YÖK neye karşı çıkıyor?

Sabancı Üniversitesi deneyimi dikkatli bir arayış ve tasarımla yola çıkmış, on yıl özen ve emekle geliştirilmiş, meyvelerini vermeye başlamış, Türkiye'ye özgü yanları ve çok özgün değerleri de bulunan, dünyadaki en iyi eğitim ve araştırma kurumları ile yarışabilen, Türkiye için de umut ve özgüven sunan bir örnek



M. ALİ ALPAR

Sabancı Üniversitesi’nde uygulanan sisteme YÖK den gelen eleştirilerle ve bu sistemi kısıtlayarak giderek ortadan kaldırabilecek önerilerle karşı karşıyayız. Önce Sabancı Üniversitesi’nde Temel Geliştirme Programı adıyla uygulanan sistemi tanıtmak istiyorum. Sonra YÖK’ün bu sisteme karşı girişimi için öne sürülen gerekçelerdeki yanılgı ve tutarsızlıkları gözden geçireceğim.
İki amacımız var: Birincisi, üniversite eğitimi görmüş her kişinin kendi uzmanlık alanı dışındaki disiplinlerde de temel kavram ve yöntemlere aşina olması. İkincisi öğrencilerin farklı alanları ve meslekleri tanıyarak, kendi tercih ve yeteneklerini keşfederek bilinçli bir şekilde okuyacakları programı seçebilmeleri. Sabancı Üniversitesi’ne giren öğrenciler, İngilizceleri yetersizse önce dil eğitiminden geçerler. Ağırlıklı İngilizce eğitiminin yanında Türkçe dersiyle sözlü ve yazılı ifade becerileri geliştirilir.

Aynı sınav sistemi
Üniversite birinci sınıfta tüm öğrencilerimiz ayni dersleri fakülteler arası karışık gruplarla, tüm fakültelerin öğrencileri için ayni sınavlar ve ayni not verme sistemi ile görürler. İngilizce, Amerikan üniversitelerinin birinci sınıflarında okunan Freshman English derslerine benzer içerikli, edebî, edebiyat dışı ve günlük metinler üzerinden bir okuma yazma ve tartışma dersidir. Matematik, başka üniversitelerin mühendislik ve fen programlarında zorunlu olan, türev ve integral hesapları (Calculus) üzerinde yoğunlaşan birinci sınıf matematiğidir. Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi ve Türkçe dersleri bizde paralel verilir. Bu dersler diğer üniversitelerimizden farklı olarak birinci sınıfta alınan derslerdir. Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi dersinde Tanzimat ile başlanarak, siyasi tarih ele alınırken, Türkçe’de Türk Edebiyatı’nın o döneminden seçilen eserler antoloji değil tam metin olarak okunur. İlk dönem Birinci Dünya Savaşı ile biter, ikinci dönemde Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in kuruluşu ile başlayarak 1990lara kadar gelinir. Fen alanında Doğa ve Bilim dersi tamamen üniversitemizde tasarlanmış bir derstir.
İlk dönemde mekanik (Kepler problemi ve denge etrafında harmonik salınımlar), İdeal Gaz Yasası , basit örnekleriyle Maxwell denklemleri- elektromanyetik dalgalar, ve kuantum mekaniğine giriş işlenir. İkinci dönemde maddenin yapısı, kimyasal bağlar, reaksiyon hızları, organik ve inorganik moleküler yapılar, moleküler biyoloji, genetik ve Evrim teorisi işlenir. Toplumsal yapıları tarihÓ sıralamayla ele alan İnsan ve Toplum dersi de üniversitemizde tasarlanmış bir derstir. İlk dönemde ilkel toplumlardan başlayarak tarım toplumları, yerleşim, göçebelik, şehirleşme, imparatorluklar
işlenir. İkinci dönem modern çağın başlangıcından itibaren yeni toplumsal ve siyasal yapıları, yeni fikirleri ele alır.

