'Üstü açık' İstanbul desene

'Üstü açık' İstanbul desene
'Üstü açık' İstanbul desene
İstanbul'da üstü açık otobüslerle şehir turu atanlar tarihi yerlerden önce Atatürk ilke ve inkılaplarıyla tanışıyor. Sonra eskiye yolculuk başlıyor.
Haber: BURAK KURU / Arşivi

Evet, ‘Raki’yi içtin, Boğaz’da ‘şişkebap’ yedin, dansöz oynatıp para taktın. Hepsini yaptıktan sonra Kapalıçarşı’dan taklit saat ve çanta da aldın. Üstelik kafana fes takıp poz bile verdin. Peki ne kaldı geriye?
‘İstanbul’un emsalsiz tarihini göreceğin’ şehir turu olmazsa olmaz diyorsan seni Taksim’den saat başı kalkan üstü açık ‘Sightseeing’ otobüslere alalım. 75 dakika içerisinde 60 tane tarihi noktayı görme şansı yakalıyorsun. Hem o kadar pahalı da değil: Yerli turist için fiyatı kişi başı 30 TL, yabancılar için ise 20 euro.
Girizgâhtan anlaşılmıştır ama yine de belirteyim, bu hafta İstanbul’da gündelik hayat içerisinde hiç önemsemediğimiz, adres sorduklarında ‘Türkçe’ anlamasalar da tarifi o şekilde verdiğimiz turistlerin ‘Yeditepeli şehri’ nasıl gezdiklerini görmek için aralarına karıştık.
Tur otobüslerinden İstanbul’un nasıl göründüğünü, tarihi yerlerin turistlere nasıl anlatıldığını merak edip onlarla beraber ‘cabrio’ otobüsteki yerimi aldım.
Saha ve zemin raporu vereyim. Sabah 10.00’da başlayan ilk sefer neredeyse tamamen dolu. İtalyan, İspanyol, İngiliz, Alman vatandaşlar göze çarpıyor ama Araplar liderliği kimseye bırakmıyor. Şok bir haber vereyim, benim olduğum otobüste hiç Japon turist, dolayısıyla her şeyin fotoğrafını çeken kişi yoktu! Bu onurlu görevi üstlenmeye niyetlendim ama çok yorucuymuş. Japonların azmine bir daha hayran kaldım. 

Tur başlar başlamaz kontrolü ele alan sanal rehberimiz ilk etapta katılımcılara gezdikleri ülkenin o eski Türkiye olmadığını hatırlatıyor. Cumhuriyet’in ilanıyla beraber Atatürk ’ün ilke ve inkılapları anlatılarak, tekke ve zaviyelerin kapatıldığı, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrıldığı, kıyafet ve harf devriminin yapıldığı belirtiliyor. Kısacası “Filmlerde gösterdiğiniz kafasına fes takan, ayağına takunya giyen kişiler değiliz artık biz” mesajı net bir şekilde veriliyor. Bir anlamda ‘Geceyarısı Ekspresi’ etkisinden çıkmaya çabaladığımızı anlatıyor. Ama bir yandan ‘Fetih 1453’ filmiyle zirveye çıkan Osmanlı’ya özlem ve o günlere ‘öykünme’nin varlığı göz ardı ediliyor. Anlaşılan bu konuda bir güncelleme şart olmuş.
Bu söylemlere rağmen gösterilen yerler arasında Cumhuriyet sonrasına ait olanlar haliyle pek az. ‘İstanbul’u fethettiken sonra şehrin yağmalanmasına izin vermeyen Fatih Sultan Mehmet zihinlere kazınarak da ‘geçmiş özlem’e bir selam gönderme işlemi ihmal edilmiyor.
Neyse turumuza Beyoğlu’ndan başlıyoruz. Haliç’e doğru inerken sağda ‘kentsel dönüşen’ Tarlabaşı’nı görüyoruz. Ben şaşırmıyorum ama turistler şaşkın. Ama rehber güzel anlatıyor Allah için, “Viktoryen tarzda evleriyle Tarlabaşı bu bölgenin eski yerleşim birimlerinden...” Turistlere “Viktoryen tarzda evler yıkılacak, bu son bakışlarınız” dememe kalmıyor, yıkım işlemlerine zaten kendileri şahit oluyorlar. 

