Yeşil dünya savaşçısı

Hepimiz onu, 21 Mayıs 2001 tarihinde İzmit Atık ve Artıkları Arıtma, Yakma ve Değerlendirme A.Ş'nin (İZAYDAŞ) 55...
Haber: İBRAHİM GÜNEL / Arşivi

İSTANBUL - Hepimiz onu, 21 Mayıs 2001 tarihinde İzmit Atık ve Artıkları Arıtma, Yakma ve Değerlendirme A.Ş'nin (İZAYDAŞ) 55 metre yüksekliğindekibacasına kendini zincirlediğinde tanıdık. O, Banu Dökmecibaşı. Greenpeace(Yeşil Barış) Akdeniz Ofisi Toksik Maddeler Kampanya Sorumlusu olarak çalışıyor.
1991'de Mimar Sinan Üniversitesi Endüstri Tasarımı Bölümü'nü bitiren Dökmecibaşı, aynı zamanda dalış eğitmeni. 1999' da numune çalışması sırasında Greenpeace'le tanışmış ve bir daha kopamamış.
Greenpeace'e katılma nedenini de, "Dünyayı, çevreyi, yaşadığım her yeri yok etmeye çalışanlara karşı tepki duyuyordum. Hem pasif hem de agresif olmadığı için seçtim" diye açıklıyor. Dökmecibaşı, 3 bin 500 kilometrelik 'Temiz Üretim' turunun ardından Radikal'in sorularını yanıtladı:
Neden İZAYDAŞ'ı hedef seçtiniz?
Çünkü bu tesis, klinik ve tehlikeli atıkları yakıyor. Yıllardır izinsiz çalışıyor. Depremde verilen geçici izin süresi de doldu.
O dönemde, klinik atıkların bertarafı
için Türkiye'ye 'otoklav' denilen küçük tesisler hibe edilmişti ama, yetkililerimiz geri çevirdi. Otoklavlar, klinik atıkları sterilize edip, mikroplardan arındırdıktan sonra parçalayıp, evsel atık haline getiriyor.
Eylemin amacı neydi?
Bu eylem Stockholm Konferansı ile aynı anda yapıldı. Çevre Bakanlığı'na da üç soru ilettik. Birincisi; Stockholm Konvansiyonu'na imza atıp, atmayacağıydı.
İkincisi; Türkiye'nin atık yakmayla ilgili alacağı kararların ne olacağı ve İZAYDAŞ'ın çalışmasına izin verilip, verilmeyeceğiydi. Üçüncüsü de; atık sorununa karşı Çevre Bakanlığı'nın politikalarının ne olacağıydı.
Bakanlık üç soruyu cevaplayana kadar kuleden inmeyeceğimizi söyledik. 35 saat sonra Çevre Bakanı Fevzi Aytekin, kalıcı organik kirleticilerin (KOK) yasaklanması için Stockholm Konvansiyonu'nu imzaladı.
Kuledeyken müdahale ettiler mi?
Tesisin güvenlik görevlileri müdahale etmedi. Çünkü kule çok yüksek ve müdahaleye elverişli değildi. Sonra, jandarma gelip inmemizi söyledi. İnmeyeceğimizi belirtip, onlara tesisin zararlarını anlattık. Barışçıl olduğumuzu söyledik. Onlar da yalnız çantalarımızı ve yiyeceklerimizi aldı.
Kuleye gizlice nasıl tırmandınız?
Aşağıdaki arkadaşlarımız, tesis girişine konteyner zincirledi. Bu tesise atık sokulmasının yasaklanmasını sembolize etmek içindi. Bacaya dört kişi çıktık. Jandarmanın eşyalarımızı almasından sonra iki arkadaşımız bize eşyalarını vererek aşağıya indi. Ben dağcı Ziya Çobanoğlu ile kaldım.
Yiyecek ve suyunuz alındıktan sonra kulede nasıl kaldınız?
24 saat boyunca eylemi destekleyen birçok insan beni cep telefonumdan aradı.
Özellikle bölgedeki Alikahya köylüleri gelip bize destek verdi. Aralarında çocukları zehirlenen ve kanserden ölen birçok kişi de vardı. Onlar beni desteklerken, ben ihtiyaçlarımı düşünemezdim. İzmit İl Sağlık Müdürlüğü'nün tesisin çevresindeki köylere gönderdiği bir genelge var. Genelgede, tesis merkezli üç kilometre yarıçaplı bir dairelik alanın boşaltılması isteniyor. Halbuki, Alikahya tesise bir kilometre, Solaklar Köyü ise 700 metre mesafede.
İnmeye nasıl karar verdiniz?
Çevre Bakanlığı iki gün toplantı yaptıktan sonra sorularımızı cevapladı. Zaten, bakanlığın bu tür tesislerin kurulmaması yönünde genelgesi var. Aytekin'in imzaladığı konvansiyon KOK kaynaklarını yasaklıyor ama, Çevre Bakanlığı İZAYDAŞ'la ilgili hiçbir kapatma işlemine girişmiyor.
Bacaya filtre takılıp zehirli emisyonlar düşürülürse izin vereceklerini söylüyor. Halbuki, filtre sorunu çözmüyor. Filtre ile bacadan çıkan dioksini tutarsınız ama, zehir bu kez yakılan atığın küllerinde birikiyor. Bunları düzenli depolama alanına gömüyorsunuz. Bu alanda, tesisin hemen dibinde su kaynağı var. Ya KOK'ların üretimi yasaklanacak ya da temiz üretime geçilecek.
Sizce temiz üretim olası mı?
Örneğin, PVC yerine PET daha zararsız.
İnşaatlarda PVC yerine daha geliştirilmiş ahşap, alüminyum gibi zararsız metaller kullanabilirsiniz. Bu konuda gelişmiş teknolojiler var. Ahşap daha dayanıklı hale getirilebiliyor. Avrupa'da bugün birçok kamu binasında PVC kullanılmıyor. Çünkü yangında dumanından zehirleniyorsunuz. Bunun gibi üretimde tehlikeli atık çıkarmadan yeni teknolojilere geçilebilir.
Temiz üretime geçmek, sanayiciler
için maliyet gerektirmiyor mu?

