Yargının durumu içler acısı

Marmara depreminin üzerinden geçen iki yılda yargının geldiği nokta içler acısı. Ne davalardan beklenen sonuç çıktı, ne de bölgeledeki adliyelerin sorunları giderildi.
Haber: DEMET BİLGE / Arşivi

İSTANBUL - Marmara depreminin üzerinden geçen iki yılda yargının geldiği nokta içler acısı. Ne davalardan beklenen sonuç çıktı, ne de bölgeledeki adliyelerin sorunları giderildi. İşte iki yılın sonunda yargının geldiği son nokta: Soruşturmalar uzadı, davalar yanlış mahkemede açıldı, resmi görevlilerin yargılanması önündeki yasal engeller aşılamadı, bilirkişi raporları hâlâ tamamlanmadı, cezayla sonuçlanan birkaç dava temyize gitti, deliller toplanamadığı için çoğu dava beraatle sonuçlandı, zamanaşımından
yüzlerce dava düştü. 17 Ağustos depreminden sonra devletten beklenenler arasında sorumluların cezalandırılması ilk sıralarda yer aldı. Yaraların sarılmaya başlanmasıyla bölgedeki adliyelerde davalar açılmaya başladı. Depremden sonraki bir yıl içinde Kocaeli, Adapazarı, Yalova ve Avcılar'da açılan kamu ve tazminat davalarının sayısı 2 bine ulaştı.
Sanıklara ulaşılamadı
Barolar bölgede 'hukuki yardım masaları' açarak, halkı hakkını aramaya çağırdı. Ancak yıkık dökük adliye binalarında, eksik kırtasiye malzemeleriyle yürüyen yargıdan ilk yıl sonuç çıkmadı. Mahkemeler dosyaları ilk olarak gerekli incelemeyi yapması için bilirkişiye gönderdi. Bu arada bölgedeki yoğun göç nedeniyle sanıklara ulaşılamadı, mağdurlar davaları takip edemedi.
Yanlış mahkeme
Umutların ertelendiği bir sonraki yıl ise yargıdan depremzedeleri şok eden sonuçlar çıktı. Daha soruşturmalar tamamlanmadan davaların yanlış mahkemelerde açıldığı ortaya çıktı. Asliye Ceza Mahkemeleri'nde TCK'nın 455. maddesi uyarınca açılan davalar, 'görevsizlik' kararıyla teker teker ağır ceza mahkemelerine gönderilmeye başlandı. Böylece 'adalet'e kilitlenen umutlar biraz daha ertelendi.
İlk karar hüsran
Dosyaların sevk işlemleri sürdüğü sırada uzun zamandır beklenen ilk karar Yalova'dan çıktı. Asliye ceza mahkemesi 20 kişinin hayatını kaybettiği Pelit Apartmanı'nın müteahhiti Kemal Uzun'u 4 yıl, teknik uygulama sorumlusu Mehmet Nuray Tozlu'yu 3 yıl, kooperatif yöneticisi Şükran Uzun'u da 1 yıl hapis cezasına çarptırdı. İlk sonuç hüsrana yol açtı. Peş peşe sonuçlanan birkaç davadan da benzer sonuç çıktı. Temyize giden davalar da 'yanlış mahkemeden açılmış' olduğu için geri döndü.
Zamanaşımı düğümü
Bu arada Yargıtay'dan dönen bir dava bu kez de 'zamanaşımı'nı gündeme getirdi. Yalova Asliye Ceza Mahkemesi'nin 55 kişinin öldüğü binayı yapan müteahhite 7 yıl 6 aylık hapis cezası vermesiyle sonuçlanan davayı bozan Yargıtay, gerekçeli kararına 'zamanaşımını' da ekledi. Yargıtay 2. Ceza Dairesi Borçlar Kanunu'nun 125-126. maddelerine göre, inşaatlarla ilgili hukuki sorumluluğun 10 yıl ile sınırlı olduğunu, bu süre dolmuşsa yapımcının sorumlu tutulamayacağını belirtti ve mahkemenin bu durumu dikkate almasını istedi. Yargıtay'ın zamanaşımının 10 yıl olduğuna işaret etmesine karşın bazı davalar zamanaşımı 5 yıl üzerinden hesaplanarak düştü. Bu kararlar da temyiz edildi.
350 sanığa beraat
Zamanaşımı kararı birkaç davayla sınırlı kalmadı. İzmit'te iki ağır ceza mahkemesinde açılan toplam 1640 davadan yaklaşık 110'u zamanaşımı nedeniyle düştü. Bu davalarda yargılanan 350 sanık ise beraat etti. Böylece ortada ne suç kaldı, ne suçlu, ne de ceza. Sorun sadece 'zamanaşımı' değildi. Depremden sonra ilk anda yapılan tespitlerin yetersiz olması, mahkemelere sanığı mahkûm edecek kadar kanıt vermiyordu. İlk tespitler eksik yapılmış, bina örnekleri toplanmamış, hangi binada kaç kişinin öldüğü, binanın yapımında kimin sorumlu olduğu belirlenmemişti. Bu durum da beraberinde
'beraat' kararlarını getirdi.
Bilirkişi raporları bekliyor
Davaların seyrinde önemli rol oynayan bilirkişi raporları da yargının aşamadığı bir başka sorun oldu. Tazminat duvalarıyla birlikte sayıları binleri aşan dosyalar teknik üniversitelere gönderildi. Yoğunluk nedeniyle bilirkişi raporlarının özensiz hazırlandığı öne sürüldü ve bu durumun sanığın kurtulmasına neden olduğu belirtildi.
Tutuklu yok
Deprem davası nedeniyle şu anda tutuklu bulunan kimse yok. İlk zamanlarda tutuklananlar tahliye edildi. Tek tutuklu olan Veli Göçer ile oğlu Can Göçer de 1 Ağustos 2001 tarihinde 'tutuklu kaldıkları süre göz önünde bulundurularak' tahliye edildi. Oysa Göçer'in davasıyla ilgili olarak hazırlanan bilirkişi raporu sorumsuzluklar zincirini ortaya koyuyordu.
İki yılda tek bir kamu görevlisi hakkında tutuklama kararı çıkmadı. Mevzuat engelini aşamayan yargı, kamu görevlilerine dokunamadı.
Ceza davalarında olduğu gibi tazminat davalarında da sonuç çıkmadı. Yargıya başvuran depremzedeler idarenin duyarsızlığıyla karşılaştı. Ceylankent ve Aydınkent sitesinin yıkılması sonucu sevdiklerini kaybeden depremzedelerin açtığı davaya idarenin verdiği cevap şok etkisi yarattı. Cevap şöyleydi: "Ceylankent'te vefat eden vatandaşların acaba depremin olduğu ilk anda, korku, kanama, sıkışma, darp gibi etkilerle hemen vefat etmediği ne malum!"