Umudu beklerken

Türkiye'de 30 bin 'kronik böbrek hastası' yaşıyor. Bunlardan yedi-sekiz bini İstanbul'da.
Haber: HATİCE YAŞAR / Arşivi

İSTANBUL - Türkiye'de 30 bin 'kronik böbrek hastası' yaşıyor. Bunlardan yedi-sekiz bini İstanbul'da. Böbrek hastaları, organ bağışının 'yok denecek kadar' az olduğu ülkemizde yine de umutlarını yitirmiyor.
Zaman zaman duyarlı aileler sayesinde beyin ölümü gerçekleşen hastanın organları bağışlanıyor ve beş-altı kişi hayata
'merhaba' diyebiliyor. Böbrek hastaları da böyle zamanlarda ifade edemedikleri karışık duyguların içine gömülüyor.
Çocukluğundan beri kronik böbrek yetmezliği olan ve haftanın üç günü dörder saat diyalize giren 18 yaşındaki Adem İlhan, hastanede yaşamını yitiren birinin organlarının bağışlanmasının gündeme gelmesiyle yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
Uykusuz saatler
"Heyacanlanıyorum. Telefonumu meşgul etmiyorum. Her an beni arayıp, hastaneye çağırabilirler diye bekliyorum. O süreçte gözüme uyku girmez. Bu hastalık pek çok şeyi yapmama engel oluyor. Süt ve süt mamülleri, sebze ve meyve yasak. Sıvı almada ve bazı yiyeceklerde kısıtlama var. Kendimi çok yormamam gerekiyor. O yüzden çalışamıyorum. Dengeli beslenemediğim için vitaminsizlikten kaynaklı direnç kaybı oluyor. Oysa organ nakli gerçekleşirse bütün bunlardan da kurtulabilirim."
Kendisine annesinin böbreğini vereceğini belirten İlhan, yine de umutsuzluk yaşıyor. Çünkü anne de olsa böbrek bazen vücuda uyum sağlamıyor. Zira hemen yanındaki arkadaşı 26 yaşındaki Ayhan Güngör de aynı şeyi yaşamış. 1995 yılında vücuduna annesinin böbreği nakledilen Güngör, uyum sağlamadığı için böbreğin üç yıl önce çıkarıldığını anlatıyor. Yeniden diyalize girmeye başlayan Güngör, "Ölen insanın organıyla yaşamı bulmak nasıl bir şey?" sorusuna, "Karışık. Tam tarif edilemez.
Ölen insan için üzülüyoruz tabii. Ama ben de diğer arkadaşlarım gibi bağış söz konusu olduğunda heyecanlanıyorum. Saniyeler, dakikalar uzuyor. Her telefona hastanedenmiş gibi koşuyoruz. Ölüme üzülüyorum ama yaşam çok güçlü" diye cevap veriyor.
40 yaşındaki Ahmet Sanlı ise dört yıldır kronik böbrek yetmezliği çekiyor. Haftanın üç günü diyalize giren Sanlı, eşinin
böbreğini vermek istediğini ancak uymadığını belirtiyor. Hastalığı nedeniyle çalışamayan Sanlı, "Herhangi bir beyin ölümünde ben de arkadaşlarım gibi bekliyorum. Öncelikle dilediğim o insanın yaşayabilmesi. Ama ölmüşse yapabilecek bir şey yok. Organlarının değerlendirilmesi gerek. Biten bir yaşam, başka hayat verir" diyor.
Nakille de bitmiyor
Doğuştan böbrek hastası olan ve dokuz yıl önce annesinin böbreğiyle diyalizi geride bırakan 36 yaşındaki Ayla Topraksaran, nakile rağmen ömür boyu ilaç kullanmak zorunda. SSK hastanelerinde ilaç kuyruğunda beklemenin zorluklarına işaret eden Topraksaran, "Saat 05.00'te kuyruğa giriyorum. İlaçları aldığımda saat 17.00'yi buluyor. Bunu ayda birkaç kez yaşıyoruz" diye çileyi anlatıyor.
Hastalara yardım etmek isteyenler için hesap numarası: Türkiye İş Bankası Bahçelievler Şubesi 0547324.
İstanbul Böbrek Hastaları Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği'nin telefonu: 0212 554 80 14.
Uyarı: Susuz kalmayın
Şeker hastalığı, yüksek tansiyon, nefrit, bademcik iltihabı, damar tıkanıklığı ve ailesinde böbrek yetmezliği olanlarda 'kronik böbrek yetmezliği' görülebilir. Uzun süre susuz kalan insanlar da bu sorunla karşılaşabilir. Örneğin deprem bölgesinde uzun süre enkaz altında kalmadan dolayı çok sayıda insanda kronik böbrek yetmezliği oluştu. Kansızlık, vücutta (özellikle eklemlerde) meydana gelen kramplar, nefes darlığı, gözlerde şişme, ayaklarda ödem, böbrek yetmezliğinin belirtisi olabilir. Bu nedenle altı ayda bir check-up yapılması öneriliyor.
Kimse iş vermiyor
İstanbul Böbrek Hastaları Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Kemal Narçın, "Her diyalize girdiğimiz gün bizim için ölü bir gündür. Bizler her işte çalışamıyoruz. Çünkü çok yorulmamamız gerekiyor. Kimse haftanın üç-dört günü diyalize giren insanlara iş vermek istemez.
Biz, hastalığımızdan dolayı özürlüyüz" diyor. Narçın, organ bağışının çok az olmasının nedenlerini ise şöyle sıralıyor:
"Acil hastası olanlar bürokrasiye boğuluyor. Yakınlarını yaşatmaya çalışırken, kâğıtlarla oradan oraya gönderiliyorlar. Hasta öldüğünde gidip organlarını bağışlamak isterse ret cevabı alabiliyor. Ayrıca ölen kişinin organlarının bağışlanması için yoğun bakım servisinde olması gerekiyor. Zaten ilkyardımda çok yetersiz olduğumuz için insanlar hastaneye bile yetiştirilemeden ölüyor."