Yeni Avrupa'nın öncüsü Euro-Türk

Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ferhat Kentel'e göre Avrupa'daki Türklerin yüzde 40'ı Euro-Türk. Onlar için Almanya vatan Türkiye masal

ülkesi.
Haber: NEŞE DÜZEL / Arşivi

NEDEN? Ferhat Kentel
Türkiye AB'ye doğru yaklaştıkça, yıllarca tartıştığımız, konuştuğumuz birçok anlamsız konu gündemden çıkıyor. Onların yerini, araştırmalara dayanan daha somut ve gerçek sorunlar alıyor. Türkiye'nin yok saydığı konulardan biri de, Avrupa'daki 4 milyon insanımız... Şimdi AB'ye üye olmak gündeme bütün ağırlığıyla oturunca, bu 4 milyon Türkün Avrupa'daki varlığı, tercihleri, bulundukları AB ülkelerindeki insanlarla ilişkileri önem kazandı. Bilgi Üniversitesi öğretim üyelerinden sosyolog Yrd. Doç. Ferhat Kentel ile siyaset bilimci Doç. Ayhan Kaya'nın Avrupa'daki Türkler arasında yaptığı çalışma çok yeni gerçekleri ortaya koydu. Almanya ve Frnansa'daki Türkler arasında yapılan bu kapsamlı araştırma, Avrupa'daki vatandaşlarımızın önemli bir kısmının Türkiye-AB arasında bir köprü olabilecek düzeye erişmiş olduğuna, 'Euro Türkler' denilen bu kesimin, klasik ve modern Avrupa'nın yerini alan yepyeni değerlere sahip yeni Avrupa'nın öncüleri olduğuna dikkat çekiyor. Avrupa'nın, Türkiye'nin geleceğindeki rolü kadar, Türklerin de Avrupa'nın geleceğinde rolü olacağı bu araştırmayla anlaşılıyor. Araştırdıkça, Avrupa ile ilişkilerimizde canımızı sıkacak konular kadar, hoşumuza gidecek gerçekler de bulunduğu ortaya çıkıyor.

Biz Avrupa'ya girmeyi, Avrupa Birliği'nin üyesi olmayı çok istiyoruz. Peki Avrupa'da yaşayan 4 milyon vatandaşımız bu konuda ne düşünüyor? Onlar da AB üyesi olmamızı istiyorlar mı?
İsteyenler daha çok, ama istemeyenler de önemli bir ağırlıkta. Almanya ve Fransa'daki Türkler arasında, 'Türkler, Türkiye ile AB arasında bir köprü mü, bir engel mi' diye bir araştırma yaptık ve Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda Avrupa'daki Türk kamuoyunun üçe bölündüğünü gördük. Bir kesim, 'Türkiye Avrupa'ya girsin' diyor. Bir kesim ise 'Girmesin' diyor. Daha ufak bir kesim de, 'Bu benim derdim değil, beni ilgilendirmiyor' diye düşünüyor. Durum, ülkeden ülkeye de değişiyor. Mesela, Fransa'daki Türkler arasında Türkiye'nin Avrupa'ya girmesini isteyenler Almanya'dakinden daha fazla.
Niye böyle?
Almanya'da Fransa'dakinden daha yerleşik bir Türk kökenli toplum var. Almanya'yla vatandaşlık ilişkisini çok güçlü kurmuş olan Türkler, Türkiye'nin AB üyeliğini çok fazla umursamıyor. Çünkü Türkiye onlar için, Fransa'daki Türklerden çok daha fazla unutulmuş bir ülke. Türkiye sadece kimlik yaratan bir kaynak. Artık fiziksel olarak ihtiyaç duyulan bir yer değil. Hatıralara konmuş, masal ülke gibi bir yer Türkiye.
Orada anneanneler, dedeler vardı, toprağımız, kayısı bahçemiz oradaydı gibi mitolojik bir şey yani. Dünyadaki diasporalarda, Yahudilerde, Ermenilerde, Türkiye'den Yunanistan'a göçmüş Rumlarda da görürsünüz bunu.
