Yaşlıların siyasetini beğenmiyoruz

Yaşlıların siyasetini beğenmiyoruz
Yaşlıların siyasetini beğenmiyoruz
'Y kuşağı' olarak tanımlanan gençler, "Politikanın şekli değişti, yaşlıların siyasetini artık biz beğenmiyoruz" diyor. Muhafazakâr çevrelerde doğup büyüyenlerin kaygılarıysa farklı, 'Ya AKP'lisin ya bizden' anlayışını sorguluyorlar...
Haber: AYÇA ÖRER - ayca.orer@radikal.com.tr / Arşivi

Berfin, Ayşe, Kadir, Nebiye, Zişan… Bu beş gençten en büyüğü 25 yaşında. En küçüğü 18. Gezi eylemleri sırasında kimi tam içinden, kimi kıyısından sürece bulaşmış. Şimdiye kadar apolitik olmakla suçlanan, politikadan anlamadığı iddia edilen ve ‘Y kuşağı’ olarak tanımlanan gençler, “Politikanın şekli değişti, yaşlıların siyasetini artık biz beğenmiyoruz” diyor. Muhafazakâr çevrelerde doğup büyüyenlerin kaygılarıysa farklı, ‘Ya AKP ’lisin ya bizden’ anlayışını sorguluyorlar... Ayşe Sena, Nebiye ve Zişan oruçlu olduğu için bir kafede değil açık havada Abbasağa Parkı’nda buluşuyoruz. Park buluşmasından bir küçük forum çıkıyor. Sorular ortak: Sürece nasıl dahil oldunuz; daha önce ne yapıyordunuz; Gezi’yle neler değişti, bir uçurum mu oluştu; kaynaşma mı yaşandı...

EYLEMİN KUTSALLIĞI BOZULMASIN DİYE...

Zişan ve Nebiye başörtülü kadınlara yönelik saldırıları kınamak için gerçekleştirilen yürüyüşe katılmış, Gezi sürecine dahil olmuşlar. 23 yaşında Bilgi Üniversitesi’nde okuyan Ayşe Sena daha mesafeli. Nedenini şöyle aktarıyor: “Taciz oluyor, zorlanıyoruz diyen başörtülülere ‘Gezi sürecinde taciz olmuyor, Kemalistler yok orada’ diye üstten bir dil kurunca insanlar daha da gerildi. ‘Senin korkularını anlıyorum’ dense yeterdi, delil istenmesi insanları daha da uzaklaştırdı. Eylemin kutsallığı bozulmasın diye, yine başörtüsü bir gündem olmaktan çıktı. Gezi’yle beraber daha derin bir kutuplaşma yaşandı. Ben Ak Partili değilim ama diyelim ki Ak Partili olsaydım bana yapılan meşru mu olacaktı? Bunun garantisini hiçbir başörtülü hissedemedi. Başörtülü kadınlar olarak bizim yaşadığımız şeyler de çok yeni. Annelerimiz yaşadı bitti diye bir şey yok.”

EN BÜYÜK, EN KOMİK AYAKLANMA

Vanlı Berfin Azdal 20 yaşında Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde okuyor. Ayşe’ye “Müslüman kadınlara feministler de destek verdi” diyerek itiraz ediyor. Onun ‘Gezi süreci’ 90’lardan başlıyor: “Kürt bir ailenin çocuğuyum. 90’lardaki köy yakmalarına da sonrasına da tanıklık etmiş bir aileden geliyorum. Adapazarı’na geldikten sonra Batı’nın Kürtleri algılama şekli beni politikleştirdi. Benim için Gezi’nin önemi de buydu; inandığım bir dünya tahayyülü vardı, hiç beklemediğim bir anda farklı etnisitelerden insanların bir araya geldiğine şahit oldum. Mizah bizim bununla başa çıkabilmemiz için bir araçtı. Hem en büyük, hem en komik ayaklanmaya imza attık.”

İÇİNDE KALAMADIM, DIŞINA ÇIKAMADIM

22 yaşındaki çevre mühendisi Zişan Tokaç Gezi’nin ilk günlerinde eylemlerin ‘içinde kalamamış, dışına çıkamamış.’ Bir anda her yanını kaplayan Atatürk posterleri ve bayraklar yüzünden yaşamış bu çelişkiyi: “Ailem dindar bir aile. İki yaşımdayken beni ‘Bosna’, ‘inanca saygı’ eylemlerine götürürken, sonradan eylemlere gitmeyi bıraktılar. Lise döneminde bir şeyleri merak edip araştırmaya başladım. Gözüm anarşistlerin üzerindeydi. Ama toplantılarına giremiyordum çünkü rakı masasında yapıyorlardı. Bir gece parka dozerlerle girildiğini gördüm. Umutsuzdum, ‘Parkı da kaybettik’ diye düşündüm. Sonra ben de Gezi’ye gitmeye başladım. 1 Haziran’da hiç hayatımda görmediğim kadar o kadar çok Atatürk posteri gördüm. Çok garip bir andı. Dışarıya çıkmak doğru değil ama içerisi doğru mu? Kafam sorularla doldu.”