Toplumsal projeler
Öğrencilerimiz bir dönem zorunlu, çoğu öğrencimiz daha sonra da gönüllü olarak Toplumsal Duyarlık Projeleri içinde çocuklarla, yaşlılarla, engellilerle, çeşitli sivil toplum kuruluşları ile çalışırlar. İkinci sınıfta öğrencilerimiz Büyük Eserler (‘Major Works’) denen sanat ve fikir dersleri havuzundan bir veya iki ders alırlar. Belli bir alanda az sayıda büyük eser etrafında giriş düzeyinde bir değerlendirme ve tartışma sunan bu ders grubumuzda klâsik ve modern zamanda görsel sanatlarla ilgili iki ayrı ders, Osmanlı Sanatı üzerine bir ders, klâsik batı müziği, opera, tiyatro, roman, ayrıca iki farklı edebiyat dersi vardır. Temel Geliştirme Programı üçüncü veya dördüncü sınıfta felsefi temelleri ve pratik yönleri ile etik konularını ele alan Hukuk ve Ahlâk dersiyle tamamlanır.
Bu sistemi kurmak ve geliştirmek kolay olmadı. Öğrencilerin önünde daha önce gördükleri eğitimden farklı, zorunlu ÖSS dönemindeki test hazırlığı yaklaşımından bambaşka, çeşitliliği ve derinliği olan bir akademik program ve bunun getirdiği kitap okumaktan laboratuvar raporu yazmaya kadar pek çok iş ve ödev var. Öğretim üyeleri için farklı noktalardan gelen ve farklı noktalara gidecek karışık bir öğrenci grubuna göre ders tasarlamak ve vermek de zor bir iş. Bunun zorlukları hep devam edecek. Sonunda öğrencilerden ve velilerden gelen değerlendirmeler, mezunların akademik dünyada ve iş hayatında geldikleri yerler bize bu zor işi sürdürme şevki veriyor. Birinci sınıfa gelen öğrencilerimizin çoğu “ben matematik-fen öğrencisiyim, niye bu tarih kitaplarını, romanları okutuyorsunuz” ya da “ben eşit ağırlıkçıyım, bu kadar fen okumam çok zor haksızlık!” derler: Sistemi bilerek geldikleri halde gerçekten ne kadar ciddi olduğunu kabul etmekte zorlanırlar. Başından beri mezun olacak tüm öğrencilerle rektörümüz tek tek görüşür, öğretim üyeleri de bu görüşmelere katılırlar. Mezun olurken öğrencilerimizin hepsi ağız birliği etmişçesine “evet bu sistem başta zor geldi, ama bize çok şey kattı, aman vazgeçmeyin” derler. Önerilerini, eleştirilerini de söylerler, onlar da dikkate alınır.

