@ismailsaymaz

Yargıdan, 12 Eylül kaybı için tarihi karar: Mahkumun işkencede ölmediğini devlet ispatlamak zorunda

Yargıdan, 12 Eylül kaybı için tarihi karar: Mahkumun işkencede ölmediğini devlet ispatlamak zorunda
Yargıdan, 12 Eylül kaybı için tarihi karar: Mahkumun işkencede ölmediğini devlet ispatlamak zorunda

Seyfettin Sak'ın çocukları, babalarının ölümünden 33 yıl sonra tazminata hak kazandı.

Hakkari'de cezaevindeyken hayatını kaybeden Seyfettin Sak'ın 8 çocuğu, 33 yıl sonra devleti mahkum ettirdi. Aileye 68 bin TL maddi, 480 bin TL de manevi tazminat ödenmesine hükmeden mahkeme kararında önemli bir tespitte bulundu: Devlet, gözaltında ya da cezaevinde olan bireylerin yaşam hakkından sorumludur. Bu ölümlerde makul bir açıklama getirme yükümlülüğü vardır.
Haber: İSMAİL SAYMAZ - ismail.saymaz@radikal.com.tr / Arşivi

RADİKAL- Hakkari'de 1982 yılında Diyarbakır Cezaevi'de işkence sonucu öldürülen 55 yaşındaki Seyfettin Sak'ın ailesi, 33 yıl sonra devleti mahkum ettirdi. 

Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi, gözaltında ya da cezaevinde olan bireylerin yaşam hakkından devletin sorumlu olduğunu, bu ölümlerde makul bir açıklama getirme yükümlülüğünün bulunduğunu, Sak'ın ise otopsi yapılmadan gömüldüğünü belirterek, "Sak’ın ölümüne somut bilgi ve belgelerle (otopsi raporu) açıklık kazandırılamadığı için devletin sorumlu olduğu" sonucuna vardı. 

'12 EYLÜL MAĞDURLARI AÇISINDAN BİR İLK'

Milli Savunma Bakanlığı'nın, Sak'ın çocuklarına 68 bin 36 lira maddi, 480 bin TL de manevi tazminat ödenmesine hükmedildi. Sak ailesinin avukatı Rojbin Tuğan Kalkan, bu kararın 12 Eylül mağdurları açısından ilk olduğunu söylüyor. 

OĞLUNU KURTARMAK İSTERKEN ÖLDÜ'

Seyfettin Sak, siyasi nedenlerle tutuklanan oğlunu kurtarmak isterken rüşvet verdiği iddiasıyla Mayıs 1982'de gözaltına alındı. 45 gün işkence gören 9 çocuklu Sak, Diyarbakır 5 No'lu Askeri Cezaevi'ne konduktan sonra 21 Kasım 1982’de koğuşta hayatını kaybetti.

SAĞLIK RAPORUNA YÜKSEK TANSİYON YAZILDI

Sağlık raporuna, “Kalp ve böbrek yetmezliği ile yüksek tansiyon" diye yazıldı. Hakkari Başsavcılığı da, 6 Aralık 1982’de, kovuşturmaya yer olmadığına hükmederek, dosyayı kapattı. Sak’ın ölümünün ardından ailesi paramparça oldu. İşkenceden geçirilen oğlu Mehmet, kansere yenik düştü. Yaşananlar sonrası ailenin diğer fertleri ise köylerini terk edip uzun süre saklanmak zorunda kaldı. 

2010 yılındaki 12 Eylül referandumuna kadar 30 yıl korku içinde yaşayan aile, sessizliğini hep korudu. Sak ailesi, referandumun ardından, 10 Eylül 2012’de avukatları Rojbin Tuğan Kalkan aracılığıyla suç duyurusunda bulundu. Konuyla ilgili tek bir işlem yapan ve Seyfettin Sak'ın kızı Rahima’nın ifadesini alan savcılık, “Babanız hasta mıydı?" sorusunu yöneltti. Bunun üzerine Avukat Kalkan, soruşturmadan sonuç çıkmayacağını düşünerek Milli Savunma Bakanlığı aleyhine tazminat davası açtı.

