Yargıç rüyası: Erdoğan Danıştay'a sahip çıkıyor

Yargıç rüyası: Erdoğan Danıştay'a sahip çıkıyor
Yargıç rüyası: Erdoğan Danıştay'a sahip çıkıyor

Er?in konuşma yaptığı törende, DanıştayBaşkanı Birden ile Yargıtay Başkanı Gerçeker sohbet etti.

Danıştay saldırısının üçüncü yıldönümünde 5. Daire Başkanı Er, Erdoğan'ı eleştirdi. Er, 'Bir düş gördüm, Başbakan Danıştay'a sahip çıkıyordı, 'saldırganlığa zemin hazırlamamak için Başbakan nasıl konuşmalı' dersini veriyordu' dedi

ANKARA-  Yargıtay, 17 Mayıs 2007’de Alparslan Arslan tarafından gerçekleştirilen Danıştay saldırısının Ergenekon örgütü ile ilişkili olduğuna hükmederken, Danıştay 5. Daire Başkanı Salih Er, saldırının 2. Daire’nin türban kararı nedeniyle hedef gösterilmesinden kaynaklandığını savundu. Er,  Başbakan Tayyip Erdoğan’ın türban kararından sonra söylediği “Efendi bu senin değil Diyanet’in işi” sözlerine gönderme yaparak, “Kurulan tümcelerin, sonunun nereye vardığını görerek bir kez daha düşünmelidirler” dedi.
Mustafa Yücel Özbilgin’in öldürüldüğü saldırının üçüncü yıldönümündeki anma etkinlikleri çerçevesinde Danıştay’da tören düzenlendi, Danıştay üyeleri Anıtkabir’i ve Özbilgin’in mezarını ziyaret etti. Danıştay’da düzenlenen törene Özbilgin’in eşi Sema Özbilgin, oğulları Gökhan ve Serkan Özbilgin ile Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya ve yargı camiasından üst düzey yetkililer katıldı.
Özbilgin’i anlatan sinevizyon gösterisi sırasında eşi Sema Özbilgin, Danıştay Başkanı Mustafa Birden ve bazı Danıştay mensupları gözyaşlarını tutamadı. Sinevizyon gösterisinin ardından konuşan 5. Daire Başkanı Salih Er, saldırının 2. Daire’nin türban konusunda aldığı kararla şeriatçı basının baş hedefi durumuna gelmesinin ardından gerçekleştiğine dikkat çekti. Er, şöyle dedi:
Neden Danıştay?: Danıştay’ı Anayasa’nın 2. maddesinde anlatımını bulan Cumhuriyet’in niteliklerine sahip çıkmadaki kararlılığı ile tanıyorsunuz. ‘Neden Danıştay?’ sorusuna yanıt arıyorsunuz. Yanıtı belirttiğim çerçevenin içinde saklıdır. Türkiye’de türban sorunu yokken bu konuyu kaşıya kaşıya günümüze taşıyanlar, bu saldırı karşısında bugün de düşünmelidirler. Düşünerek ya da düşünmeden edilen sözlerin, kurulan tümcelerin, sonunun nereye vardığını görerek bir kez daha düşünmelidirler. Yargı mensupları yerine ulemayı koyanlar, onlara danışarak hareket edenler, bulundukları makamın ağırlığını, sorumluluğunu duymaktan uzak olanlar bugün yeniden düşünmelidirler. Öte yandan, katilin geçmişi, söylemleri üzerinden sonuca varmayı yeterli görenler bilgi kirliliği ve yönlendirmeler karşısında düşünce pencerelerini biraz daha aralamalıdırlar.
Saldırganlığa zemin: Toplumda sarsılan, siyasal emeller doğrultusunda korku salınarak yönlendirilmek, eritilmek istenen adalet duygusu mutlak gerçek yerini alacaktır. Herkes buna inanmalıdır. Dün bir düş gördüm. Ülkemin Başbakanı Danıştay’a sahip çıkıyor, türban kararından sonra ‘Bunlar bu gidişle evin içine de karışacaklar’, ‘Efendi bu senin işin değil, Diyanet’in işi’, ‘Yasamada, yürütmede bazı adımları atarız ama yargıdaki adımı bizim atmamız mümkün değil. Açık konuşuyorum, Danıştay’da birçok engelle karşı karşıyayız’ diyenleri hukukun üstünlüğünü tanımaya çağırıyordu. Ülkemin Başbakanı, yargı kararlarına saygı duymayı herkesin içine sindirmesi gerektiğini söylüyor, Can Dündar’ın dediği gibi ‘saldırganlığa zemin hazırlamamak için Başbakan nasıl konuşmalı’nın dersini veriyordu.
Gözaltılar: Ülkemin savcıları, insan onuruna sahip çıkıyorlar, soruşturmaların gizliliği konusunda büyük duyarlılık gösteriyorlardı. Sabahın erken saatlerinde evlerinin arandığı, anlatımların yandaş basına aktarıldığı, devlete yıllarca hizmet etmiş kişilerin gözaltına alınma sürecinde örselenmiş ruhların bırakıldığı, ceplerinde kalbi kırık ömürler ve tansiyon hapıyla dolaşmaların yaratıldığı dönemleri kınıyorlardı. Geleceğin Türkiyesi soruşturmasının savcısı, insan onurunu güvence altına alan bütün kuralların, insan hakları kapsamında olduğunun dersini veriyordu.
Töre ve 12 Eylül: Dün bir düş gördüm. Namusun yalnızca kadınlarda bulunması gereken bir değer olmadığı, kadınlarımızın, genç kızlarımızın töre cinayetlerine kurban gitmediği, Güldünya’nın, Şemse’nin, nicelerinin adının soğuk mezar taşlarına yazılmadığı, pervasız esintili sabahlarda çocukların örselenmediği, ırk, renk, etnik köken, uyruk, din, cinsiyet ya da cinsel yönelim ayrımının olmadığı, etnik ve kimlik baskının yapılmadığı, yaşı bir gecede büyütülüp idam edilen gençlerin bulunmadığı, ‘Asmayalım da besleyelim mi’ diyenlerin devlet büyüğü muamelesi görmediği, borsanın, doların, silah, ilaç sanayinin emperyal güçlerin egemen olmadığı, özelleştirme adı altında rant transferlerinin yapılmadığı, Cumhuriyet’in son yıllarda elden çıkarılan kazanımlarının gerçek sahiplerine, halka döndürüldüğü, korku tünelinden özgürlüğün aydınlığa çıkan, sorunlarını demokratik parlamenter rejim içinde çözen, hukukun üstünlüğüne inanan bir Türkiye gördüm. Bu düş Obama’nın değil, bizim. (Radikal)

Duruşması bugün
Danıştay cephesi saldırıyı türban kararıyla ilişkilendirirken, adli yargı cephesi, saldırı davasını Ergenekon örgütü davasıyla birleştirme sürecini tamamlayacak. Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin, Ergenekon davasıyla birleştirilmesi gerektiğine hükmederek bozma kararı verdiği Danıştay davasının görülmesine Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bugün devam edilecek. Mahkeme, Yargıtay kararı doğrultusunda davanın birleştirilmesi için İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nden muvafakat istemiş, 13. Ağır Ceza da muvafakat vermişti.