Mevzuat tartışması
Sabancı Üniversitesi’ndeki sistemin iptalini isteyenler hem üniversitenin mevzuata aykırı davrandığını, hem de yaptığımızın haksızlık olduğunu söylüyorlar. Mevzuat konusu Sabancı Üniversitesi’nin http://www.sabanciuniv.edu/tr/ adresinde yer alan açıklamalarda ayrıntılı olarak ele alınıyor. Özetle,
1. Sabancı Üniversitesinin kuruluşu YÖK onayı ile çıkan 4142 sayılı kanunla gerçekleşmiştir. Bu üniversitede hangi fakültelere hangi puan türüyle öğrenci alınacağı da yine YÖK’ün 10.03.1999 tarihli onayı ile ilk öğrencilerimizi aldığımız 1999 yılından beri uygulanmaktadır.
2. Öğrencilerin program seçmeleri de yine YÖK tarafından onaylanmış olan SÜ Lisans Öğrenim Yönetmeliği’ne göre yapılır. Bu yönetmeliğin ilgili maddesi SÜ içinde fakülteler ve diploma programları arası yatay geçişlerde öğrencilerin en az ikinci sınıfı tamamlamış olmaları ve başarısız derslerinin olmamasını, yatay geçiş yapmak istediği program tarafından belirlenen diğer koşulları (varsa) sağlamasını öngörür.
Bu yönetmelik hangi fakülteler arasında geçişin olup olamayacağı konusunda bir kısıt getirmemektedir.
Demek ki YÖK 1999 yılında bazı fakültelere girişte sayısal bazılarına girişte ise eşit ağırlıklı puanın geçerli olmasını ve bu yönetmeliği onaylarken de ikinci sınıfın sonunda yönetmelikte belirlenen şartları yerine getirerek fakülteler arası geçiş olabileceğini yani eşit ağırlıklı veya sayısal puanlarla giren öğrencilerin iki yıl sonra, üniversite eğitiminde belli koşulları sağladıktan sonra diğer puan türüyle girilen bir fakültedeki programlara geçebilmesini onaylamış bulunmaktadır.
Şimdi söz konusu olan durum Sabancı Üniversitesinin mevzuata uymaması değil, Yüksek Öğretim Kurumu’nun, kendi eski yönetimlerince verilen onayları şimdi sorgulamasıdır. Kurumun eski onaylarını baştan sorgulaması ve geri çekmesi herhalde konuyu ÖSS sınavı öncesinde gündeme getirerek değil, ciddi bir değerlendirmeye ve tartışmaya dayanması gereken bir süreçle, bu konudaki mevzuata uygun
olarak gerçekleşmelidir.
Haksızlık iddiası ise şöyle: “eşit ağırlıklı puanla girip de sonra o en değerli addedilen sayısal puanla girilebilen programlara geçmek bu imkânın olmadığı diğer üniversitelere giden öğrencilere haksızlık oluyor.” Birincisi, öğrencilerimize öteki puan türünden bir program seçme imkânı tanıyabilmemiz için onların da göze alması gereken zor bir çalışma var. Birinci sınıfta tüm öğrenciler için ayni dersler ayni düzeyde zorunlu. Genellikle başlıca zorluk göstergesi ve beceri ve yetenek ölçüsü olarak alındığına göre matematik derslerini örnek alalım. İki sömestr boyunca başka üniversitelerin fen ve mühendislik programlarında okutulan içerik ve düzeyde, diferansiyel ve integral hesap ağırlıklı matematik dersi (Calculus) okunuyor.
Demek ki Sabancı Üniversitesinde YÖK’ün algıladığı “haksız ve kolay (!)” yoldan mühendis olmak için gelen eşit ağırlıkçı öğrenci bu dersin yanında yine türev ve integral kullanılan Doğa ve Bilim I, II derslerini de alıp geçmek zorunda. Ayrı gruplara ayrı ders ve ayrı sınav, farklı not barajı yok. Bu dersleri geçmekte eşit ağırlıklı puanla giren öğrencilerimiz daha fazla zorlanıyorlar, daha çok çalışmaları gerekiyor. Birinci sınıfı geçen ve Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi’ndeki bir programı seçmeyi düşünen öğrenci, ikinci sınıftan itibaren mühendislik, fen ve matematik alanlarından fakülte dersleri alıyor. Sonra da seçtiği dalın derslerinde başarılı olması lazım. Öğrencinin başarılı olarak eğitimini sürdürüp mezun olabilmesi için ortalamasının 4.00 üzerinden 2.00, eğer bursu varsa, 4.00 üzerinden en az 2.50 olması lazım. Burs verilirken girişte ÖSS başarısına, sonradan alınabilen bazı burslarda ise öncelikle üniversitedeki başarıya ve bazı burslar için ayni zamanda ihtiyaca bakılıyor. Eşit ağırlıklı puanla giren ve sonra bir mühendislik/fen programına yönelen öğrencilerimiz arasında da çok sayıda burslu öğrenci var. Kısacası Sabancı Üniversitesine giren öğrenci sonunda girdiği fakültede kalsa da farklı bir programı seçse de zor bir eğitim göreceğini biliyor.

Puan düzeyi
İkincisi, ÖSS sisteminin mantığı gereği, Üniversitelerin giriş puanları öğrencilerin o üniversiteyi tercih etmelerine göre belirleniyor. Sabancı Üniversitesi’ndeki program seçme imkânı, öğrencilerin göze aldıkları zorluklarla beraber yeterince cazip ki oluşan talep Sabancı Üniversitesi’ne giriş taban puanlarının hem eşit ağırlıklı hem de sayısal dalda belli bir düzeyde olmasını sağlıyor. Ayrıca, burslu ve burssuz puanları arasında süreklilik var: Burssuz okuyacak öğrencilerin ortalama giriş puanları burslularınkinden çok aşağıda değil. Sabancı Üniversitesi kâr etmek bir yana her yıl ciddî oranlarda maddî destekle ve üniversitenin yarattığı kaynaklarla bütçesini tamamlıyor. Bu bütçe içinde yüksek bir burslu öğrenci oranımız var. Eğer farklı puan türlerinden gelen öğrencilere ilerde program seçerken sunulan esneklik, bu üniversiteyi tercih eden öğrenciler açısından iyi bir gerekçe ise, bu öğrenciler bu tercihleri için yine ÖSS yarışına giriyorlar. Bu durum üniversitemize girmek isteyip de giremeyenlere haksızlıksa, o zaman şu veya bu sebeple daha iyi olarak algılanan, daha çok tercih edilen, dolayısıyla daha yüksek puanlarla girilebilen tüm üniversiteler, fakülteler, programlar, meslek dalları, buralara girmeyen öğrenciler açısından bir mağduriyet ve haksızlık konusu mudur?
Üçüncüsü, Sabancı Üniversitesi bu sistemle kendi içinde var olan fakülte ve programlarla uygulanabilen bir çözüm üretmiş bulunuyor. Bu çözüm elbette tüm üniversitelere ve mesleklere, meselâ lisans düzeyinde tıp ve hukuk öğrenimine uygun değil, zaten böyle bir iddiamız da yok. Başka üniversitelerde buna benzer sistemler başka şekillerde, kısmî biçimde uygulanabilir. Her üniversite kendi amaçlarına, ihtiyaçlarına, kuvvetli olduğu yönlere ve tercihlerine göre farklı sistemler uygulayabilir. Bunun yerine “tüm üniversitelere aynen uygulanamıyorsa o zaman hiçbir yerde de uygulanmamalı” yaklaşımını eğitim kalitesi, esneklik ve verimlilik açısından anlamak mümkün değil.

