Varoştan bir aşk ve cinayet öyküsü

Yoksa töre mi?
18 Nisan 2006. Burdur'un Ağlasun ilçesinde çobanlar, başlarından vurulmuş bir kadın ve bir erkek cesedi gördü. Erkek Karabüklü Ersan Pulant, kadınsa Diyarbakırlı karısı Ayşe'ydi. Akla hemen töre cinayeti geldi. Ancak anlatılanlara göre olay daha esrarengizdi.
'Kızı istememiştik'
Yenge: Biz o kızı istemiyorduk. Dedikodular duyduk. Baba: Önce Ayşe kaybolmuş sonra oğlum. Savcı bir TIR'cıdan bahsetti, bence olayı o biliyor. Torunumu kim aldı? Semtten büfeci: Ersan'ın telefonu çalmış. Eşi aramış. Gidiş o gidiş. Komşu: Bu kız çok gezerdi.
Sadece bir gözaltı
Olay, Türkiye'de her yıl işlenen ortalama 2 bin 100 cinayetten biri olarak kayda geçti. Soruşturmada sadece, ifadelerde adı geçen 'TIR'cı Mustafa' gözaltına alındı, sonra bırakıldı. Varoşlardan çıkan bu 'aşk ve çifte cinayet'in peşine Radikal de düşüp sorulara yanıt aradı.
Haber: TİMUR SOYKAN / Arşivi
DEMET BİLGE ERGÜN / Arşivi

İSTANBUL - Ersan ve Ayşe Pulant, yaklaşık bir yıl önce öldürüldü. Henüz katilleri yakalanmadı. Cinayetle ilgili soruşturma hâlâ sürdüğü için dava da açılamadı. Radikal, her yıl ortalama 2 bin 100 kişinin öldürüldüğü Türkiye'de bir cinayet sonrasındaki soru işaretlerini topladı, bunların yanıtını aradı. Ersan ve Ayşe'yi tanıyanlar, cinayetin ipuçlarını taşıyabilecek bilgiler verdi.
18 Nisan 2006. Burdur'un Ağlasun ilçesi yakınlarındaki ormanlık alanda çobanlar, hayvanlarını otlatıyordu. Sürü toprak yolda ilerlerken birden ürktü. Çobanlar yaklaştıklarında bir kadın ve erkek ceseti gördü. Jandarma cesetlerin yakınında beş boş kovan buldu. Burada ikisi de başlarından vurularak öldürülmüştü. Cansız yatan genç adamın cebinden cüzdanı çıktı. İçinde çok az para ve kimliği vardı. Karabük ili, Eflani ilçesi nüfusuna kayıtlı Ersan Pulant'a aitti. Ayrıca cebinden İstanbul Altınşehir'deki çeşitli fırınların kartvizitleri çıktı. Kadınsa Diyarbakır Lice nüfusuna kayıtlıydı. Adı, Ayşe'ydi. Ersan'ın karısıydı. Olayı soruşturanların aklına ilk gelen 'töre cinayeti' oldu. Ancak onları tanıyan herkesin kafasında pek çok soru işaretleri vardı. Onların anlattıkları, cinayetleri daha esrarengiz yapıyordu.
Yenge: Başımız belada demiş
Ersan'ın amcasının karısı Zehra Pulant: Onun İstanbul'da tek akrabası biziz. Biz o kızla evlenmesini istemiyorduk. Kız kimdir, kimin neyisidir, bilmiyorduk. Ama Ersan, 'Ben seviyorum' dedi. Biz karşı çıktığımız için daha sonra Ersan'la da görüşmedik. Kız hakkında dedikodular duyduk. Ersan abinin annesi rüyasında kötü şeyler görmüş. Telefonla aramış. Telefonu Ersan'ın karısı açmış, 'Başımız belada' demiş. Telefon kapanmış. Sonra ölüm haberleri gelmiş. Daha fazlasını Ersan'ın babası bilir, adı Mehmet. Onu arayın. Numarası...
'Altınşehir mi, Bahçeşehir mi, ne...'
