Yener Yermez, Adli Tıp'a sevk edildi

Üzeyir Garih'in katil zanlısı Yermez, akli dengesinin yerinde olup olmadığının tespiti için Adli Tıp Kurumu'na sevk edildi.

İşadamı Üzeyir Garih'in katil zanlısı Yener Yermez, çıkarıldığı ilk duruşmada ifade vermek istemedi ve sadece "Emniyetteki ifadelerim doğrudur" dedi. Askeri hastanede 'anti - sosyal kişilik bozukluğu' teşhisi konulan Yermez'in, akli dengesinin yerinde olup olmadığının tespiti için Adli Tıp'a gönderilmesine karar veren mahkeme, davanın bir numaralı tanığı Pınar Konuşkan
ile müdahil İzzet Garih'in bir dahaki duruşmada hazır bulunmasını istedi. Heyet ayrıca Anayasa'da yapılan değişiklikle idamın sadece terör ve savaş durumlarında verildiğini anımsatarak, uyum yasalarının beklenmesine karar verdi.
Eyüp 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada Hasdal Askeri Cezaevi'nde tutuklu bulunan Yener Yermez hazır bulundu. Gazetecilerin kısa süre görüntü almasına izin verilirken, Yermez, yüzünü elleriyle kapatarak, görüntü alınmasını engellemeye çalıştı. Askeri cezaevlerinde giyilen haki
renkli pantolon ve lacivert renkli gömlek giyen Yermez, mahkeme başkanının mesleğini sorması üzerine "elektrik tesisatçısıydım" dedi. Duruşmada davaya müdahil olarak katılan Üzeyir Garih'in oğlu İzzet Garih'in avukatı Taner Çuğenli de hazır bulundu.
Kimlik yoklamasının ardından mahkeme başkanı, iddianameyi okuyarak, Yermez'e savunmasını yapması için söz verdi. İfade vermeyen Yermez sadece "Emniyette verdiğim ifadem doğrudur. Pınar Konuşkan'la mezarlıkta seviştiğim doğru değildir. Mezarlıkta yalnızdım" dedi. Bunun üzerine yargıç Yermez'in Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Bürosu'nda verdiği ifadeyi okumaya başladı ve eksik kalan kısımlarını tamamlamasını istedi.
İfadesinde yer alan, babasının işsiz olduğunu, kumar oynayıp içki içtiğini, annesinin evlere temizliğe giderek kendilerine baktığını, ilkokuldan ayrılarak ayakkabı boyacılığı yapmaya başladığını anlattığı bölümler okunduğu sırada araya giren Yermez, "Bunların okunmasını istemiyorum" dedi. Bunun üzerine yargıç ifadelerde sadece cinayetle ilgisi kısımı okumaya devam etti. Bu ifadeyi kabul ettiğini belirten Yermez, "Birçok kez ifadem alındı, kameraya
çekildi. Bunlar doğrudur" diye konuştu.
Mahkeme Başkanı Ali Asker Kazak'ın askeri cezaevine konulduktan sonra iç çamaşırından çıkan 450 doları nereden aldığını sorması üzerine Yermez, "Dayım verdi" dedi. Dayısının olayla ilgili olarak sadece 50 milyon lira verdiği yönündeki ifadesinin anımsatılması üzerine de Yermez, "Bilmiyorum" diye yanıt verdi. Yermez, savcının "Bu parayı polis nezaretinde mi aldın" sorusu üzerine, "Emniyetteki ifademde anlatmıştım" yanıtını yineledi.

KONUŞKAN DURUŞMAYA GETİRİLECEK

Duruşmayı bitiren mahkeme heyeti, Garih'in oğlu İzzet Garih'in müdahil olarak bir dahaki duruşmada ifade vermesini istedi. Yermez'le mezarlıkta seviştiğini söyleyen Pınar Konuşkan ile olay günü Konuşkan ile Yermez'i mezarlıkta gördüğünü iddia eden otoparkçı Ayhan Yıldız'ın da bir dahaki celse mutlaka getirilmesine karar verildi.
Savcının da mütaalası doğrultusunda, askeri hastanede 'anti - sosyol kişilik bozukluğu' teşhisi konulan Yermez'in çeşitli uyuşturucu ve uyarıcı ilaçlar kullandığını belirten mahkeme başkanı Kazak, sanığın 'suçu işlediği sırada ve halen bir akıl hastalığının bulunup bulunmadığı'nın tespiti için Adli Tıp Kurumu'na sevk edilmesine karar verdi.
Davanın TCK'nın 450. maddesinin 7. ve 9. fıkraları gereğince 'idam' istemiyle açıldığını anımsatan Kazak, Anayasa'daki yapılan değişiklikle 'savaş, çok yakın savaş tehdidi ve terör suçları' dışındaki suçlara idam verilmediğini belirtti. Ölüm cezalarının Anayasal geçerliliği kalmadığını ifade eden Kazak, bu nedenle duruşmalar sürdüğü sırada uyum yasalarının beklenmesini de hükme bağladı. Duruşma ertelendi.

Yermez'in ısrarla 'doğru' dediği emniyet ifadesi özetle şöyle:
"22 Ağustos 2001 sabahı kardeşim beni aradı, onu aramamı söyledi. Aklım kardeşimde kalmıştı. Çarşı iznim olduğunu için dışarı çıktım. Telefon kartı almak istedim param yetmedi. Mezarlık yolu üzerinde oturdum. Bu sırada mavi gömlekli, kumaş pantalonlu bir adam geldi. Peşindeki çocuklara para veriyordu. Ben de para istedim. Bana 'eşek kadar adamsın neden çalışmıyorsun' dedi.
Eyüp'e gidip, 1 milyon liraya küçük bıçak aldım. Geri döndüğümde adamın mezarlığa doğru gittiğini gördüm. Bir mezarın önünde ağaca yaslanmış duruyordu. Bıçağı gösterdim. 'Beni onunla mı korkutacaksın' dedi. Önce sağ böbreğinden bıçakladım. Cebinden düşen parasını ve cep telefonunu aldım. 'İmdat' diye bağırınca tekrar bıçakladım. Ellerimi yıkadım, bıçağı da gömdüm. Cep telefonumu değiştirdim. Kışlaya döndüm. Soğukkanlılıkla işlerime devam
ettim. Birkaç gün sonra kışlanın etrafının sarıldığını anlayınca kaçtım. İstabul'da köprü altında kaldım. Önce Eskişehir'e, oradan Ankara'ya gittim. Kayseri'ye annemi, babamı görmeye gidiyordum, sonra teslim olacaktım. Yolda kimlik taraması sırasında yakalandım. Kardeşimle görüşememem, parasız olmam, Garih'in beni terslemesi beni bu cinayete sürükledi."