Biraz ‘müzik’ molası lazım. Konu ‘Yeditepeli’ şehir olunca İstanbul temalı ve dünyaca tanınan sanatçılarımızın konudan bağımsız şarkılarının yer aldığı bir liste hazırlanmış. Bizi 2003 ‘Örovizyon fatihi’ Sertab Erener’in ‘Everyway that I can’i karşılarken, Candan Erçetin, Tarkan ve Mirkelam’ın ‘pop müzik’, Sezen Aksu, Levent Yüksel ve Brooklyn Funk Essentials’ın -evet onların da İstanbul temalı şarkıları var!- İstanbul janrındaki şarkıları karşılıyor. Derken Emel Sayın’ın sesinden “Kız sen İstanbul’un neresindensin”i duyuyorum, o anda içimi bir ateş sarıyor, bir İstanbul klasiği ‘Kâtibim’i duyar mıyım diye ama korktuğum başıma gelmiyor neyse ki…
Müzik listesinin yenilenmesi gerektiği aşikâr. Çünkü en yeni şarkı 2003’ten. Arap turistlerimizin bol olduğunu düşünürsek o coğrafyanın meşhur isimlerinin bu listeye alınması şart. Hadi bu kopya benden olsun, Gökhan Tepe çok meşhurmuş.
Gezilen yerlerden bahsedelim. Yaklaşık 60 noktayı anonsluyor ‘anlatıcı’. Tabii ki pek çoğunu 1-2 saniye görebiliyorsunuz. Yani uzaktan seviyorsunuz. Koskoca surların anlatımı 2 dakika, Süleymaniye Camii 15 saniye sürüyor. Pierre Loti ise ‘teleferik’ hatırına 3 dakikalık aslan payını kapıyor. Bu yerlerin kimini yakalayamıyorsunuz bile, başınız dönüyor. Misal Yenikapı sahildeyken “İşte karşı tarafımızda Haydarpaşa Garı ve hemen solunda Selimiye Kışlası” deniyor ama görebilene aşkolsun.
İnternette çokça dolanan bir mail’de ‘kadın ve erkek’ bakış açısıyla berber macerası anlatılır. Erkeklerin durumu tek cümleyle, kadınların ise açık oturum uzunluğunda anlattığı ifade edilir. Bu turun anlatımı ise söz konusu mail’deki erkek rolünde. Mecburen her mekan ‘oldubitti’ye getiriliyor. Aslında İstanbul’u bir ‘kadın’dan dinlememiz daha iyi olur. Onun için de bolca vakit gerekir. Ama bu şehrin hakkı da zaten bu değil mi?

Yeni siluet hizmete açılmamış!
Ülkemizin ‘inşaat hamlesi’nin varlığı bu tarihi eserlere de sirayet etmiş. 60 eserden 6 tanesi tadilatta. Gezmek isteseniz de gezemezsiniz. Yüzde 10 fena rakam sayılmaz, Türkiye gerçeğini de yansıtır. Siluet de malum yerinde durmuyor. Radikal olarak haberini sıkça yaptığımız ‘Siluet bozan’ binalar henüz tur kapsamına alınmamış! E nasıl alınsın ki daha yapımı devam eden bir sürü proje var. Tekmili birden halledilecek. Kim bilir belki yeni bir tur yapılır yeni İstanbul silueti için. Turistlere 5-10 sene sonra geldiklerinde görecekleri yeni silueti söyleyip morallerini de bozmak istemedim açıkçası…
Sahil boyu uzanan yeni ekilmiş ‘Lale’ler büyük ilgi çekerken, Balat semti ayrı bir cazibe merkezi oldu. ‘Balat’lılar sevinmeyebilir ama korkarım ki ‘Akın var Balat’a akın’ durumu daha sürecek gibi…

Acı hatıraları anmayalım...
Yakın geçmişimizin izleri de bu tura elbette uğruyor. Misal Edirnekapı’dan ilerlerken yol üzerinde görünen iki anıtmezarı anlatıyor sanal rehberimiz: “İki anıtmezardan sağdaki 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın, soldaki ise geçmiş başbakanlarımızdan birisi ve onunla görev yapan 3 bakanın anıtmezarı.” Adnan Menderes’in adını anmayarak, turistler tarafından yapılacak olası tarih araştırmalarının da önü kesilmiş oluyor belki de. Gizleme konusunda ustalık damarlarımıza işlemiş! Abdi İpekçi Spor Salonu’nun önünden geçerken ise o elim maziyi hatırlıyoruz: “1979 yılında suikasta kurban giden ünlü gazeteci Abdi İpekçi anısına yapılan spor salonu...”