Vatansever kaçakçılar!

Türkiye'yi uyuşturucu batağına itenlerin arasında devlet ve siyaset adamlarının olduğu gerçeğini gizlemeye artık kimsenin gücü yetmiyordu:

Türkiye'yi uyuşturucu batağına itenlerin arasında devlet ve siyaset adamlarının olduğu gerçeğini gizlemeye artık kimsenin gücü yetmiyordu:
"1984 yılında İsviçre'nin Basel kenti savcısı Jorg Schild, Şeref Benli ve Nevzat Bilecen'i tutukladı. İsviçre, ülkücü uyuşturucu mafyasından bu iki kişi alıcı kılığına giren bir polise 400 gram eroin teslim ederken yakalandı. Bilecen savcı Schild'in yardımcılarına 1982'de İsviçre'de Olten Kenti Ülkü Ocaklarında tanıştığı Abdullah Çatlı, Mehmet Şener ve Oral Çelik'in isteği üzerine bir kilo eroini Şener'in kardeşinin Türkiye'deki evinden getirdiğini söyledi. Ayrıca Çatlı ve Çelik'in isteği üzerine Şeref Benli'yle birlikte İtalya'dan üç kilo eroin getirdiğini de söyledi." (8 Aralık 1996)
Nevzat Bilecen'in polis ifadesinde,
'kendisinin Abdullah Çatlı, Mehmet Şener ve Oral Çelik'i izlemekle görevli bir MİT ajanı olduğu' savı vardı. 1984'te cezaevinde intihara kalkışan Bilecen her nedense
'İtiraflarım hayatıma mal olacak' diyordu. Araştırılsa/araştırılabilse hayata mal olacak daha nice itiraflar olduğu kolayca görülecekti.
Bakan ricası
Ankara'da kırk torba eroinle yakalanan
İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Zahit Avcıbaşıoğlu'nun özlük dosyasından bir bakanın, 'İstanbul dışına yapılan atamanın durdurulması ricası' notu çıkacaktı. Bakan Enver Akova'nın siyasi yelpazedeki adresini herkes biliyordu. Ve yeraltı dünyası o günlerde Avcıbaşıoğlu'nun uyuşturucu cenneti
İstanbul'un Narkotik Şube Müdürlüğü'ne atanmasını bekliyordu.
Aklına estiği zaman solcu öldüren Ferhat Tüysüz'le birlikte çalışan, Cevat Yurdakul'un
öldürülmesine karışan MHP 'Ana Davası' sanıklarından Abdurrahman Kıpçak da uyuşturucu yolunu seçenlerdendi. Aydın Telli'yle birlikte cezaevinden kaçtıktan sonra Yılma Durak'ın sağladığı pasaportla yurtdışına çıkan Kıpçak, Avrupa'da uyuşturucu işine bulaşıyordu. Kıpçak işlediği cinayetlerin hesabını vermeyecekti ama yıllar sonra İstanbul'da sahte bir kimlik ve 47 kilo eroinle yakalanacaktı (5 Ekim 1989). Ülkenin öldürülen ilk emniyet müdürü cinayetinde adı geçiyordu ama yirmi yıl sonra uyuşturucuyla yakalandığında hiç kimse ona Cevat Yurdakul'la ilgili tek soru yönetmiyordu.
Korunan suçlular
Yeşil'in yıllar sonra ortaya çıkan ifadesinde Susurluk çetesine bulaşan bazı
uyuşturucu kaçakçılarının korunduğu bir kez daha kanıtlanacaktı. Yeşil'e göre Çatlı, Sami Hoştan'ın 'en üst düzey istihbarat birimleriyle çalıştığını' söylüyordu.
Çatlı, Yeşil'e "Eroin işi yapıyor ama kanunla yapıyor. Bir ara sen Yalçın'a da (Özbey) böyle çamur atmıştın. Tamam yapıyoruz ama öyle büyük çapta değil" diyordu. Yeşil, Çatlı'ya, "Sen ülkücü adamsın, senin eroinden uzak olman lazım. Ülkücü eroin işi yapmaz, yanlış yapıyorsun" diyecekti. Mehmet Eymür kaynaklı bu diyaloğun doğruyu ne ölçüde yansıttığı, elbette, belli değildi (12 Temmuz 2000).