AĞLARSAN KÜRT OLURSUN

MHP ’li bir aileden gelen 18 yaşındaki Cağaloğlu Anadolu Lisesi öğrencisi Kadir Selamet içinse durum farklı: “‘En iyi Kürt ölü Kürt’tü bizim için. Bir gün hastanede bir çocuk ağlıyordu ve adam oğlunu ‘Ağlarsan Kürt olursun’ diye korkuttu. 8. sınıfın başındaydım, bir şeyleri sorgulamaya başladım. Önyargılarımı yıktım. Babamınkileri yıkamadım ama ses çıkarmıyor artık. Ertesi gün sınavım olduğu halde önce Gezi’ye gidiyordum, sonra ders çalışıyordum. Dönem sonunda teşekkür aldım. Gezi’de kendi okul arkadaşlarımı gördüm. Okulda güncel konuları tartışmak istediğimizde en fazla 6 kişi toplanırdık. Gezi’ye neredeyse bütün okul uğradı.”

HER BAŞÖRTÜLÜ AK PARTİLİ DEĞİL

25 yaşındaki ev kadını Nebiye Arı Müslüman kimliğiyle bir aktivist. Gezi’de Zişan’ın yaşadığı kafa karışıklığını o da yaşamış: “Ak Parti iktidar olduğundan beri insanlar gördüğü her başörtülüyü Ak Partili sanıyor. Benim örgütlü olduğum bir yapı yok, katıldığım bir parti yok. İnsanların böyle algılaması da normal. Gezi’ye bir gün gittim, insanlar bize ‘Hoş geldiniz, destek verdiğiniz için teşekkür ederiz’ diyordu. Oysaki belki biz de onun bileşeniyiz. Biz de onlara ‘Asıl siz hoş geldiniz’ dedik. Fotoğraflarımızı çekmek isteyenler oluyordu. O kadar tuhaf hissettim ki kendimi…”

Abbasağa’da mini forum: İki dayatmaya da karşıyız


Abbasağa’daki mini forumda ‘Ak Parti gençliği Gezi’ye nasıl yaklaştı’ diye soruyorum. Ayşe Sena şöyle diyor: “Asıl sorun Gezi’ye aşina olmayan Müslümanlar orada mıydı? Bence hayır. İmam Hatip mezunuyum. Çevremde çok fazla muhafazakâr, milliyetçi arkadaşım var. Bu şekilde yaşayan arkadaşlarımın fikirlerinde hiçbir kırılma olmadı, aksine muhalefete karşı daha da sertleştiler. Hâlâ Gezi denildiğinde akıllarına, ‘Oradakiler başımızı açmak istiyor, komünistler’ fikri geliyor. Daha derin bir kutuplaşma yaşandı. Gezi Parkı’nda yer alan insanların da eyleme desteğe gelen “Durun o başörtülüler bizden” söyleminde de sorun var. Ben Ak Partili değilim ama diyelim ki Ak Partili olsaydım bana yapılan meşru mu olacaktı?” Berfin ise Ayşe’ye itiraz ediyor. Ona göre yine de muhafazakârlarla karşılaşmak Gezi’ye atılan insanlarda bir kırılma yaratmış: “Taksim’deki ‘Yeryüzü İftarı’ bile bir sürü arkadaşımın dine bakışını değiştirdi. Bana kalırsa Türkiye’nin en büyük mağduru Kemalistler. 90 yıldır aynı yerdeler. Toplumun her kesimine yapmadıkları zulüm kalmamış. Yarın bir gün yüzleşme başladığında dönüp Kemalistler de bunun hesabını verecek.” Ayşe göre Kemalist statükoyla AKP’nin yaratmaya çalıştığı statüko aynı yerde: “Tayyip Erdoğan’ı en iyi Kemalist gençler anlar. Sonuçta hâlâ üzerine bir taş koymadan ‘Gençliğe Hitabe’yi okuyan, babaannelerince yönetilmeye talip, özgürlüklerini kısıtlamaya razı bir kesim olarak Erdoğan’la empati kurmalılar. Biz onların kurduğu gençlik dayatmasına da Erdoğan’ın dayatmasına da karşıyız.”