Yine OHAL falan olduk!

Yine OHAL falan olduk!
Yine OHAL falan olduk!
1 Mayıs'ın son iki yılda yarattığı 'Barış süreci'ni kimlerin bozduğunu sahiden hâlâ bilmeyen var mı?
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

Bu ülkede yaşadığınız ‘an’ın önemi kadar hiçbir şey önemli değil. Çünkü o an yaşadınız gitti! Benzerini bir daha yaşayabileceğinizi size kimse garantileyemez... Mesela bugün , bir yıl önceki, hatta iki yıl önceki 1 Mayıs’ları arayıp durduk. Çünkü sağ olsun devlet bize biçtiği ‘kulluk’ görevinin bir yansıması olarak “Taksim’de kutlamayacaksınız kardeşim, oraya çıkmayın da nereye çıkarsanız çıkın” dedi ve elbette kendisine biad edenler olmayacağını hesaplayarak yolları kesti, toplu ulaşım araçlarını iptal etti, yetmedi iki köprüyü kaldırdı (evet, bunu da yaptı). Biri güzel bir tweet atmış, ‘Esad’ın (ya da Esed) halkına yaptığından ne farkı var’ mealinde.

Gerçekten de alt tarafı iki yıldır adına yakışır bir biçimde ‘Bayram’ tadında kutlanan bir günü, başka illerden polis getirecek kadar paranoyaya bürünerek ‘Gazcı kardeşler’e yakışır (Malum o günlerin valisi artık İçişleri Bakanı) şiddete, tazyikli suya ve biber gazına boğmanın ne anlamı vardı? İşin kötüsü 12 Eylül öncesinde bile böyle uygulamalar yoktu.

Neyse biz kendi hikâyemize dönelim… SİYAD ( Sinema Yazarları Derneği) olarak kortejde her yılki yerimizi alabilecek miydik (yani yürümek mümkün olacak mıydı), bilemiyorduk tabii. Ama kitlesel olmasa da en azından birkaç kişiyle olaya dahil olalım dedik. Şenay’la (Aydemir) sabah 08.30 civarı buluştuk, DİSK Genel Merkezi’nin bulunduğu ana caddenin devamındaki yolun köşesinde bulunan pastanede (sekiz masadan üçü neredeyse polislerle doluydu) küçük bir kahvaltıya koyulduk. Çok geçmeden Erkan (Aktuğ) da geldi. Bir yandan da telefonda Başkan’la irtibat kurmaya çalışıyorduk. Tunca (Arslan), otobüsle Mecidiyeköy’e gelme çabasındaydı.

Sonrasında ana caddeye indik, bütün yasaklamalara karşı hatırı sayılır bir kalabalık vardı. Sonlardan dahil olduğumuz için dikkatimi hemen orada bulunan Oyuncular Sendikası çekti. Mehmet Ali Alabora oradaydı, Genco (Erkal) abi de… Sabahın köründe, "Nerde yürüyeceksiniz?" mesajı atan Muhsin’e (Akgün) telefon ettik. Kortejin başındaydı ve “Birazdan burası savaş alanına dönecek, kendinize dikkat edin” tavsiyesini aldık. Şenay, “Ben şöyle bir dolaşayım” dedi, ben daha yaşlı, daha hantal ve de Emek yürüyüşünde aldığım eski 1 Mayıs’ların tadını hâlâ üzerimden atamamın verdiği ‘temkin ve tedirginlik’le Erkan’ı alıp daha geri saflara doğru yollandım. ‘Kültür sanatın Erkan abisi’ polis sayısını az bulmuştu, bense “Olum, ara sokaklardadırlar” diyordum ve çok geçmeden Şişli Etfal’in arasında kümelenmiş Çevik Kuvvet’i göstererek haklı olduğumu kanıtladım.



Cadde üzerinde bulunan ‘Komşu Fırın’a gidip çay almıştık ki, arbede başladı. Tazyikli su ve biber gazıyla güvenlik kuvvetleri ‘Orantısız güç’ gösterisine çoktan girişmişti bile. Mekânın kepenkleri indiriliyordu. Kaçmaya çalışan bir-iki gösterici, biz dahil dört müşteri ve çalışanlar içeri sığındık. Ama iş bu kadarla bitmiyor tabii, biber gazı şeffaf olmayan kepenklerin arasından sızmaya başladı. Genelde hesabı ödemeyenler mutfağa davet edilir bu kez bütün müşteriler ve çalışanlar, gaz mağduru olarak mutfaktaydık. Erkan’a, “Şimdi koşuşturup duruyordur, aramayalım” dedim ama sağ olsun Şenay daha hızlı davrandı, Erkan’ı aradı: “Bayağı bir gaz yedim, ara sokaklardan eve geldim. Yolda Murat’a (Emir Eren) da rastladım, o da benle.”

