir.
'Ecevit volta atmayı bilmezdi'
Gardiyanının yıllar sonra "Volta atmayı pek bilmezdi, bir ileri geri gider, sonra dönüp kitap okurdu" diye anlattığı Ecevit dışında Kemal Tahir'den Yaşar Kemal'e, Metin Toker'den Cüneyt Arcayürek'e; Yılmaz Güney'den DEP milletvekilleri Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan, Sırrı Sakık, Sedat Yurttaş, Selim Sadak, Mahmut Alınak gibi pek çok 'ünlü'ye tanık olmuştur Ulucanlar Cezaevi.
Tam 35 yıl önce Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan bu cezaevinin avlusundaki ulu kavak ağacının altında asılmışlardır. İdamlarına tanık olan Denizlerin avukatı Halit Çelenk gördüklerini anlatırken "Ulucanlar Cezaevi'nin avlusunda kurulan darağacı, başgardiyanın odasının penceresinden net bir şekilde görülüyordu" diyecektir, "Biz cezaevine geldiğimizde Deniz bu odaya alınmıştı ve pencerenin tam karşısındaki koltukta oturuyordu. Deniz'in biraz sonra can vereceği darağacı tam karşısında duruyordu. Hazırlıklar tamamlandıktan sonra Deniz'i darağacına çıkardılar. İnfaz sürerken odaya Yusuf'u getirdiler. Yusuf, pencereden Deniz'in son nefesini verişini izledi. Yusuf infaz edilirken de Hüseyin'i odaya getirdiler ve o da Yusuf'un infazını saniye saniye gördü. Bunu kitabımda bile yazamadım, sadece Yusuf Aslan'ın 'Duydum Deniz'in sesini' sözlerine yer verdim. Biraz sonra aynı darağacında ölecek birine arkadaşının infazını seyrettirmekten daha ağır bir işkence olabilir mi?"
Avludaki o ulu kavak ağacı, 10 yıl sonra 12 Eylülcülerin yaşını büyüttürüp idam ettirdikleri Erdal Eren'in de infazına tanık olacaktı.
Kendisi de Ulucanlar'ın bulunduğu semtten, Altındağ'ından olan sendikacı ve yazar Yaşar Seyman cezaevi boşaltıldıktan sonra şöyle diyecekti:
"Ulucanlar Cezaevi'nde uzun yıllar yatan Yılmaz Güney, Altındağlı gençlerden dinlediği Çinçin'i, Çalışkanlar'ı ve Altındağ'ın varoşlarındaki yaşamı 'Soba, Pencere Camı ve İki Ekmek İstiyoruz, 1977' adlı romanında yazdı. Ulucanlar Cezaevi benim dünyama kitaplarla, idamlarla, katliamlarla ve tutuklu dostların görüş günleri ile girdi. En acısı da Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın, 10 yıl sonra da Erdal Eren'in idamı o cezaevinde gerçekleşti. Acıların katmerlisi ise cellatın da Altındağ'ın en yoksul diliminde oturuyor olmasıydı..."
İşte bu Ulucanlar Cezaevi boşaltıldı. Kentin ortasında 'rant düşkünleri'nin iştahını kabartacak bir alan ve binalar kaldı. Buradaki değerli yapıları tescil ettiren TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi Ankara Barosu ile birlikte lisans ve lisansüstü mimarlık öğrencilerini 'Kent Düşleri' kurmaya çağırdı. İlk 'Kent Düşü' de kapatılan bu cezaevi üzerine kurulacaktı; 'Ulucanlar Merkez Kapalı Cezaevi Değerlendirme Projesi.'
79 proje yarışıyor
Mimarlar Odası ve Ankara Barosu 'fikir yarışması' çağrısında "Kentlerde yapı ve mekân kullanımlarına yönelik, devlet, hükümet ve yerel yönetimler politikalarının olmaması; yapıların ekonomik ömürlerini tamamlamadan ve işlevsel özelliklerini kaybetmeden kullanım değiştirmelerine ya da kent mekânlarının kentsel dönüşüm adı altında rant amaç kullanmalarına neden olmaktadır" görüşünü dile getiriyordu.
Yarışmaya yaklaşık 130 lisans ve lisansüstü mimarlık öğrencisi 79 projeyle katıldı. Öğrenciler projelerini jüri üyelerine Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nin Farabi Salonu'nda jüri üyelerine ve sivil toplum örgütlerinin temsilcilerine sundular.
İşin ilginci jüride danışman ve asil üye olarak yer alanlardan üçü; TİHV Başkanı Yavuz Önen, eski Mimarlar Odası Ankara Şubesi başkanı Ali Ulusoy ve eski Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan da gençliklerinde Ulucanlar Cezaevi'nde yatmışlardı.
Orta Doğu, Bilgi, İstanbul Teknik, Yıldız Teknik, Gazi, Anadolu, Uludağ gibi Türkiye'nin farklı kentlerindeki üniversite öğrencilerin projeleri gerçekten dikkat çekiciydi. Hepsi de düşlerinin harcını bu ülkenin yaşadığı acı gerçeklerle yoğurmuşlardı.
Pırıltılı genç düşler
Kültür merkezinden konservatuvara, Altındağ halkıyla bütünleşecek etkinlik alanlarından Adalet Müzesi'ne, bu alanda Genç Meclis'in kurulmasından, eski cezaevinin hapiste yatmış sanatçıların, yazarların balmumu heykelleriyle müzeye dönüştürülmesine kadar içinde gençlerin pırıltısını taşıyan pek çok 'düş' vardı.
Jüri üyeleri Emre Mardan başkanlığında saatler süren zorlu bir toplantıyla ödül kazanan projeleri belirlediler. Ama ödül alamadığı halde akılda ve gönülde kalmış çok proje vardı.
Feride Çiçekoğlu'nun, 'Uçurtmayı Vurmasınlar' adıyla filme çekilen öyküsüne, Yılmaz Güney'in 'Duvar' filmine ilham kaynağı olmuştu Ulucanlar. Bahçesindeki ulu kavak ağacı Deniz'in, Yusuf'un, Hüseyin'in, 17 yaşındaki Erdal Eren'in idamına tanıklık etmişti. Yazarıyla, gazetecisiyle, siyasetçisiyle 'Muhaliflerin Hiltonu' adı verilen Ulucanlar'da gençler artık 'dışarı çıkmak' için değil; içine girip gelecek kuşaklara bir 'insanlık anıtı' bırakmak için düş kuruyorlar. Çünkü aydınlık bir düşleri var gençlerin Ulucanlar'a dair!