Bu durumda biz artık Avrupa'daki Türk vatandaşlarımıza 'gurbetçi' değil de, diaspora mı demeliyiz sizce?
Diasporadan bir tür kültürel referansı anlıyorsak, diaspora büyük ölçüde doğru bir tanım. Onlar kesinlikle gurbetçi değil. Eğer madden ve manen çocukların geleceği fiziksel olarak yaşanan ülkede kuruluyorsa, bu gurbetçilik değildir. Çünkü gurbete giden kişi döner, ülkesinde onu bekleyen karısı, sevgilisi nişanlısı vardır. Onları artık Türkiye'de bekleyen yok ki. Kendilerinin de böyle bir algılamaları yok. Emekli olduktan sonra Türkiye'de bir yer edineceğim, orada yaşayacağım hayalini kuruyor olabilirler, ama bunu bir İngiliz, bir Alman vatandaşı da yapıyor ve Türkiye'ye böyle yerleşiyor zaten.
Avrupa'daki vatandaşlarımızı, oradaki durumlarına ya da düşüncelerine göre sınıflandırabilir miyiz?
Bizim araştırmanın sonucuna göre, Avrupa'daki Türkler üç temel gruba ayrılıyor. Yüzde 40'lık birinci grup, 'karışık, melez, sentez, cemaatleşmemiş' kimliğe sahip 'Euro-Türkler' den oluşuyor. Bunlar ne Türk ne Alman. Veya ne Türk ne Fransız. Bunlar hem Alman hem Türk ya da hem Fransız hem Türk. Bunlar 'yeni Avrupalı' aslında. Bu insanlar kendilerine, 'Biz Türküz, Müslümanız, Fransız vatandaşıyız veya Alman vatandaşıyız. Biz bu üç özellikle varolabileceğimizin farkındayız. Bu üç özellik bize güç veriyor. Biz arada kalmış insanlar değiliz. Biz bir kimliği öne çıkarmıyoruz. Biz hepsiyiz' diyor. Bu kimlikleri de gevşemiş, problemsiz, kompleksiz, rahat bir şekilde ifade ediyorlar. Mesela Almanya'daki MÜSİAD çevreleri...
Onlar da mı Euro-Türk?
Evet, bu gruba giriyorlar. Bunlar İslamı yaşayan, karısının başörtüsünden utanmayan, Alman ekonomisinde bir aktör olarak yer alan, kendine güvenen, çalışan kesimler. İşte bu Euro-Türkler, yeni Avrupa'nın öncüleri... Sağcı politikacıların Avrupa'sına değil, dönüşmekte olan ilerideki Avrupa'ya uyum sağlıyorlar. Yeni Avrupalı bunlar.
Bu nasıl bir Avrupalılık?
Avrupa dönüşmekte olan bir değerler bütünü. Birkaç kimlik boyutunu birarada taşıyabilmek, birkaç yönlü olabilmek, hem Türkçeyi, hem Almanca ve Fransızcayı sahiplenmek, bu ikisi de benim diyebilmek, kültürler arasında gidip gelmek yani enterkültürel olabilmek, yeni Avrupa'da kimlik oluşturma sürecinde artık ön plana çıkıyor. Mesela Almanlar arasında Türkçe kelime öğrenmek çok önemli.
Niye önemli?
Bu yükselen bir değer. Alman gençler kendi aralarında 'ulan' diye konuşuyor, 'lan komm' (lan gelsene) diyor. Bizim için 'ulan', sıradan insanın kullandığı kaba saba bir sözcük olabilir ama, Alman gençler açısından 'ulan' demek çok olumlu ve iyi bir şey. Onlara göre bu, 'Türklerle bir şey paylaşıyorum, ben sıradan bir Alman, statükocu bir Avrupalı değilim' demek. Sadece Türklerin Avrupa'yı ve Almanları öğrenmesi, onlara benzemesi süreci değil bu. Avrupa'nın ve Almanların da Türkleri öğrenmesi ve onlardan beslenmesi bu. Radikal gerilimlerin üstüne çıkmak, medeniyetler çatışmasını aşmak, Doğu-Batı kavramlarını değiştirmek demek bu. Bunu da ancak köklü pozisyonu olan insanlar yapabilir. İşte Euro-Türkler, Türkiye ile Avrupa arasında böyle sağlam bir köprü oluyor ve Türkiye'nin AB üyeliğini istiyor.
