Vural Öger anlatıyor...

Almanya'ya göç eden 31. Türk Vural Öger. Bugün turizmde dünya devi olan Öger, 'Benim Almanyam-Benim Türkiyem' kitabında anılarını anlatıyor...
Haber: Celal Başlangıç / Arşivi

Arkadaşı evlenecekti. Ondan nikâh şahidi olmasını istedi. Ancak arkadaşının nişanlısı İsveçliydi ve nikâh töreni için Malmö'ye gitmesi gerekiyordu.
Üniversiteyi yeni bitirmişti. Artık o Almanya'da yüksek mühendis olmuş bir gençti. Ülkesine dönüp askerlik yapmayı, sonra da mühendis olarak çalışmayı düşünüyordu. Ancak bu İsveç yolculuğunun, yaşamında olağanüstü değişikliklere yol açacak bir başlangıç noktası olduğunun farkında değildi.
Gittiği gibi feribotla geri dönüyordu Almanya'ya. Ancak limanda inince Kuzey Almanya'yı hiç tanımadığını fark etti. Hiç değilse bir günlüğüne Hamburg'u görmek istiyordu.
Bir anda her şeyini kaybetti
"Arabamı park ettiğimde, güneşli, pırıl pırıl bir nisan günüydü. Hamburg gözüme tahmin ettiğimden çok daha çekici görünüyordu. Arabadan inip gerindim ve bir sigara yaktım. Arabamın etrafında sigaramı tüttürerek yürürken asfaltın üzerinde küçük bir yağ izi gördüm. Yoksa yağ değil miydi? Lekeyi daha yakından görebilmek için eğildim. Gerçekten de yağ değil, benzindi. Sigaramdan yere bir kıvılcım düşmüş olacak ki, havaya bir alev yükseldi."
Arabası alev alev yanıyordu. Bavulu, bütün giyecekleri, belgeleri, pasaportu, ehliyeti, ruhsatı, evrak çantası, cüzdanı ve paraları yanıp kül olmuştu. Hiç tanımadığı bir kentte beş kuruşsuz, arabasız kalmıştı. En iyi çözümün bir Türk bulmak olduğunu düşündü. 'Hasan Bakkal' adında bir restoran tarif ettiler ona.
Hasan, öyküsünü dinledi, Berlin'deki bankadan parası gelene kadar ihtiyaçlarını karşılaması için bir 100 mark verdi karşısındaki genç adama. Biraz kendini toparlamıştı.
Kaderini değiştiren ilan
Birden gözü Hasan'ın arkasındaki bir ilana takıldı: 'Düsseldorf-İstanbul arasında charter uçuşları.' "Peki neden önce Düsseldorf'a gitmek gerekiyor" diye sordu, "Hamburg'dan İstanbul'a doğrudan uçak yok mu?"
Hasan, "Yok" dedi. İlan aklından çıkmıyordu. Berlin'e döner dönmez bir uçak kiraladı. Kaparo verdi. Soluğu doğruca Hamburg'da aldı. Bodrum katında bir büro tuttu. İşyerindeki portatif yatağında uyuyor, duş alabilmek için yakındaki yüzme havuzuna gidiyordu.
Tek sayfalık bir broşür hazırladı. 99 Mark'a bir daktiloyla ikinci el bir fotokopi makinesi aldı. Broşürü çoğalttı ve elinde çantayla Türk işçilerin kaldığı yurtları dolaştı günlerce. Sonra işyerine dönüp müşteri beklemeye başladı.
"İlk uçağımda 114 koltuk vardı ve üç günde hepsini satmayı başarmıştım. Üç uçak daha kiraladım. İlk uçuş 20 Temmuz 1969'da, Neil Armstrong aya ilk defa ayak bastığı gün gerçekleşti. 'Seyahat Acentası Vural Öger İstanbul' sahibi artık uyuyacak zaman bulamasa da piyasaya adımını atmıştı. Müşteri sayım, işe başladığım daha ilk yıl içerisinde yaklaşık 15 bini buldu ve bu sayı bir yıl sonra 30 bine ulaştı. Daha sonra da 50 bini geçti."
Geçen yıl Almanca yayımlanan ve bu ay da Türkiye'de piyasaya çıkan 'Benim Almanyam- Benim Türkiyem' adlı kitabında Vural Öger yalnızca yaşamını anlatmıyor. Almanya-Türkiye ilişkilerinden askeri darbelere, Kıbrıs sorunundan Türk-Yunan ilişkilerine, hatta 13 yaşında bir çocukken tanık olduğu Beyoğlu'ndaki 6-7 Eylül olaylarına dek götürüyor insanı.
Hayatının kâbusu
Öger çocukluğunu, ilk gençlik yıllarını anlatırken, 'Hayatımın kâbusu' diye nitelediği 6-7 Eylül olaylarına böylesine ayrıntılı yer vermesini, "O kâbus bütün politik düşüncemi etkiledi" sözleriyle açıklıyor.
