Yargıtay ders verdi

Ceza Genel Kurulu, 12 idam hükmüne rağmen Mustafa İzol'un tahliyesine izin veren Yargıtay 1. Ceza Dairesi kararını bozma gerekçesini açıkladı: "İki ayrı yasanın lehe yönlerini işleterek karar verilmesi yanlış."
Yedi cinayetten yedi idam alan Haluk Kırcı'nın tahliyesinin iptaline de yol açan kararda, yasamanın sık sık kanun değiştirmesinin haksızlıklara yol açtığı vurgulandı.
Haber: ADNAN KESKİN / Arşivi

ANKARA - Bahçelievler katliamı hükümlüsü Haluk Kırcı'ya erken tahliyenin iptalini sağlayan Yargıtay Ceza Genel Kurulu (YCGK), ceza sistemini topa tuttu. Toplumsal gereksinim olup olmadığına bakılmadan ceza ve infaz yasalarının sıkça değiştirilmesinin eşitsiz-haksız uygulamalara yol açarak adalet duygusunu zedelediğine dikkat çeken Ceza Genel Kurulu, Kırcı gibi seri katillere tahliye yolunu açan Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin iki ayrı yasanın lehe hükümlerini işletip karma sistem uygulamasını da eleştirdi.
Haluk Kırcı hâlâ kaçak
1978 yılında Ankara Bahçelievler' de yedi TİP'liyi öldürmekten yedi kez idama hükümlü olan Kırcı'ya tahliye kapısı, Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 12 cinayetten 12 kez idama hükümlü Mustafa İzol'u tahliye etmesiyle aralanmıştı. Kırcı 19 Mart'ta tahliye edilmiş, ancak Yargıtay Başsavcılığı'nın İzol kararına itirazı sonuç vermişti. YCGK, 12 cinayeti için 8 yıl yatmasının yeterli olacağı hesabını kabul etmeyip, İzol'a tahliye kararını iptal etmişti. Karar Kırcı için de emsal olmuş ve Ödemiş Başsavcılığı Kırcı'ya tahliye kararını iptal etmişti. 12 yıl daha hapis yatması gereken Kırcı, bir daha yakalanamadı.
İşte iptal gerekçeleri
YCGK, İzol'a tahliye kararının iptal gerekçelerini açıkladı. Sekize karşı 16 üyenin oyuyla alınan kararda ceza ve adalet sistemi eleştirildi.
Ölüm ve müebbet hapis cezalarının yerine getirilmesiyle ilgili 1991' den sonra üç ayrı yasa değişikliği (3713, 4616, 4771) yapıldığını hatırlatan YCGK, şu tespitlerde bulundu:
Adalete güven zedeleniyor: Cezalandırma veya cezalandırmama konusunda kurallar koyma yetkisi yasa koyucuyu ait. Fakat bu yetki kullanılırken toplumdan kaynaklanan bir gereksinim olup olmadığı değerlendirilmeli.
İnsan haklarına saygılı hukuk devleti ilkesinin gereği olarak da adalet ve nesafete uygunluk ölçüsü gözetilmeli. Aynı hususları düzenleyen yasaların sıkça değiştirilmesi, bazen eşitsizliklere, dolayısıyla haksızlıklara neden olmakta, toplumun adalete olan güvenini zedelemekte, kamuoyunda cezaların gerektiği şekilde yerine getirilemediği inancını yaratmaktadır.
Yargı da yoldan sapıyor: Bu olgu aynı zamanda hüküm verecek mercileri de değişik yorum yollarına başvurulması nedeniyle farklı sonuçlara götürmekte.
3713, 4616 ve 4771 sayılı yasalar somut olaya uygulanırken öncelikle hangi yasanın 'bir bütün halinde' hükümlü veya sanık yararına olduğu belirlendikten sonra ilgili yasanın yine 'bir bütün halinde' uygulanması gerekir.
Karma uygulama yapılmış: Bu düzenlemelerden hükümlünün cezaevinde kalması gereken süreyi 36 yıldan 30 yıla indiren 4771 sayılı yasanın hükümlünün daha lehine olduğu açık. Oysa Yargıtay 1. Ceza Dairesi, bozma kararında maddi ceza hukuku bakımından 4771 sayılı yasa, şartla salıverilme bakımından ise 3713 sayılı yasa nazara alınarak hükümlü hakkında karma bir uygulama yapılması öngörülmüştür.
Adalete uymayan sonuç: Gerek yerleşmiş yargısal kararlarda, gerek öğretideki yaygın görüş nazara alındığında bu tür bir karma uygulama yapılması olanaksız. Kaldı ki, karma uygulamadaki sonuç hakkaniyet ve adalete de uygun olmayacaktır.
'Bıraktık, ama mecburen'
1. Ceza Dairesi üyesi Osman Şirin ise, karara karşı çıkarak tahliye kararını savundu. Şirin, bunda sorumluluğun kendilerinde değil, ceza sistemine ait olduğunu şöyle savundu:
"Akla, mantığa, vicdana ve nesafet ölçülerine aykırı bu tür uygulamalara, yasaların cezaları sınırlayan içtima kuralları neden olmakta. Hiç gecikmeden bu normlar değiştirilerek, sınırsız içtima düzeyine geçilmeli. Sınırlı içtimanın nedeni olarak gösterilen 'İnsan sağlığı daha fazla cezaevinde kalmaya dayanamaz' biçimindeki gerekçe artık geçerli değil.
Bir kişiyi öldürenle 12 kişiyi öldürenin aynı süreyle cezaevinde tutulmasının mantığı kalmadı. Bu normlar kaldıkça seri cinayet meraklılarının önü alınamaz. Bu normlar karşısında yargıcın yapabileceği hiçbir şey yoktur, uygulama zorunluluğundan kaçamaz. Yargıç, içtima kurallarının yarattığı zafiyeti aşamaz."