İstemeyenler niye istemiyor?
Araştırmamızdan ortaya çıkan ikinci grup, daha kendi içine kapanmış,
'cemaatçi' grup. Cemaatçilik dinsel veya milliyetçi olabilir. Alevi cemaatçiliği de olabilir. Kürtler, solcular, Kemalistler, laikçi kesimler arasında bol bol cemaatçilik var zaten. Kapalı bir toplumda yaşayan cemaatçiler de Avrupa'daki Türklerin yüzde 40'ını oluşturuyor ve AB'yi istemiyor. Neden olarak da, 'Türkiye'nin bölüneceğini, kültürümüzün, değerlerimizin kaybolacağını, ahlakın çökeceğini, Türklüğümüzün, dinimizin unutulacağını, ordumuza saygının azalacağını, bağımsızlığın biteceğini, Avrupa'nın Türkiye'yi sömüreceğini' gösteriyor. Savunmacı, statükocu bir anlayış bu. AB üyeliğini istemeyen Türklerin bir diğer nedeni de, büyük göç olacak ve ben işsiz kalacağım endişesi.
İstemeyenlerin oranı ne?
Almanya'da Türkiye'nin AB üyeliğini istemeyenler yüzde 30, Fransa'da yüzde 21. AB üyeliğini isteyenler ise Almanya'da yüzde 40, Fransa'da yüzde 57. Geri kalanını da fikri olmayanlar oluşturuyor. Aslında Euro-Türkler'le cemaatçi Türkler ayırımının temelinde sosyal ve sınıfsal bir sorun yatıyor. Euro-Türkler, diğerlerine göre daha çok başarmış olanlar. İşte bu başaranlar Türkiye-AB arasında köprü oluyor.
Cemaatçiler köprü değil mi?
Onlar engel. Çünkü uzak bir ülkenin insanları gibi Avrupa'nın ortasında gettolar halinde, kendilerine göre bir Türkiye fikrini sürekli yeniden üreterek yaşıyorlar. Euro-Türkler, Avrupa fikriyle konuşurken ve varlıklarıyla Avrupa'ya sürekli yeni fikirler getirirken, cemaatçiler Avrupa'yla aynı düzlemde tartışabilecek düzeyde değil. Onlar ayrı bir dalga boyutunda.
Peki üçüncü grup kim?
Yüzde 20'lik bir kesim bu. Bunlar için Türklük mümkün olduğu kadar silinmesi gereken bir şey. Çünkü onlara göre ancak öyle Avrupalı gibi yaşanabilir. Türkiye'nin Avrupa'ya girmesini, 'Türkiye AB sayesinde Avrupa gibi bir yer olur, bu proje Türkiye'yi kurtarır' diye istiyor onlar. Avrupa'daki Türkleri, 'hâlâ bir kelime Fransızca öğrenmiyorlar, okumuyorlar, duş almıyorlar' diye radikal biçimde eleştiren bir kesim bu.
Her grubun yaşama biçimi birbirinden çok farklı mı?