Ama Susurluk 'iş kazası'nda ölen Abdullah Çatlı'nın otopsisinde kokain kullandığı gerçeğini değiştirmeye kimsenin gücü yetmiyordu (14 Kasım 1996). Ya da polisin sekiz yıl boyunca eroin kaçakçılığı suçundan aradığı Sami Oştan'nın çete sanığı Sami Hoştan olduğu sonsuza kadar saklanamıyordu (12 Nisan 2000).
Hep aynı isimler
Onların öteden beri küçük işlerle uğraşmadıklarını herkes biliyordu. Ama hiç kimse onların yaptıkları işin ne olduğunu anlamak/anlatmak istemiyordu. Uyuşturucu demek karapara demekti. Karapara demek yatırım demekti. Örneğin Tarık Ümit'in ortadan kayboluşunu izleyen günlerde olaya neden olan '4 milyon dolardan' söz ediliyordu. Tarık Ümit olayında Abdullah Çatlı'nın, Yaşar Öz'ün, Korkut Eken'in, Ayhan Akça'nın, Ziya Bandırmalıoğlu'nun ve İbrahim Şahin'in adları geçiyordu.
Paylaşılamayan para
'4 milyon dolar' Tarık Ümit'in sonunu getiren paylaşılamayan uyuşturucu kaynaklı bir karaparaydı. Ve anlaşılan söz konusu karaparanın çok küçük bir bölümüydü:
"Karaparayla ilgili, Kazakistan, Pakistan ve Afganistan'dan gelen uyuşturucunun Azerbaycan'dan Nahcivan kanalıyla Türkiye'ye girdiğini; eroinin Türkiye'den Hollanda ve Almanya'ya çıktığı konusunda ailesi bana bilgi veriyordu. Bir kısmının parasının Kazakistan'da aklandığı, Kazakistan'da 450 milyon dolarlık bir para olduğunu, bu paranın
Kıbrıs'taki bir bankada aklandığı yolunda beyanları oldu kendilerinin. Bu, uyuşturucu trafiğinden gelen bir paraydı. Ve Tarık Ümit bu işin içindeydi" (TBMM Susurluk Tutanakları
Cilt 2, sayfa 1567-1600).
Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Kıbrıs'ta kurulan First Merchant Bank'ın kasasında '100 milyon dolarlık çalıntı Kazakistan devlet senedi ve 310 milyon dolarlık kuşkulu Tacikistan bonosu bulunduğunu' saptayınca bu takımın gerçekten
'küçük işlerle uğraşmadığı' anlaşılıyordu.
Mali Suçları Araştırma Kurulu tarafından hazırlanan 98 sayfalık raporda 'bonoların Suudi Arabistan Prensi Faysal'ın özel kalem müdürü Mahmood Butt tarafından düzenlendiği' belirtiliyordu (Atilla Güner, Milliyet Haber Ajansı Genel Müdürü, 1999). First Merchant Bank' ın ortakları arasında Tarık Ümit, Hakkı Yaman Namlı ve raslantı bu ya Mehmet Ağar'ın şoförünün kardeşi Ömür Özçelik gibi 'tanıdık adlar' vardı.
Susurluk Komisyonu'nda tutanaklara geçen bir sav iki yıl sonra kanıtlanıyordu.
