Yepyeni bir Yeni Melek

Sinemanın fuayesinde kıpır kıpır, heyecanlı bir kalabalık vardı. Herkes yitirdikleri eski sevgililerine yeniden kavuşmanın heyecanını yaşıyordu sanki. Arif Keskiner'in o pek renk vermeyen yüzünde bile açık açık mutluluk çizgilerini görmek olasıydı. Gönül Yazar ayrı bir hoşluktu. Bunun nedenini sonra anlayacaktık.
Haber: Celal BAŞLANGIÇ / Arşivi

Sinemanın fuayesinde kıpır kıpır, heyecanlı bir kalabalık vardı. Herkes yitirdikleri eski sevgililerine yeniden kavuşmanın heyecanını yaşıyordu sanki. Arif Keskiner'in o pek renk vermeyen yüzünde bile açık açık mutluluk çizgilerini görmek olasıydı. Gönül Yazar ayrı bir hoşluktu. Bunun nedenini sonra anlayacaktık. Haldun Dormen, Erkan Yolaç, Halit Kıvanç, Çolpan İlhan geçmişle bugün arasında gidip geliyordu saatin sarkacı gibi.
20 yıldır kapalı olan Yeni Melek Sineması 'çiçek gibi' açmıştı. Herkes ilk gençlik yıllarının 'düş şatosu'na bir kez daha girebilmenin o tanımlanamaz coşkusunu yaşıyordu. Aslında hayatımıza, Beyoğlu'nun rengârenk mozaiğine bundan tam 50 yıl önce, Hürriyet gazetesinde çıkan iki sütun, 10 santimlik bir ilanla katılmıştı Yeni Melek: "İstanbul halkına müjde... Türkiye'nin en modern ve en güzel sineması Yeni Melek (Beyoğlu'nda eski İpek Sineması karşısında) yarın 21.30'da kapılarını açıyor. Sinema tekniğinin en son terakkileri: Panoromik ekran-stereo ses makineleri-Sinemaskop teçhizatlar-En rahat koltuklar-Her mevkiin ayrı bekleme salonları ve müntehap filmleri ile sayın halkımızın hasretle beklediği en kibar aile sineması.
İlk program: Lana Turner ve Fernando Lamas'ın renkli olarak yarattıkları şahane film: ŞEN DUL. Ayrıca programa ilave olara Jurnal, komedi ve manzara. Yarın gecenin ve haftanın diğer seanslarının biletleri bugün saat 10.30'dan itibaren hususi gişemizde satılmaya başlanacaktır. Bu gişe, her gün saat 10.30'dan gece saat 21.00'e kadar açıktır. Dikkat: Yarın geceki hasılatımızın tamamı Muhacirler Hayır Cemiyetine terkedilmiştir. Sayın müşterilerimiz... Biletlerinizi daima evvelden alınız..."
Görkemli galalar
Burçak Evren'in Arif Keskiner, Kadir Albaş, Teki Ateş ve Erdoğan Albaş tarafından kurulan ve bir mekânın 20 yıllık ıssızlığını büyük bir kalabalığa dönüştüren Yeni Melek Gösteri Merkezi için hazırladığı 'Bir Sinema Öyküsü' adlı kitaba ilginç bir not düşülmüş: "Yeni Melek'in ilk hasılatını Muhacirler Hayır Cemiyeti'ne bağışlanması, işletmecilerinin Selanik göçmeni olmasından dolayıydı. Çünkü Yeni Melek'in işletmecileri, o dönemin sinema salonu işletmeciliğinde bir tekel konumunda olan kişileri, İpekçi kardeşlerdi."
Yeni Melek'in açıldığı 1950'li yılların ilk yarısında plajlarıyla, yazlık sinemaları, seyyar dondurmacıları, buharlaı kara trenleri, siyah önlüklü öğrencileri, Haliç'e dek gelen balıkları, sinema önlerindeki karaborsacıları, daha 6-7 Eylül'ü yaşamamış azınlıkları, dillerin dillere, dinlerin dinlere karıştığı bir İstanbul ve Beyoğlu vardı.