Neyse, dışarı çıkmanın mümkünatı yoktu ve gaz sızıntısı bitmek bilmiyordu. ‘Komşu Fırın’cılara, “Halbuki bugün bütün mönüyü limon ve türevleriyle donatmalıydınız” dedim. Tuhaftı, konusu savaş olan ama tek mekânda geçen bir tiyatro oyununun içine düşmüştük adeta. Dışarıdan helikopter dahil sürekli sesler geliyor, biz de ne olup bittiğini tahmin etmeye çalışıyorduk. Müşterilerden biri konuyu Emek yürüyüşü sırasında göstericilere pek de iyi niyetle yaklaşmadığı iddia edilen Mado’ya getirdi ve, “Su bile vermemişler, ama bakın biz burada ne güzel oturuyoruz” dedi. Erkan da twitter üzerinde yapılan yorumları gösteriyor, durum raporları alıyordu. Ben Genco (Erkal) abi için üzülüyordum, çünkü biliyorum çok şey görmüş, yaşamıştı ama üstüne bir de biber gazı yemesine hiç gerek yoktu. Erkan twitter üzerinden aldığı haberlerle bir ara kaybolduğuna dair şeyler yazıldığını söyledi, sonrasında bir daireye sığındığını öğrendik. Devlet Emek yürüyüşünden sonra 1 Mayıs’ta da sanatçısını biber gazından mahrum bırakmamıştı.

Neyse, yaklaşık 45-50 dakika ‘Komşu Fırın’da durduk. Bir yandan da Tunca’ya yerimizi tarif ederken, nereye kadar gelebildiğini soruyorduk. Nihayetinde kepenkler açıldı. Açılış da film karesi gibiydi. Kepenkler yükselirken bir sürü polisin önce botlarını, sonra da kendilerini gördüm. Daha da ilginci sağ taraftan Muhsin, sol taraftan da Tunca geliyordu. Hemen birbirimize sarıldık ve çok geçmeden “SİYAD buradaydı” resimleri çektirdik. ‘Komşu Fırın’ın görevlisiyle de bir kare çektirmeyi ihmal etmedik. Sonrasında Muhsin’i görev alanında bırakıp yan yollardan benim eve ulaşmaya çalıştık. Tam bizim mahalleye gelmiştik ki, eylemci gençlerin sloganlar eşliğinde koşuşturduklarını gördük. Şenay’ın evinin önünden geçerken penceresini tıklattık, benim eve çağırdık. Sonrasında Şenay, Murat’la birlikte geldi, bahçede soluklandık. Biber gazı kokusu bizim bahçeye de sinmişti. Neyse, SİYAD bir grup temsilcisiyle birlikte iyi kötü bir 1 Mayıs deneyimi daha yaşamıştı. Bizim sokaktaki genç devrimcilerin akışı devam ediyordu; Sadık Şendil Caddesi kendi çapında bir Kızıl Meydan’a dönüşmüştü. Ben izinliydim, Şenay’la Erkan çok geçmeden işe yollandılar. Sonrasında mahallemizde oturan sinema yazarı ahalisinden Yusuf Güven, (DİSK’in binasına doğru yürüyüşünü tamamlayamamıştı), eşi Seray’la (Genç) soluğu bizde aldı.

Bir süre sonra grup, ‘Bize yakışan biçimde’ dağılırken, TRT Haber’e takıldım bir süre. Bizim İsmet (Berkan) ve Ufuk Uras ekrandaydı. İkisi de, “Ne gerek vardı bu zıtlaşmaya?”yı sorgularken spiker ısrarla, ‘Marjinal gruplar’ın ‘barış süreci’ni bozmak için her türlü gayret içinde olduğunu söylüyordu. Berkan ve Uras ne derse desin ilgilenmiyor, kendi bildiğini okumaya devam ediyordu. Okusun bakalım, 1 Mayıs’ın son iki yılda yarattığı ‘Barış süreci’ni kimlerin bozduğunu sahiden hâlâ bilmeyen var mı?

Son olarak Allah bütün bu olaylara sebebiyet veren zihniyete ‘Akil’ fikir versin…