Öger, tanık olduğu olayları anlatmaya, "Dayımın her zaman olduğu gibi limon kolonyası almak için uğradığı Rebul Eczanesi'ne vardığımızda hava kararmaya başlamıştı. Dayıma, çevrede boş boş duran ve alışveriş yapmadıkları açıkça anlaşılan adamların ne yaptıklarını sorduğumu çok iyi anımsıyorum" diye başlıyor, "Birden adamlar paltolarının altından kalın sopalar çıkardı. Cadde boyunca dağılıp, önce vitrinlere sonra da öfkeyle dışarıya fırlayan dükkân sahiplerine vurmaya başladılar. Bir Rum'un başından sert bir darbe aldığını ve çığlıklar içinde kaldırıma yığıldığını gördüm. Bir Ortodoks papazının sakalını çekiştirenler..."
Öger, küçük bir çocuk olarak yalnız İstiklal Caddesi üzerinde tanıklık yapmıyor 6-7 Eylül olaylarına. Çünkü oturdukları Beşiktaş'ta da komşularının yarısı Rum'dur ve o gün mahallelerine geldiklerinde gördüğü durum Pera'dan hiç de farklı değildir.
İşte Varlık Vergisi'nden 6-7 Eylül'e, 1964'te Rumların zorunlu göçüne dek uzanan olaylar Öger'e göre 'eski İstanbul'un sonu'dur.
Burslu bir öğrenci olarak Paris'te mimarlık okuyamayacağı için, yüksek mühendis olmak amacıyla Almanya'ya doğru yola çıkar Vural Öger ve 1960'taki bu yolculuk ilk yurtdışı gezisi, uçağa ilk kez binişidir.
'Tuhaf' işler de yaptı
"Almanya'da sadece birkaç yıl kalıp üniversite eğitimimi tamamlayacaktım. Genç ve oldukça uzun boylu bir Türktüm. 1960 yılında Almanya'da hemen hemen hiç Türk yoktu. Bir yıl sonra Berlin'e taşındığımda, oradaki Türkleri
yeni yeni saymaya başlamışlardı. Berlin'de 30 kişiydiler. Bunlardan ikisi doktordu, kalanları da ya tüccar ya da öğrenciydi, ama bir tane bile
'gastarbeiter' diye adlandırılan misafir işçi yoktu. Ben 31 numaralı göçmendim."
Öger'in anıları arasında, öğrencilik yıllarında aylık gelirini artırmak için, kendi deyimiyle, yaptığı bir dizi 'tuhaf' işler de var.
"İçlerinden en tuhaf olanlarından biri, kentin doğu bölgesine geçmek için geçiş kâğıdı almak isteyen Berlinli vatandaşlar için kuyruğa girmekti. Noel öncesinde, buz gibi bir kış gününde yaşlı bir kadın için, saati 2.50 marka, yedi saat kuyrukta bekledim. Bir kez de bir tür jigolo olarak tutulmuştum, görevim ne yazık pek güzel olmayan genç bir hanıma dans okulunun veda balosunda eşlik etmekti. Onunla birlikte bu davete bir vazife olarak gittim."
Öğrencilik yıllarında, daha doğrusu 'hayatının işini kuruncaya kadar' Öger'in yaptığı işler arasında barmenlik, bir magazin dergisinde fotomodellik, polis çevirmenliği, Türkiye'den bahçe işinde çalışacak işçileri toplayıp Almanya'ya götürmek de var. Ama yaptığı bir iş var ki, işte o bugününü de belirlemiş:
Nihayet para kazanıyor
"Doğu Avrupa'daki bazı uçak şirketleri adına ucuza Türkiye uçuşları satan Berlin'deki bir turizm acentasının sahibi, beni çevirmen olarak işe aldı. Ne var ki bu yolla edinmeyi umduğu Türk müşteriler beklediği gibi gelmedi.
Acentanın sahibine bir öneride bulundum. 'Beklemek yerine ben müşterilerin ayağına kadar gitsem ve yalnızca komisyon karşılığında çalışsam nasıl olur? Bilet başına yüzde beş bana yeter' dedim. Adam önerimi kabul etti ve böylece Türklerin oturduğu yurtlara doğru yola koyuldum. Bu işte başarılı oldum ve bu işi yapabildiğim kısa süre içerisinde oldukça iyi para kazandım. Daha da önemlisi bu işte, farkında bile olmadan, kısa bir süre sonra çok işime yarayacak olan bilgiler edindim."
Avrupa Parlamentosu'na aday
Öger'in anılarında Avrupa'nın en büyük seyahat acentesinin birinin sahibi olmaktan öte Alman Sosyal Demokrat Partisi'nde 10. sıradan Avrupa Parlamentosu'na milletvekili adayı gösterilebilecek bir başarıyı nasıl elde ettiğinin öyküsü de var. Kitabının arkasında yer alan albümde yalnızca Çin'in Hainan Adası Valisi ya da Küba lideri Fidel Castro ile fotoğrafları yok. Aynı zamanda 2000 yılının nisanında dönemin Cumhurbaşkanı
Demirel'den 'Yüksek Hizmet Madalyası', bir yıl sonra Almanya Cumhurbaşkanı Rau'dan 'Hizmet Nişanı' alırkenki görüntüleri de yer alıyor.
'Benim Almanyam-Benim Türkiyem'de yalnızca bir başarı öyküsü yok, aynı zamanda hayata müdahale edebilen insanlara özgü bir güven, hoşgörü ve anlayış var.
Böyle olunca da insan elbette anılarını bütün açıklığıyla yazabiliyor. Darısı 'hayata müdahale edemeyenler'in başına!