***
En çarpıcı hesaplaşma
Uyuşturucu hesaplaşması olarak mafya tarihine
geçen TEM cinayetinde, eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'ın koruma polislerinden özel timci Cemil Andırmak'ın da, TİP'li yedi gencin öldürüldüğü Bahçelievler katliamı sanıklarından Ercüment Gedikli'nin de, Tarsus'un ünlü tetikçilerinden ülkücü Selahattin Büyüköztekin'in de adı vardı. Edirne-İstanbul TEM otoyolunun 17. kilometresinde beş kişinin kurşuna dizildiği uyuşturucu hesaplaşması (22 Aralık 1997) nedeniyle Gaffur Çalışkan, Cemil Andırmak, Mahmut Önder Topbaş tutuklandı (13-16 Ocak 1998). Gaffur Çalışkan'ın adı üç yıl sonra
İstanbul'da ele geçen 326 kilo işinde de geçecekti . Malın ortakları arasında Çalışkan'ın dışında uyuşturucudan sabıkalı Van bağımsız milletvekili Mustafa Bayram'ın damadı Cumhur Yakut ile Baybaşin'in soyadını değiştiren amcasının oğlu Naif Yavuz Türk vardı (18 Mart 2001). Değişip dönüştüğü söylenen Türkiye'nin uyuşturucu- siyaset ilişkileri asla değişip dönüşmeden sürüyordu.
***
Bana arkadaşını söyle...
Yargılama belgelerine göre Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Çatlı, 1978'de Doç. Bedrettin Cömert'in öldürülmesi konusunda Üzeyir Bayraklı, Rıfat Yıldırım ve Mithat Torun'u ikna etmişti.
Üzeyir Bayraklı, Memhet Ali Ağca'nın arkadaşıydı. Ağca, Papa suikastında kullandığı tabancayı Bayraklı'dan alıyordu. Su testisi su yolunda kırılıyordu. 1984'te Franfurt'ta esrarla yakalanan Rıfat Yıldırım,
'uyuşturucu kaçakçılığını örgüt adına yaptığını' söylüyordu. Abdullah Çatlı'dan Mehmet Şener'e, Oral Çelik'e, Yalçın Özbey'e,
Samet Aslan'a, Bekir Çelenk'e, Abuzer Uğurlu'ya, Alaattin Çakıcı'ya uzanan bu kadronun her zaman bir eli tetikte bir eli uyuşturucudaydı.
Avrupa'daki kirli işlerin adamı Üzeyir Bayraklı da, anlaşılan kirli bir nedenle 1992'de Almanya'da öldürüldü. Onları bugüne taşıyan etken, onların katıldıkları karanlık işler oluyordu. Karanlık işlerinde tek güvenceleri onları bu kirli işlere bulaştıranlardı.
***
Kilit isim Mehmet Ağar
İnanması güç ama bir MİT muhbiri olan Tarık Ümit'in Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde kurduğu First Merchant Bank'ın ortakları arasında Ağar'ın makam şoförü Ömür Özçelik de bulunuyordu. İstanbul ve Ankara gibi
kentlerin eski emniyet müdürü, eski emniyet genel müdürü, eski vali, eski Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'ın makam şoförü karapara aklayan bir bankanın 2495 hissesine sahipti.
Ağar'ın şoförü Tarık Ümit'in yeğeniydi.
İnsanın aklı karışıyordu ama bankanın ortaklarından biri de Engin Civan'dı.
İstihbarat çalışmalarını Amerika'dan
sürdüren MİT'ten zorunlu emekli Mehmet Eymür'ün internet sitesindeki suçlamaları her ne kadar kişisel kine dayanıyorsa da yenilir yutulur cinsten değildi. Mehmet Eymür, 'Abdullah Çatlı ve grubunun doğrudan dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'a bağlı olduğunu' savlıyordu. Eymür, Mehmet
Ağar'ın işbaşında olduğu dönemde
1-) Söylemezler Çetesi,
2-) Tarık Ümit'in kaçırılması,
3-) Tevfik Ağansoy'un,
4-) Nesim Malki'nin,
5-) Ömer Lütfü Topal'ın öldürülmesi,
6-) Mehmet Emin Yaprak'ın kaçırılması gibi olayların yaşandığını vurguluyordu (27 Mart 2000).
Bu olayların tümünde şöyle ya da böyle uyuşturucu bağlantısı vardı. Özellikle Tarık Ümit, 'kumarhaneciler kralı' Ömer Lütfü Topal ve Mehmet Emin Yaprak'ın adı geçen tüm eylemlerin yapıtaşı hiç kuşku yok ki uyuşturucuydu.
YARIN: Çarpıcı bir mektup