Utanmaya davet

Utanmaya davet
Utanmaya davet
Haber: SEDAT YURTDAŞ - syurtdas@gmail.com / Arşivi

Adına ister ‘barış’, ister ‘çözüm’, ister ‘silah bırakma’ denilsin, -diğer nitelendirmelerin durumu anlatmakta isabetli olmadığını düşünüyorum- uzun çatışmalı geçmişten oldukça farklı özelliklere sahip bir ‘süreç’ var ve her şeye rağmen kanlı canlı denilebilecek bir akışla işliyor.
‘Âkillerin faaliyetleri’, ‘İmralı ile Kandil arasındaki görüşme/yazışma trafiği’ altında gerçekleşen, toplumsal değişim dönüşüm sürecini tam da bu akışa, geriye dönüşü olmayan ve yanında yöresinde bulunan, ilgili, hatta ilgisiz olan her şeyi de kendine katarak, içselleştirerek, yeniden biçimlendirerek ortak bir atmosferin parçası halinde sürükleyip ilerliyor.
Âkillerin Diyarbakır’daki büyük ‘hüsnü kabulleri’ yanında, Kayseri’de çiçek ve lokumlu karşılamanın ardından gösterilen hormonlu tepkiye rağmen endişeli kabul, kendi içinde gerçek soru işaretleri içerse de bir o kadar hayata dair ‘umut dolu cümlelerin’ döküldüğü bir gerçekle karşı karşıyayız.
En yüksek oranlarda asker ölümünün gerçekleştiği Burdur’da, çözüme destek yanında, ‘vaat edilenlerin neler olduğuna’ dair endişe dolu cümleler ve ‘gerçek sorular’ sıralamalarını, doğru olmalarından değil, ancak anlamak gerekir.
Hakkâri, davul-zurnalı, halaylı, sloganlı, pankartlı, kurbanların kesildiği, kimine göre belki de abartılı bir karşılama...
Tabloya, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ’nun talebi üzerine ‘CHP’de fikirlerini ifade edebileceği ortamın kalmaması’ sebebiyle genel başkan yardımcılığından istifa etmek zorunda kaldığını belirten Gülseren Onanç’ın tutumunu da eklemek gerek.
Açık ki, artık sürece ilişkin isimlendirmelerin farklı olması, farklı anlamları içermesi doğru olsa da, sürecin daha ‘adının bile doğru dürüst olmadığı’ ve ‘ne olacağının bilinmediği’ anlamında sözler sarf etmek, kafaları karıştırmaya dönük teoriler ya da gerekçeler üretmek hiç de anlamlı gelmiyor. Hele hele benzer mazeretlerin arkasına sığınarak, bir tür kaçak güreşmenin ve bu söylemler çerçevesinde, görünürde bir demokratik mücadele üretmenin zamanı gerçek manada geçti!..
Sürecin aktif tarafları durumunda olan -PKK’yı saymazsak- AK Parti ve BDP artık iyice farkında olmalı ki, hiç kimsenin ilgisiz kalamayacağı, bir şekilde görüş ve düşünceleriyle sürece yönelik tutumun ortaya konulacağı bir zaman dilimini yaşıyoruz.
Herhalde, tek tek bireyleri bir yana bırakırsak, ilk toplu açıklama/tutum belgesi 300 Türk aydının ‘Türk milletine çağrı’ bildirisiyle kendini ortaya koydu.
‘Türk milletinin aklıselimine’ seslenen imzacı aydınlar, uzun süredir anayasanın ‘nötr’ olması, herhangi bir ‘etnik vurgu taşımaması’, bütün etnik gruplara ‘eşit uzaklıkta olması’ şeklinde, neredeyse konsensüs sağlanacak denli kabul görür hale gelmiş olan yaklaşımlara isyan ederek, vatandaşların ırklara ve mezheplere -buradaki ‘ırk’ kavramının, kurnaz bir şekilde ‘halk’ kavramı yerine kullanıldığına dikkat edilmeli- ayrılmayacağını, ‘Türk milletinin kesintisiz egemenliğinin’ devamını kararlılıkla savunduklarını ifade ettiler.
