Yaşama doğru küçük bir adım yetti

"123. ölüm olmasın!" Behiç Aşçı, ölüm orucu eylemine başladıktan kısa bir süre sonra tecride karşı direnişte en çok duyulan cümle buydu. Aşçı, 19 Aralık 2000'de Hayata Dönüş adı verilen ve ikisi asker 32 kişinin hayatına mal olan operasyonun ardından açılan F tipi cezaevlerinde...
Haber: ERTUĞRUL MAVİOĞLU / Arşivi

İSTANBUL - "123. ölüm olmasın!" Behiç Aşçı, ölüm orucu eylemine başladıktan kısa bir süre sonra tecride karşı direnişte en çok duyulan cümle buydu. Aşçı, 19 Aralık 2000'de Hayata Dönüş adı verilen ve ikisi asker 32 kişinin hayatına mal olan operasyonun ardından açılan F tipi cezaevlerinde, müvekkillerinin birer ikişer ölümüne karşı başvurmadık merci bırakmamıştı. Müvekkilleri ölüyor ya da yalnızlıktan çıldırıyordu. Aşçı, dilekçe vermekle hiçbir şey elde edemeyeceğini anlamıştı. Kararını verdi. Kendi hayatını ortaya koymayı deneyecekti.
Aşçı, 5 Nisan 2005'te, tam da "Dünya Avukatlar Günü"nde, Şişli'deki evine "Hukukun ve adaletin yok edildiği bir ülkede yaşam hakkı için ölüm
orucundayım" dövizini asarak ölüme yattı. O ölüm orucuna başladıktan sonra, bir süre her şey aynı gitse de, ağır adımlarla da olsa, bir mucize gerçekleşti. 20 Ekim 2000'den beri süren ve artık hiçbir etkisinin kalmadığına inanılan ölüm orucu eylemi ile beş yıldır neredeyse herkeste 'boşa çaba' duygusu yaratan tecrit karşıtı talepler, başkaları için kendisini feda eden bu adam sayesinde yeniden tartışılır olmuştu. Aşçı bir yandan direnişini sürdürüyor, bir yandan ne yapmak istediğini anlatıyor, diğer yandan sendikalar ve meslek örgütleriyle, aydınlarla kurduğu ilişkilerle 'içerinin taleplerini' çok daha yoğun bir şekilde dile getirebiliyordu. "Bırak" diyenler de oldu. O yanıtladı: "İçeride insanlar ölüyor. Ölmemeleri için öneriniz nedir?"
Yalnız değildi
Üstelik eylemde yalnız değildi. Bir yandan eylemin sürdüğü Şişli'deki
apartman dairesine sanatçılar, aydınlar geliyor, Aşçı'yı kısa süreli açlık grevleriyle destekliyorlar, diğer yandan Adana'da iki çocuk annesi Gülcan Görüroğlu ve Uşak E Tipi Cezaevi'nde Sevgi Saymaz ölüm orucu eylemini bir ay geriden takip ediyordu. Eylemi 200'lü günleri geçince, yani ölüm sınırına yaklaşınca, kitle örgütleri hükümet nezdindeki girişimlerini artırdı. Artık her cumartesi Taksim Meydanı'nda tecrit karşıtı platform gösteri yapıyordu. En sonunda önceki gün olumlu bir adım geldi. Adalet Bakanlığı bir genelgeyle, tecrit politikasını gevşetiyordu. Artık F tipi cezaevlerinde tutuklular, 10 kişiyi geçmemek kaydıyla haftada 10'ar saat bir araya gelebileceklerdi. En önemlisi, tutukluların bir araya gelmesi için 'tretman' (disiplin) şartı kaldırılmıştı.
Hayata dönüş kavgası
Tecridin gevşetilmesi yönündeki genelge, olumlu değerlendirilince, son 294 gününe avukat Aşçı'nın damgasını vurduğu, tecride karşı 2284 gün süren dünyanın en uzun ölüm orucu eylemi de sonlanmış oldu.
Behiç Aşçı, Gülcan Görüroğlu ve Sevgi Saymaz şimdi gerçek bir 'hayata dönüş' kavgası veriyor. Aşçı, İstanbul Tıp Fakültesi Reanimasyon Servisi'ne kaldırıldı. Doktorları, iki ya da üç gün süreyle yoğun bakım tedavisi uygulanacak olan Aşçı'nın hemen normal servislere kaldırılmasının mümkün olmadığı görüşünde. Bilinci açık olan Aşçı'nın öncelikle vücudundaki enfeksiyonu yenmesi gerek. Uşak E Tipi Cezaevi'ndeyken eylemini bitiren Sevgi Saymaz İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde. Saymaz'ın genel durumu iyi. Adana'da 262. günde eylemi sonlandıran iki çocuk annesi Gülcan Görüroğlu "Gerekmiyor" denilerek hastaneye yatırılmadı. Görüroğlu, 60 kilo olarak başladığı eylemde, 37 kiloya kadar düştü.