Yeter ki savaş olmasın

Dile kolay. Neredeyse 30 yıldır ülkelerinde yaşanan savaşlardan kaçıyordu Afganistan halkı.
Haber: AHMET ŞIK / Arşivi

İSTANBUL - Dile kolay. Neredeyse 30 yıldır ülkelerinde yaşanan savaşlardan kaçıyordu Afganistan halkı. Ama özellikle Taliban'ın ülke yönetimine hâkim olmasıyla daha da arttı bu kaçış. Şimdi buna bir de Amerikan bombalarının hedefi olmamak için başlayan göç dalgası eklendi. Savaşın acımasızlığında,
dünyanın dört bir yanına kaçmaya çalışan Afganistanlılar için iyi bir yaşam, sadece savaşın olmadığı bir yer demek.
Merkez Zeytinburnu
Türkiye de, Afganistanlı göçünün Avrupa'ya uzanan köprü ülkesi durumunda. Binlerce Afganistanlı Türkiye'de gizlilik koşullarında
yaşıyor ve bir insan kaçakçısı şebekeyle ilişki kurup, savaşın olmadığı yere, Avrupa'ya gitmeye çalışıyor. Bir kısmının niyetiyse Türkiye'de kalmak ve koşullar düzelince geri dönmek.
Afganistanlı göçmenlerin istanbul'daki en büyük toplanma yeri Zeytinburnu. 1982'de de ülkelerindeki iç savaştan kaçan binlerce Afganistanlı, dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren tarafından Antakya, Yozgat, Şanlıurfa'nın Ceylanpınar ilçesi ile
İstanbul'da Zeytinburnu'na yerleştirilmişti. Geçen süre içinde hemen hepsi kaçak binlerce Afganistanlı Zeytinburnu'na geldi. Bu ilçede 5 bin Afganistanlı olduğu tahmin ediliyor.
Eşi ve çocukları orada
Bunlardan biri de 41 yaşındaki Mıhrabiddin
İzzet. Afganistan'da albay rütbesindeki bir askeri doktorken, karısı ve beş çocuğunu geride bırakarak kaçmak zorunda kaldığını söylüyor.
İstanbul'a geleli on gün olmuş henüz. Kâbil'den Pakistan'a, oradan da İran'a geçmiş. Burada ilişki kurduğu insan kaçakçılarına ödediği 1000 doların karşılığı olarak üç haftadan fazla süren bir yolculuktan sonra İstanbul'a gelebildiğini anlatıyor.
'Bildim bileli savaş var'
"Kendimi bildim bileli savaş var ülkemde. Önce özgürlük adına yapıldı. Sonra iç çatışmalar başladı. İktidar Taliban'a geçince onların yarattığı terörün acısını çekmeye başladık. Kadınlara eğitim ve çalışma yasaklandı. Sakalsız erkekler tutuklandı.
Peştun olmayanlar cezaevi ve işkence tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Ülkedeki birçok aydın kaçmak zorunda kaldı. Hakkımda tutuklama kararı çıkarıldı."
'Öldürmek modernizm mi'
İzzet, Sovyetler'e karşı mücadelenin kazanılmasından sonra Afganistan'ın 'uygar' dünya tarafından terk edildiğini düşünüyor. Savaşın insanlığı medeniyetten uzaklaştırdığını ifade eden albay İzzet, şöyle konuşuyor:
"Afganistan'a barış getirecek bir rejim diye adlandırmışlardı Taliban'ı; ama şimdi onunla savaşıyorlar. Savaşın kaybedeni hep sivil insanlardır. Nedeni ne olursa olsun, özgürlük
adına da terörü yok etme adına da savaş insanlığı medeniyetten uzaklaştırır. Şimdi yaşananlara ilkellikle modernizmin savaşı diyorlar. Ama savaşın kendisi ilkel değil mi zaten. İnsan öldürmenin adına hiçbir ideoloji modernizm diyemez."
Kendisinin Avrupa'ya gitmek gibi bir amacı olmadığını belirten İzzet'in tek istediği karnını doyurabileceği bir iş bulabilmek. Sonra da savaşın bitmesini istediği ülkesine, ailesine kavuşmak.
Amele pazarına gidiyorlar
Bu sırada lafa karışan diğer kaçaklar
İzzet'in anlattıklarını tekrarlıyor. Hepsi ceplerindeki son parayı da insan tacirlerine verip hayatta kalabileceklerini düşündükleri
İstanbul'a kadar gelmişler. Bombalardan ya da Taliban'dan kurtulduklarını ama
İstanbul'daki binlerce insan gibi işsizlik ve açlığın pençesine düştüklerini söylüyorlar. Deri atölyelerinde tanesi 2 dolardan mont diktiklerini ama artık sezonun kapandığını anlatan Afganistanlılar bu yüzden Aksaray'a amele pazarına gidiyorlarmış her gün:
"Eğer onca kişinin arasında iş bulursak günlüğü 4-5 milyona hamallık yapıyoruz. Ama çoğu zaman iş çıkmıyor. Kaldığımız evlerdeki bazılarında 10 kişiden falası var, kimin parası varsa o bakıyor arkadaşına. Polis yakalarsa durumumuz daha kötü oluyor. Belki inanmayacaksınız ama kendi vatanımızda olmayı isterdik."
Geri dönme umudu
Son 30 yılını savaş, sürgün, mültecilik, yoksulluk ve ölümle geçirdi Afganistan halkı. Mültecilikle ilk tanıştıkları 1979'lu yıllardan bu yana Afganistanlılar, ülkelerine
tekrar geri dönme umuduyla hiçbir yere ait
olmamaya çalışıyor. Afgan kaçaklar, her ne kadar kurak da olsa arkalarında tüm geçmişlerini bıraktıkları toprakların özlemiyle yaşıyor. Yok olan geçmişleri ve olmayan gelecekleriyle anlattıkları her hikâyede tarif edilen tek şey savaş, özlemi duyulan ise hiçbir zaman yakınlarında olmayan barış.