Ersan'ın babası Mehmet Pulant: Ben Karabük, Eflani ilçesinde çiftçilik yaparım, anca karnımızı doyuran tarlam var. En büyük çocuğum Ersan'dı. Üç kızım var, hepsi okur. Oğlumun, gelinimin katilleri bulunsun istiyorum. Ama daha önemli, çocuklarının bulunması. Adı Muhammed (iki yaşında). O günden beri çocuktan haber yok. Öldürüldüklerinde herhalde çocuk onların yanındaydı. Kim aldı? Nereye götürdü? Savcı bana 'Çocuk sağdır' dedi. Devletten güçlü hiç kimse yok, bizim yapacağımız hiçbir şey yok. Her şeyi devletin savcısı bilir. Bunlar evlenirken bize hiç sormadı. Bilmiyorum da nasıl tanışmışlar. Nikâh için Eflani'ye geldiler. Kızın ailesinin haberi yok. Ben çektim bunları kenara. Dedim, 'Böyle olmaz, ayıp. Arayın kızın ailesini' dedim. Dinlemediler. Sonra İstanbul'da ev tuttular, gittiler. Ersan çocukluğundan beri hasatta bize gelir. Onun dışında hep İstanbul'da çalışır. Sonra kızın ailesini aramışlar. Barışmışlar. Bunlar 20-25 gün Diyarbakır'da kalmış. Bir kere de kızın ağabeyinin düğününe gitmişler, İstanbul'a dönmüşler.
Nisan ayında beni Eflani'de jandarma aradı, Burdur'da öldürüldüklerini söyledi. Gittim, cenazeyi almaya. Kızın ailesi Diyarbakır'dan benden önce gelmiş. Kızın babası, 'Kızım ölseydi de Ersan ölmeseydi. Onu çok severdim' dedi. Savcı anlattı. Mustafa diye bir TIR'cı varmış. Bunu tutuklamışlar. Ama iki ay sonra bıraktılar. 'Suçu yokmuş' dediler. Galiba bunları TIR'ıyla bir yere götürüyormuş. Bence TIR'cı her şeyi biliyor, işin başı o. Bu adam bunları nereden tanıyor? Niye Burdur'a götürüyor? Ersan'ın karısı 10 Nisan günü ortadan kaybolmuş, her yerde karıyı arıyormuş. Beş gün sonra Ersan da kaybolmuş. Bunları oturduğu yerdeki arkadaşları anlattı. Altınşehir mi, Bahçeşehir mi, orada. Çarşamba Pazarı'nın kurulduğu yerde Eflanili bir fırıncı var, adı Hilmi. Ersan orada çalışmış. Hilmi'nin çocukları söyledi.
Fırıncı Hilmi'nin çocuklarından İlhan Çetin: Ben tanıyorum çocuğu ama çok bilmem. Benim yanımda on tane adam çalışıyor, bana kimse derdini anlatmaz. Burada da zaten bir-iki ay çalıştı. Fırıncılık böyle iştir. Bir o fırında bir bu fırında çalışırlar. Kimse bir yerde sabit kalmaz. Bizim memleketlimizdi. Fakir bir çocuktu. Karısı hamileydi. Buradan ayrıldıktan sonra diğer fırınlarda çalıştı. Bayramtepe'de oturuyordu. Orada bir büfenin önünde bazen görüyordum. Belki orada arkadaşları vardır. Buradan düz git, sağa sap...
Büfe sahibi Recep Aslan: Sen araştırıyorsan bu işe, töre yazacaksın. Kız Doğu'luymuş. Rasim iyi tanıyor onu. Birlikte gezerlerdi. Jandarma telefonla aradı, Rasim'i. Rasim, 'Kızın ailesine bakın' dedi. Ersan, kendi halinde bir çocuktu. Arada bir buralarda gezerdi. Karısı kaybolmuş, zavallı karıyı arıyormuş. Rasim'le parkta oturdukları sırada Ersan'ın telefonu çalmış. Karısı arıyormuş.
Uzağa gidip konuşmuş. Sonra gitmiş. Gidiş o gidiş. Yarın uğrayın, Rasim burada olur.
'Burdur'da kimseleri yok, niye gittiler?'
Ersan'ın yakın arkadaşı Rasim Uşak: Ben çok bir şey bilmiyorum. Ersan'la aynı fırında çalışıyorduk. Başka arkadaşı yoktu. Arada bir mahallede büfenin önünde oturup sohbet ederdik. İşleri iyi değildi. Ev kirasını ödeyemiyordu. Biz fırında haftalık 130 liraya çalışırız. Anca kiraya yeter. Bir kere ben bunlara ev buldum. Karısını bir tek orada gördüm. Kız Diyarbakırlıymış.
Önce karı ortadan kayboldu, Ersan onu arıyordu. O telefonda arayan karısı değildi, anasıydı. Recep yanlış anlatıyor, bilip bilmeden... Burdur'da hiçbir akrabasından ya da arkadaşından bahsetmedi. Burdur'a acaba niye gittiler? Birileri kızın bir ağabeyinin Antalya'da yaşadığını söyledi ama bilmem. TIR'cı belki sevabına onları başka bir yere götürüyordu. Bence TIR'cı değil. Kızın ailesine bakmak lazım. Çocuk bulunursa katil de bulunur. En son Bereket Fırın'da çalıştı. Belki oradakiler daha çok şey biliyor. 100 metre ileride...
