Utandıran karar

En ağır cezalardan biri
Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde görülen bir davada, tarihinin en ağır tazminat cezalarından birine mahkûm edildi. Ankara, PKK'ya karşı 9 Ekim 1993 tarihinde Muş-Kulp-Lice üçgeninde gerçekleştirilen bir operasyon sırasında gözaltına alındıktan sonra 'kaybolan' 11 köylünün yakınlarına yaklaşık 1 trilyon lira tazminat ödeyecek.
Nasıl öldükleri meçhul
31 Mayıs 2001 günü açıklanan mahkeme kararında, 'Gözaltına alınan köylülerin öldürüldüğüne kanaat getirilmiştir' ifadesi yer alıyor. Buna karşılık ölümlerin ne şekilde gerçekleştiği sorusuna açıklık getirilemiyor. Türkiye dava sırasında mahkemeye gönderdiği savunmada gerek söz konusu operasyonu, gerek köylülerin gözaltına alındığını yalanlamıştı.
'Helikopterden atıldılar'
Davayı AİHM'ye taşıyan İnsan Hakları Derneği'nin Diyarbakır Şubesi'nden Reyhan Yalçın, tanıkların, 'köylülerin helikopterden atıldığı' yönünde ifade verdiklerini söyledi. Yalçın, tazminat miktarının bu kadar yüksek tutulmasını,
"Mahkeme, köyün doğrudan imha edildiğini tespit etti" diye yorumladı.

ANKARA - Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) görülen bir davada, tarihinin en ağır tazminat cezalarından birine mahkûm oldu. 9 Ekim 1993'te Muş-Kulp-Lice üçgenindeki bir operasyonda gözaltına
alınan ve daha sonra kaybolan 11 köylünün yakınlarına, Türkiye yaklaşık 630 bin İngiliz Sterlini (1 trilyon lira) ödeyecek.
31 Mayıs 2001 günü alınan kararda,
'gözaltına alınan köylülerin öldürüldüğüne kanaat getirildi' deniliyor, ancak, ölümlerin
ne şekilde gerçekleştiği sorusuna bir açıklık getirilemiyor. Davayı AİHM'ye taşıyan İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi Hukuk Komisyon Sorumlusu
Avukat Reyhan Yalçın, tanıkların, köylülerin helikopterden atıldığı yönünde ifade verdiğini söyledi.
Yalçın, tazminat miktarının yüksek tutulmasını ise "Mahkeme, köyün doğrudan imha edildiğini tespit etti" diye yorumladı.
Türkiye adına AİHM'ye gönderilen savunmada, anılan tarihte, söz konusu yerde operasyon yapılmadığı ve öldürüldükleri iddia edilen köylülerin gözaltına alınmadığı ifade ediliyor.
Avukat Reyhan Yalçın, operasyonu yönettiği öne sürülen Bolu Jandarma Tugayı Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk'ün, çağrılı olduğu halde, Ankara'da yapılan AİHM duruşmasına katılıp savunma yapmadığını söyledi.
İç hukuk yolları tüketildi
Kulp Cumhuriyet Savcılığı'na başvuran kayıp yakınlarının tahkikat açılması talebi, olayın Terörle Mücadele Yasası kapsamına girdiği gerekçesiyle reddedilmişti.
Kayıp yakınları bunun üzeri-
ne Diyarbakır DGM Savcılığı'na başvurarak, sonuç aradı. Dört yıl bekleyen kayıp yakınları, bu kez de Diyarbakır DGM'nin takipsizlik kararı ile karşılaştı.
Böylece iç hukuk yollarını tüketen köylüler, dosyayı Diyarbakır İHD Şubesi Hukuk Komisyonu vasıtası ile Londra'da bulunan 'Kürt İnsan Hakları Projesi' avukatlarına devrettiler. Sabri Avar, Keleş Şimşek, Seyithan Atala, Aydın Demir, Süleyman Yamuk, Ramazan Yerlikaya ve Kemal Taş adlı kayıp yakınları, 3 Nisan 1995 tarihli bir dilekçe ile AİHM'e başvurdu. AİHM, kayıp yakınlarının 23954/94 numaralı dilekçesini kabul etti ve Türkiye devleti hakkında dava açtı.
Mahkeme dosyasına yansıyan iddialara göre, AİHM'nin dava açması üzerine, dilekçede imzası bulunan kayıp yakınları güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındılar ve davadan çekilmeye zorlandılar. AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 'tanığa baskı' suçunu düzenleyen 34'üncü maddesini ihlal etmekten de ayrıca suçlu bulundu.
Mahkeme, 31 Mayıs 2001 tarihinde aldığı kararda, devletin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin yaşama hakkı, kişi güvenliği, etkili iç hukuk yollarının olmayışı, işkence yasağının ihlali ve tanıklara baskı suçlarını kapsayan 2,3,5,13 ve 34. maddeleri ihlal ettiğine karar verdi ve kayıp yakınlarına 629 bin 840 İngiliz Sterlini (yaklaşık 1 trilyon 38 milyar Türk Lirası) ödemeye mahkûm etti. Mahkeme kararında şu görüşlere yer verildi:
'Yaygın bir ihlal'
"1992-1994 arasında Güneydoğu bölgesinde buna benzer olaylar yaygınca olduğu göz önüne tutulduğunda, Kulp ve Diyarbakır savcıları olayın ciddiyeti karşısında geniş bir araştırma-soruşturma yapmamış olduklarından, kayıpların öldürülmüş oldukları kanaatine varılmıştır."