Tabii. Euro-Türkler şehrin ortasında otururken, cemaatçiler biz bize kenar mahallelerde oturuyor, oralarda alışveriş yapıyor. Avrupa'nın uyum göstermiyor dediği Türkler bunlar. Aslında cemaat meselesi öyle kolay mahkûm edilebilir bir şey de değil. Köln'de duvarlarında bozkurt bayrakları asılı ülkücülerin lokaline gittik. Bir ülkücünün anlattığına gözlerim yaşardı. 'Okula giden iki çocuğum var. Çocuklarım evde kendi aralarında Almanca konuşuyor. Ben bundan acı duyuyorum' dedi. Cemaatçilik bir sürü korkuyu ve acıyı içinde saklıyor. Avrupa'daki milliyetçi, asimilasyoncu yaklaşım da cemaatçiliği besliyor ama, bu iki uç aynı zamanda birbirinin sonunu da hazırlıyor. Çünkü Avrupa'da kültürlerarası çoğul kimlikler güçleniyor. Her şeyi standardize eden, homojenleştiren klasik ve modern Avrupa'nın yerini, farklı renkleri, özellikleri, kültürlerarası ilişkileri tanımaya başlayan yeni Avrupa alıyor.
Avrupa'daki vatandaşlarımız Müslümanlığı nasıl yaşıyor peki?
Şarap içen, domuz yiyen, Hristiyan veya ateist insanlar arasında, Avrupa'nın ortasında, bir sürü 'günahlarla' iç içe yaşıyor bunlar. Böyle durumlar genellikle kriz ve çatışma yaratır. Ya kişi daha çok kendi içine kapanır, çocuklarını ve kadınlarını kimseye göstermez, korku ilişkisi içinde dinini radikal bir biçimde yaşar. Ki cemaatçiler öyle...
Euro-Türkler nasıl peki?
Radikal cemaatçi gruplar dışındaki Türkler oldukça esnekleşmiş bir dinsellik yaşıyor. Euro-Türkler, İslam'ı, şiddet içermeyen bir şekilde yorumluyor, İslami inancını Avrupa'ya adapte ediyor, orada yaşanabilir kılıyor. İnançlarından en ufak bir taviz vermeyen ama bir başka şeyi de öğrenen bir Müslümanlık bu... Euro-Türkler, 'Tamam, onlar öyle yaşar, ben de böyle yaşarım. Namazımı kılarım, çocuğuma sonuna kadar İslami bilgiyi veririm' diyor ve kendisi Avrupalının dinine saygı gösterirken, Avrupa'nın da kendi dinine saygı göstermesi talep ediyor. İnancına güvenen, dinimiz elden mi gidiyor diye korkmayan bir İslami anlayış bu.
Eğer yeni Avrupa'da güçlenen grup Euro Türkler ise ve onların da İslami anlayışı buysa, Avrupalılar niye hâlâ Türklerden ve İslam'dan korkuyor? Sizin araştırmanıza göre Avrupa'daki Türklerin yüzde 60'ı uyum sağlamış durumda. Avrupalı niye sadece yüzde 40'ı görüyor?
Avrupalının gözüne kendinden farklı olan Türkler çarpıyor. Çünkü kendisi gibi yaşayan, piyano çalan bir Türkü piyano çalma başarısıyla izliyor. Onun Türklüğü ikinci planda kalıyor. Bir de, devlet, her yerde tutucudur ve kendini korur. Avrupa fikri içinde de Avrupa'yı bu haliyle korumaya çalışan bir zihniyet var. Sosyolojik alanda muhteşem çalışmalar olmasına rağmen, bu araştırmalar kendini korumaya çalışan zihniyetin gücünü aşamıyor.
Peki Türkler Avrupa'da yaşadıkları ülkeleri kendi vatanları olarak görmeye başladı mı?
Euro-Türkler orayı kendi vatanı olarak görüyor. Türkiye bir tür masal ülke artık. Onun için Türkiye, tarihsel kimliğini oluşturan unsurlardan biri. Cemaatçiler ise yaşadıkları yeri vatan olarak görmüyor. Gördükleri anda, Türkiye ile zihinlerde yapılmış sözleşme bitiyor, kafalarındaki Türkiye imajı rahatlıyor ve cemaatçilik durumundan çıkıp öbür tarafa geçiyor zaten. Bu durumda Avrupa da rahatlıyor tabii. Zaten sosyal olarak başardığnız zaman ya asimile oluyorsunuz, ya da Euro Türk olarak kültürel gruba giriyorsunuz. Başaramadığınız zaman da büyük ihtimalle cemaatçiliğe düşüyorsunuz.