Son iş arkadaşı: Para yoksa, karı kaçar
Bereket Fırın'da usta Ali Kamaş: Ersan burada bir iki ay çalıştı. İyi bir çocuktu, içine kapanık fazla konuşmazdı. Bu askerdeyken, kızı sevmiş. Askerden sonra otogarda pidecide çalışırken basmış, Diyarbakır'a gitmiş, kızı kaçırmış. Sonra anlattığına göre kızın ailesiyle barışmışlar. Burada çalışmaya başlamadan önce Diyarbakır'a gidip bir-iki ay kalmışlar. 'Kayınbabam beni çok seviyor' diyordu. Burada maddi durumu iyi değildi. Önceleri poğaca yapıyordu. Seyyar satıyordu. Zabıtaya arabayı kaptırmış. Fırınlarda çalışmaya başlamış. Fakirdi yani. Bildiğim düşmanı da yoktu. Bence töre cinayeti değil bu olay, kayınbabası seviyormuş çünkü. Bence karı başkasıyla kaçtı. Karı kaçar. Para olmazsa, bakamazsan, karnını doyuramazsan, bulur başkasını bırakıp gider.
Borç taksitlerini belediye ödemişti
Mahalledeki mağaza sahibi Adnan Ablalı: Benden alışveriş yapmışlardı. Ödemediler taksitleri. Sonra belediyeden adamlar geldi. Taksitlerini verdi. Belediyeye başvurmuşlar, yardım için. Başka esnafa da borçları varmış. Bu mahallede de sürekli ev değiştirmişler. Belki de birilerinden saklanıyordu, garipler.
'Bu kız çok gezerdi, hep yalnız geçerdi'
Komşu Hatice Ensanoğlu: Bu kız çok gezerdi. Hep tek başına geçerdi sokaktan. Burası kırsal yer. 'Kötü yola düştü' dediler. 'Kimi nalına kimi mıhına' derler ya. Herkes bir şey söylüyordu.
Adını vermek istemeyen ev sahibi: Kızın adı Ayşe değildi ki. Bize adının Buket olduğunu söyledi. Neden yanlış söyledi ki adını? Ersan gece yarısı fırınlara çalışmaya gidiyordu, sabaha karşı geliyordu. İyi anlaşıyorlardı. Çocukları vardı. Buket yani Ayşe'ymiş aslında adı, çok geziyordu. Bir ayağı hafif aksaktı.
Sonra bir gün Ersan bizim evin kapısını çaldı. 'Buket sizde mi?' diye sordu. Kadın, çocuğunu da yanında götürmüş. Sonra Ersan da ortalıkta görünmedi. Sonra Ersan'ın babası eve geldi. Öldürüldüklerini söyledi. Eşyaları topladı, götürdü. Buket yani Ayşe, hiç ailesinden bahsetmezdi. Onun ailesi, bu eve hiç gelmedi. Polis de jandarma da hiç gelmedi. Yazık çocukları da çok tatlıydı, öksüz ne oldu, Allah bilir...
Töre cinayeti işleyecek aile değildi
Ayşe Pulant'ın ismini vermek istemeyen bir yakını: Bunlar töre cinayeti işleyecek bir aile değil. Bu Ersan, buraya geliyordu, kayınbabasıyla geziyorlardı. Adam damatını sevdiğini söylüyordu. Öldürecek olsalar öyle davranmazlardı. Önce kızmışlardı ama sonra sevdiler, çocuğu."
Ersan ve Ayşe'nin öldürülmesinin üzerinden yaklaşık bir yıl geçti. Sadece TIR'cı Mustafa gözaltına alındı. Bir ay tutuklu kaldıktan sonra suçsuz olduğu anlaşılarak serbest bırakıldı. Halen yanıtlanamayan pek çok soru var:
Ersan'la Ayşe'nin şimdi iki yaşında olması gereken çocukları Muhammed nerede? Genç çift, neden Burdur'a gitti? Töreyi uygulamak isteyenler var mıydı? Ayşe neden ortadan kayboldu? Jandarma ve Ağlasun Savcılığı yaptığı araştırma sonucu katil ya da katillere yaklaştığını düşünüyor. Güvenlik güçlerinin aydınlatabildikleri yarın Radikal'de.