Alfabetik nedenle de olsa, ilk sırada, aynı günlerde ‘Beyaz Türkler Küstüler’ isimli kitabın yazarı olan Alev Alatlı yer alıyordu. Kitap içerik olarak Türkiye’nin 1990’larından bugüne uzanan zamanın Türkiye’sini ve insan tiplemelerini konu edinse de, Alatlı, attığı imza ile kitabının adına uygun bir faaliyette öne çıkan isimlerden oldu.
Alatlı ve diğer çok sayıda yazar, gazeteci, akademisyen vs. aydının dikkatlerini, İHD Diyarbakır Şubesi’nin bu günlerde bir kez daha açıklama gereği duyduğu, ister yargısız infazlarla, ister çatışmalarda yaşamlarını yitirenlerin topluca defnedildiği ‘toplu mezar’ gerçeğine çekmek isterim.
Kaçınızın birinci dereceden yakını bu savaşta yaşamını yitirdi?
Kaçınızın birinci dereceden yakını benzer bir mezarda yatıyor olabilir?
Kaçınız yıllar ya da on yıllardır haber alamadığınız birinci dereceden yakınınızın acısını kalbinizde taşıyarak yaşamaktasınız?
Önce açıklamayı, haberi, acı gerçeği bir anımsatalım. Bugüne kadar açılmış ‘Toplu Mezar Sayısı: 29, İddia Edilen Toplu Mezar Sayısı: 224, Gömülen İnsan Sayısı: 3248’. Konuya ilişkin linki paylaşmakta yarar var: http://www.ihddiyarbakir.org/Map.aspx
Bu ‘etnik vurgu/belirleme/tayin etme/olmazsaolmazlaştırma’ teorisi üzerinden isyan edenler, acaba bu konuya ilişkin de gerçek bir duyarlılık gösterirler mi?
Mezar sayısını/defnedilmişleri az bulduklarından mı, yoksa beyaz Türk olarak böyle bir kayıp yaşamış olma ihtimalleri olmadığından mı sessiz kaldılar/kalıyor?!
18 Nisan’da bir panelde konuşan Almanya Yargıtay Başkanı Prof. Dr. Klaus Tolksdorf’un Almanya’da 8’i Türk 10 kişiyi öldüren Neo-Nazilerin yargılanacağı ve Türk gazetecilerin alınmadığı davaya değinirken “Biz utanıyoruz, Almanya’da bunlar olabildiği için utanıyoruz... Gerçekten bu işi beceremedik. Olmadı. Güvenlik kurumları işlerini doğru yapsaydı en azından işlenen suçların bazıları engellenebilirdi” dedi.
Tolksdorf’la aynı nedenlerle, küskün bütün beyaz Türkleri, Kürt coğrafyasının tümüne yayılmış ‘toplu mezarları önleyemedikleri’, dahası bugüne dek ‘gündemleştiremedikleri’, ‘kurumlar işlerini yapmadıkları’, ‘toplu mezarlara defnedilme suçunu engelleyemedikleri’ için küskünlükle yüksek tonda -Tolksdorf gibi- ‘utanmaya davet etmek’ sanırım zaman itibariyle isabetli olacaktır.
Diğer yandan, son günlerde yazılanlardan, çizilenlerden, röportajlardan, Kürt cephesinden süreci yorumlayanların da, hayatları boyunca sırtlarında gerçek anlamda yumurta küfesi taşımamış, asla da taşımayacak olanların da, bu çerçevede ‘siyasal anlamda beyazlar’ için de tıpkı beyaz Türkler gibi, ‘Beyaz Kürtler de küstüler!’
Sadece toplu mezarların varlık sebepleriyle de olsa, küskün beyaz Kürtleri de ‘utanmaya davet’ etmek yerinde olacaktır.