Bugün Yeni Melek Gösteri Merkezi'nin yönetim kurulu başkanı olan, yani Yeni Melek'i 'çiçek gibi' yapan Çiçek Bar'ın sahibi Arif Keskiner'in de hayatında Beyoğlu'nun ve Yeni Melek'in bambaşka bir anlamı vardır: "Yeni Melek deyince, ilkgençliğim gelir aklıma... Hem çalışalım, hem
okuyalım halleri... Ekmeğini taştan çıkarma durumları... İşte o günlerde açıldı Yeni Melek. Açılmasıyla birlikte moda olup çıktı. Özenle yapılmış koltukları, büyük fuayeleri vardı. Çift balkonluydu ve 1150 kişilik büyük bir sinemaydı. İyi ki çift balkonu vardı, çünkü pahalı koltuk, parter ya da kulüp bileti almak bizler için olacak iş değildi. Bize ucuz ikinci balkon bileti yakışırdı. Çalışıp okumaktan Beyoğlu'na çıkmak için ancak haftada bir zaman bulur, ancak o gün için özel para ayırıp çıkardık. Bazen de gala günleri Yeni Melek'e gelenleri görmek için çıkardık Beyoğlu'na. Kırmızı halılar döşenmiş Hava Sokak'ta kürklü hanımların ve şık beylerin resmi geçidini, hava atışını seyrederdik."
O yıllarda Yeni Melek'te galasız film oynatılmazdı. Bir gelenek haline getirilmişti galalar. Filmler salı günleri geliyor o gün gala yapılıyormuş. İstanbul'un kaymak tabakası birbirlerinden şık giysilerle katılırlarmış galaya. Tuvalet ve smokin giymek mecburi değilmiş ama galaya gelenlerin giysileri en az onlar kadar gösterişli olurmuş. O dönemde galalara davet edilmek bile başlı başına bir seçkinliğin belirtisiymiş. Yeni Melek'i unutamayanlardan biri de Gönül Yazar elbette. Çünkü yıllardır kendisine pek yakışan 'Taşbebek' unvanının öyküsü Yeni Melek'le bağlantılı.
'Taşbebek'in doğduğu yer
Yeni Melek'in sahiplerinden İhsan İpekçi, Hollywood filmleriyle yarışacak bir Türk filmi çekmek istiyor. Adını da koymuş: Taşbebek. Film için güzellik yarışması bile açmış. Aradığını bulamamanın efkârıyla gittiği Maksim Gazinosu'nda Zeki Müren'in alt kadrosundaki 19 yaşındaki Gönül Yazar'ı görür ve "İşte benim taşbebeğim" der. Filmin çekimleri bittikten sonra Gönül Yazar bir aşk rüzgârıyla ABD'ye uçmuştur. Kırık bir kalple güç yetişir Yazar Yeni Melek'te filminin ilk gösterimine. Geçen geceki açılış töreninde bu anısını anlattıktan sonra Yeni Melek'in yeniden düş dünyamıza geri dönmesiyle ilgili sevincini, mekânın kendi yaşamındaki önemini önce "Keyif aldım, mutlu oldum" diye ifade etmeye çalıştı, sözcüklerin yetersiz kaldığını duyumsayınca da "Gönül Yazar oldum yahu" deyiverdi.
Açılış töreninde bir de Nebil Özgentürk'ün Yeni Melek belgeseli vardı. Yaşanılan sürecin zaman zaman Türkiye'de ne denli ağırlaştığını anlatmak için iyi bir örnek koymuştu sevgili Nebil, belgeselin arasına. O da 60 ihtilalinin sinemaları bir hafta kapattığına, sonra da sinemaların yeniden açılabilmesi için askeri yönetim tarafından hazırlanan 'Düşükler Yassıada'da' adlı bir belgeseli göstermek zorunda kalmasına ilişkindi. Nebil'in belgeselinde o 'resmi belgesel'den de küçük bir parça vardı. Görüntüde Adnan Menderes ile Celal Bayar karşılıklı yemek yiyorlardı. Önce Adnan Menderes görünüyor ve dış ses "Poz vermeden edemez" diyordu. Ardından Celal Bayar yemek yerken görünüyor. Bu kez dış sesin hedefinde Bayar var: "Masasında kilosu bin liraya satılan siyah havyar bulunmamakla beraber Bayar, iştahından bir şey kaybetmemiş görünmektedir..."
En büyük sivil kültür merkezi
Alkışlar arasında bir kez daha hayata döndü, düşlerimize karıştı Yeni Melek Sineması. Bu işi gerçekleştiren 'dört kahraman' mı demek gerekiyor, 'gözünü karartmış dört Beyoğlu aşığı' mı demek gerekiyor, yoksa 'dört çılgın' mı bilemiyorum ama, devletin, yerel yönetimlerin dışında 4 bin metrekare kapalı alanı, 1200 koltuğu ve ayakta konser düzeninde 3 bin 200 kişilik davetli kapasitesiyle evrensel kültürün buluşma noktasını, Türkiye'nin en büyük 'sivil' kültür merkezini yaratmışlar. Bundan böyle konserler, seminerler, festivaller, müzikaller, davetler, özel galalar ve toplantıların ev sahipliğine talipler. Şimdi Yeni Melek, bütün görkemiyle 'bir düş şatosu' olarak yeniden Beyoğlu'na çıktı. Düşlerimize hoş geldin Yeni Melek!