‘Değer’ sorunu
Bütün bu tartışmanın arka planında bir de yanlış ve zararlı bir varsayım var: eşit ağırlıklı puanla girilebilen konular daha değersiz sayılıyor. Var olan sosyal algı ve tercihlerle belirlenen ‘değer’ öne çıkıyor. Konunun entellektüel kapsamı ve toplum için önemi, bu konuda iyi yetişmek için gereken yetenekler ve eğitim düzeyi de sanki daha değersiz addediliyor. Onun için eşit ağırlıklı puanlarla mühendislik programlarına geçebilmek bir haksız kolaycılık olarak sunuluyor! Oysa tüm alanlarda iyi iş yapabilmek yetenek, iyi eğitim, çalışma ve elbette diğer alanların da farkında olmayı gerektirir. Onun için Sabancı Üniversitesi’nde, evet, matematik ve fen dallarının çok önemli olduğunu bilerek sosyal bilimlere ve toplumla ilgili mesleklere yönelecek öğrencilerimize sıkı bir matematik ve fen eğitimi veriyoruz, ama ayni zamanda toplumu, dili ve tarihi anlamanın da önemini bildiğimiz için mühendislik okuyacak öğrencilerimize de iyi bir sosyal bilimler temeli sunuyoruz. Modern toplumların ne kadar karmaşık olduğunu, verimli ve işleyen bir demokrasi ve ekonominin önemini takdir edebiliyorsak, o çok yinelenen ‘bilgi çağı, bilgi toplumu’ sözlerinin içeriğini ciddiye alıyorsak, sosyal bilimleri de eşit ve önemli bir bilgi alanı olarak kabul etmek, üniversite eğitiminde sosyal bilimleri ve sanatı da içeren bir temele özel bir değer vermek gerekmez mi?
Sabancı Üniversitesi deneyimi dikkatli bir arayış ve tasarımla yola çıkmış, on yıl özen ve emekle geliştirilmiş, meyvalarını vermeye başlamış, Türkiye’ye özgü yanları ve çok özgün değerleri de bulunan, dünyadaki en iyi eğitim ve araştırma kurumları ile yarışabilen, Türkiye için de umut ve özgüven sunan bir örnek.
Karmaşık modern dünya için nasıl bir eğitim, nasıl bir üniversite mezunu lâzım? Üniversiteler ve eğitim sistemimiz merkezî kontrol, yukardan aşağı düzenleme, tekdüze hepsi birbirine benzer unsurlarla mı daha iyi, daha verimli işleyebilir, yoksa esneklikle, farklı örneklerin gelişmesiyle, bunlardan olumlu bir rekabet çerçevesinde öğrenmekle, çeşitlilikle ve diyalogla mı? Türkiye’nin dünyada yerini alması, kendi potansiyelini değerlendirmesi ve küresel sorunların çözümüne yaratıcı katkılarda bulunması için tek tip standart mı, çeşitlilik mi? Kendi çözümlerimizi, iyi örneklerimizi yapmaya devam edecek miyiz? Daha çok çalışmayla daha çok imkân ve daha çok esnekliğin hakkını vermeye var mıyız? Toplum olarak, kişi ve kurumlar olarak kendimize, yaratıcılığımıza güvenecek miyiz? Peki iyi bir örnek ille her kuruma ayni şekilde uygulanamazsa o zaman hiçbir yerde uygulanmamalı mı? Farklı ve çeşitli fırsatları bunları isteyen ve gerekli çalışmayı göze alanlara sunabilmek mi yoksa herkese ayni fırsatsız düzeyi sunmak mıdır fırsat eşitliği? Hepimiz ayni olalım, hiçbir farklı deneyim olmasın denirse buluşacağımız ortak standart yukarda mı aşağıda mı olur?

M. Ali Alpar: Sabancı Üniversitesi Temel Geliştirme Programı Direktörü; Türkiye Bilimler Akademisi üyesi