'İSPAT SORUMLULUĞU DEVLETE AİT'

Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi'ne savunma gönderen bakanlık, davanın vaktinde açılmadığını savundu. Ancak mahkemenin kararında, 1982 Anayasası'nın geçici 15. maddesinde darbe döneminde işlenen suçlar bakımından darbeciler için koruyucu hüküm getirildiği, bu maddenin 2010 yılındaki referandumla kaldırıldığı hatırlatıldı. O tarihe kadar yargı yolu kapalı olduğu için şikayetçilerin dava açma imkanlarının olmadığı ve yasa değişikliğiyle başvuru hakkının doğduğunu vurgulandı. 

Mahkeme kararında, Anayasanın 17. Maddesine göre devletin, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma noktasında negatif ve pozitif yükümlülüklerinin olduğu belirtildi. Aynı şekilde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin işkence yasağını düzenleyen üçüncü maddesine atıfta bulunuldu. AİHM'in bu yönde verdiği Tanlı/ Türkiye ve Salman/Türkiye davası kararları dayanak kabul edildi. Askerde intihar eden er Şaban Kolçak'in ailesinin AİHM'de açtığı davada Türkiye'nin mahkum edildiği de ifade edildi. 

'İŞKENCE YAPILMAMASINI TEMİN ETMEYİ AMAÇLADIĞI...'

Mahkeme kararında, bu yasa ve kararlar ışığında devletin bireylerin yaşamlarını koruma yönünde yükümlülüklerinin bulunduğu vurgulanarak, şöyle denildi:

Gözaltına alınan ve tutuklanan şahısların hassas bir durumda oldukları, yetkililerin bu kimseleri korumakla yükümlü oldukları, devletlerin özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişilere dair azami bir özen göstermekle mükellef olduğu, bu yükümlülüğün işkence ve kötü muamelenin yapılmamasını temin etmeyi amaçladığı, gözaltı sırasında meydana gelen ölümlerle ilgili, durumu iyi olarak gözaltına alınan kişilerin gözaltı sırasında veya sonrasında meydana gelen tüm kötüleşmelerden veya ölümlerden devletin birinci derece sorumlu olduğu, devletin gözaltına alınmış şahsın sağlık durumundaki her türlü kötüleşmeye dair makul bir açıklama sunmakla mükellef olduğu, bilhassa ölümlerde ispat sorumluluğunun devlete ait olduğu...

OTOPSİ RAPORU YOK, DEVLET SORUMLU

Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi'nin kararında, her ne kadar Sak, kalp ve böbrek yetmezliğiyle yüksek tansiyon hastası olsa da gözaltında meydana gelen şüpheli bir ölümün aydınlatılmasında otopsi raporunun çok önemli olduğu fakat otopsi işlemleri yapılmadan gömüldüğü ifade edildi.

Dava dosyasında, Sak’ın işkenceden öldüğüne dair bilgi ve bulgu olmasa da devletin bu ölümde sorumluluğunun bulunduğu belirtilerek, şöyle devam edildi:

Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlü olduğu, tutukluluk esnasında gerçekleşen ölümle ilgili makul bir açıklama sunmakla mükellef olduğu, davalı idarenin de Sak’ın tutuklu iken ölmesi olayına somut bilgi ve belgelerle (otopsi raporu) bir açıklık kazandıramadığı için ölümden dolayı sorumlu olduğu...

Babaları öldüğünde küçük yaşta oldukları için davacıların tazminat taleplerinin tümünü kabul eden mahkeme heyeti, Sak'ın sekiz çocuğu için toplam 68 bin 36 lira 42 kuruş maddi, 480 bin TL de manevi tazminat ödenmesine hükmetti.