Altyapı değişikliği için maliyet gerektiriyor ama, insan yaşamı hiçbir şeyle ölçülemez. Tesislerin baştan değişiklik yapmasına da gerek yok. PVC yerine başka bir materyal üretebilir. Sadece kimyasal değiştirip atık çıkarmadan üretim yapılabilir.
Örneğin, bugün Türkiye'de kâğıt sanayiinde beyazlatmak için klor kullanılıyor. Halbuki, bütün dünya bu proses için oksijen kullanmaya geçti. Bu durumda ne doğaya ne de insan sağlığına zarar veriyorsunuz ve aynı sonucu alıyorsunuz.
Eylemin ardından 'temiz üretim' turuna çıktınız. Turun amacı neydi?
Öncelikle, halkın bilgi edinme hakkını talep etmekti. Çünkü birçok bölgede insanların yanı başında sanayi kuruluşu var.
Bu tesislerde ne üretildiğini, hangi zehirli maddelerin kullanıldığını, ne kadar
atık çıktığını, bunların nasıl bertaraf edildiğini, ne yaşayanlar ne de bakanlık biliyor. Bakanlığın böyle bir çevre envanteri yok.
Turda neler yaptınız?
Halkı temiz üretim konusunda bilgilendirdik. Onlara zehirle yaşadıklarını, bunların ne olduğunu, çocuklarının geleceğinin zehirlendiğini ve bunun alternatifinin de sadece temiz üretim olduğunu anlattık.
Size hangi sorunlar aktarıldı?
Herkes, sorunlarına çözüm bulacakları merci arıyor. Türkiye'nin her köşesinde bir Bergama yaşanması gerekiyor. Yasal yollardan başarıya ulaşsalar bile, yine de insanların yaşam hakkı elinden alınıyor.
Özellikle sanayinin yoğun olduğu bölgelerde insanlar çocuklarını doktora götürdüğünde, geldiği bölge soruluyor ve çözümsüz geri gönderiliyor. Çünkü o çevreden ayrılmaları gerekiyor. Oradan ayrılsalar bile kirliliğin neden olduğu hastalıklar çocuklarına da genetik olarak geçecek.