Van'ın yeniden keşfi

Doğa güzellikleriyle Van, 'doğal olarak' doğuda turizmin merkezi olmaya aday. 'Kadir bilen' insanı, gölü, güneşi, tarihi...
Haber: SUNA AKTAŞ / Arşivi

VAN - Doğa güzellikleriyle Van, 'doğal olarak' doğuda turizmin merkezi olmaya aday. 'Kadir bilen' insanı, gölü, güneşi, tarihi, yeşiliyle bir turistin beklentilerine yanıt verebilecek bir kent Van.
Bir zamanların 'Tuşba'sından, Van'dan kimler geçmemiş ki: Frigler, Persler, Yunanlılar, Makedonyalılar, Romalılar, Ermeniler, Sasaniler, Araplar... Her uygarlık kendinden yeni tatlar katarak zenginleştirmiş bu kentti. Nemrut Yanardağı'nın bu coğrafyaya armağan ettiği Van Gölü ise kent için ayrı bir zenginlik. Bilimsel anlamda klorlu, sülfatlı ve karbonatlı göller grubuna giren Van Gölü, mavi gözlü, nazlı bir gelin gibi. Ve bu nazlı gelin, artık gitmeye hazırlanan yorgun sevgilisi güneş için, günbatımlarında bütün güzelliklerini sergiliyor.
Her akşam güneşin renklerini giyerek, uğurlayan Van Gölü'nün bu aşkını görenler göl ve güneşin buluşmasına tanıklık ediyor.
Rehber çocuklar
Van'a uğrayan yerli ve yabancı turistlerin görmeden edemediği mekânlardan biri de kaleler. Van'da bir kale var ki yalçın bir kayaya görkemli bir kartal biçiminde kurulmuş, burnundan kıl aldırmaz ve ulaşılmaz görüntüsüyle zamana meydan okumaktan vazgeçmemiş. Hoşab adını taşıyan bu kaleyi ziyaret edenler, kırık dökük Türkçeleri, soğuktan ve sıcaktan kavrulmuş, çatlamış elleri ve yüzleriyle çocuklarla karşılaşır. Hoşab Kalesi'nin yamacında yaşayan bu çocuklar nazara ve kötülüklere karşı koruduklarını söyledikleri
'üzelikleri' satmaya çalışırken, bir yandan da kale hakkında bilgiler verecektir ziyaretçilere...
Bir ortaçağ şatosunu andıran 360 odalı yeraltı zindanları, hamamları, camileri, çeşmeleri, kuyuları, gözetleme kuleleriyle bu kaleyi aşiret beyi Sarı Süleyman 1643'te inşa ettirmiş. Aşiret beyi Sarı Süleyman, benzersiz kalması için de kaleyi yaptırdığı mimar Tilma'nın aynısını bir daha yapamasın diye ellerini kestirmiş. 'Güzel Su' anlamına gelen Van'a 60 kilometre uzaklıkta ki Hoşab Bucağı'nda bulunan bu kalenin hemen altından Hoşab suyu akıyor.
Bendimahi'nin şelaleleri
Van'ın şöhretli bir başka yeri ise Muradiye Şelaleleri. Van'a bir saat uzaklıktaki Muradiye ilçesinde bulunan kliplerde, kartpostallarda başrol oynayan bu şelalelerin
suyu Bendimahi Çayı'ndan geliyor. Muradiye Ovası'nı suladıktan sonra burada küçük şelaleler yapıyor. Bu şelalelerin en büyüğü ise Muradiye Şelaleleri. Uçurumdan kendini bırakıp bir süre vadide eğlenen su, uzun bir yol kat ettikten sonra Van Gölü'ne ulaşıyor.
Turistler yazın bunaltıcı sıcaklarından korunmak ve serinlemek amacıyla Muradiye Şelaleleri'nde piknik yaparken, bazı çocuklar ise kendilerini sulara bırakıyor.
Kale cenneti
Urartular döneminden kalma Van Kalesi, Toprakkale, Hoşab Kalesi, Çavuştepe Kalesi, Aznaf Kalesi, Çelebibağ Kalesi, olmak üzere adeta bir kaleler cenneti olan Van'da aynı zamanda çeşitli yüksekliklerde 36 dağ, 9 geçit, 18 ova, 9 göl ve büyüklü küçüklü 11 çay yer alıyor. Her geçen gün tur sayısının arttığını söyleyen esnaf, bu gelişmeden bir hayli memnun.
'Ah Tamara, ah Tamara...'
Van Gölü'nün Çarpanak, Gadir, Kuş adalarından
Akdamar, kırık bir aşk öyküsüne sahip. Badem ağaçlarıyla dolu adada bir zamanlar dillere destan güzelliğiyle ünlü Tamara adında bir genç kız yaşarmış. Adadaki keşişler yabancıların adaya çıkmasına izin vermezlermiş. Birgün bir çoban merakından gizlice adaya çıkmış ve Tamara'yla karşılaşmış. Göz göze gelip bir anda âşık olan çoban ve Tamara gizli gizli buluşmaya başlamış. Keşişler bunu duyunca Tamara'nın karaya, çobanın ise adaya çıkmasını yasaklamış. Bunun üzerine çoban, gecenin karanlığında adaya doğru yüzerek yaklaşır, sahilde elinde bir fener kendisine işaret veren sevgilisinin uzattığı iple adaya çıkarmış. Tamara'nın babası bunu duyunca çok sinirlenmiş ve kızını bir odaya kapatıp çobanın geleceği saati beklemeye koyulmuş. Çoban her şeyden habersiz yüzerek ada sahiline kadar gelmiş ve ışık beklemeye başlamış. Derken her zamankinden farklı bir yerde görmüş ışığı. Işığa doğru yönelmiş. Oraya doğru yüzdüğünde ışığın tekrar dolaştığını görmüş. Böylece güzel Tamara'nın babası elinde ışık adada, âşık çoban gölde adanın etrafını turlayıp durmuş uzun bir süre. Sonunda yorgun düşen çoban yüreğinin acısından, bedeninin güçsüzlüğünden 'Ah Tamara' diye diye inleyerek kendini sulara bırakmış. O günden sonra adanın adı Ahtamara olmuş, fakat günümüze kadar değişerek Akdamar adını almış. Akdamar Adası'da, Ahlat taşlarıyla yapılmış tarihi kilisenin üzerinde kabartma heykeller kusursuzluğu ile sizi büyülerken, biraz kulak kabartırsanız âşık Tamara'nın yakarışlarını da duyabilirsiniz.