Oraya ilk gidenlerle onların orada doğan torunları arasında ne tür farklılıklar ortaya çıkıyor?
İlk gelenler çok tedirgin. Sonraki kuşaklarda tedirginlik azalıyor. Kendine güvendikçe şehrin içlerine giriyor. 65 yaşlarında biri, 'Biz ilk gelenler o kadar çok korkuyorduk ki, bir şey olursa hemen trene atlayıp dönebilelim diye istasyonların etrafında oturuyorduk' dedi. Torunlar istasyonların dibinde oturmuyor. Onlar şehrin ortasında.
Avrupa'daki Türkler, orada Türkiye'yi nasıl temsil ediyor? O Türkleri tanıyanlar Türkiye hakkında ne düşünüyor?
Haber olma özelliğine sahip cemaatçi Türkler Avrupalının kafasındaki prototipi besliyor. 'Türkiye, geleneksel, modern olmayan, geri kalmış, bağnaz bir ülke' diye düşünülüyor.
Türklerin yoğun olarak bulunduğu ülkelerin vatandaşları Türkiye'nin AB üyeliğini istiyor mu?
Referandum yapılsa çoğunda hayır çıkacak. Fransa'da, Almanya'dakinden daha yüksek bir hayır çıkacak.
Avrupa'da hiç vatandaşımız olmasaydı Avrupa Birliği üyeliğine bizi daha mı rahat kabul ederlerdi?
Bence hiç istemezlerdi. O zaman Türkiye hiç tanımadıkları, tamamen dışarıda bir ülke olurdu.
Eğer Türkiye'nin AB üyeliğine siyasiler değil de, Avrupalı halklar onay verecek olsaydı, bizi aralarına alırlar mıydı?
Almazlardı.
Batılılar son zamanlarda İslam'ı ciddi bir tehlike hatta terörizm olarak görmeye yatkın. Bizim vatandaşlarımıza da bu açıdan mı yaklaşıyorlar, muhtemel bir terörist olarak mı görüyorlar onları?
Böyle bir eğilim var tabii. Sosyal refahtan pay alamayan, marjinalize olmuş cemaatçi kesimlerde her şeye karşı bir öfke vardır. O öfkeyi bir yere kanalize edersiniz. Bu İslami bir örgüt de olabilir, başka bir şey de. Ama bizim araştırma, 'İslam tehdit' diyenlere iyi bir cevap. İslam pekâlâ bir tehdit olmayabiliyor. Önemli olan İslam'ı kimin nasıl yaşadığı, hangi yorumu getirdiği. Euro-Türklerin yaşadığı İslam, Doğu-Batı ayrımını aşabilecek kapasitede.
Batı'daki Türkler, İslami terörü nasıl değerlendiriyor? Kendi hayatlarını zorlaştırdığı için buna kızıyor mu yoksa Batılıların başının derde girmesinden hoşlanıyor mu?
Cemaatçi kesim hoşlanıyor, Euro-Türkler kızıyor. Ama bu Türklere özgü değil. Bütün Müslüman cemaatçi gruplar ikiz kuleler vurulduğunda, 'İnsanlara yazık oldu ama Amerika da hak etti bunu' diye öfkesini dışa vurdu.
Türklerin en büyük şikâyeti ne?
Ortalama Avrupalının hoşgörüsüzlüğünden, kültürel boyutta dışlanmaktan şikâyet ediyor.
Ne zaman oradaki Türkler tümüyle içinde bulundukları toplumla bütünleşir sizce?
Türkler Avrupa'ya ilk 60'larda işçi olarak gitti. 90'larda üçüncü kuşakla da mükemmel sonuçlarını verdi. Otuz yılda oldu bu. Ama Türkiye AB'ye girerse, bütünleşme çok kolaylaşır ve hızlanır.