Yolları trende kesişti

Haydarpaşa Garı'nda önceki gün saat 18.00'de yüzlerce insan vardı. Her birinin hikâyesi farklıydı, ancak aynı yola gidiyorlardı.

ADAPAZARI - Haydarpaşa Garı'nda önceki gün saat 18.00'de yüzlerce insan vardı. Her birinin hikâyesi farklıydı, ancak aynı yola gidiyorlardı. Hızlandırılmış tren İstanbul-Ankara arasında yolculuk yapanlar için yeni bir hevesti. Otobüsten daha hızlı yolculuk yapmak isteyenler için hayatlarını kolaylaştıracak bir alternatifti. İlk hızlı tren Yakup Kadri Karaosmanoğlu, bunun için eskisinden çok daha fazla yolcu taşıyordu. Önceki gün saat 18.00'de de yüzlerce insan Haydarpaşa Garı'nda kalkış saatini bekleyen treni doldurdu. Kalkıştan bir saat 45 dakika sonra aynı felaketi yaşadılar. Kimi ailesine kavuşamadı, kiminin tatili ölümle bitti, kimi mal aldığı dükkânına hiçbir zaman ulaşamayacaktı, tren görevlilerinin son seferi olacaktı.
Ürdün'den ölüme
Hızlı tren yorgun rayların üzerinde yol alırken bir numaralı vagon tamamıyla doluydu. Vagonun ön sıralarında aralarında yabancı dil konuşan bir aile vardı. Ailenin babası 45 yaşındaki İdris Nasreddin, aslında çok iyi Türkçe biliyordu. Gençken ülkesi Ürdün'den okumak için Eskişehir'deki Anadolu Üniversitesi'ne gelmişti. Kimya bölümünden 1983 yılında mezun olduğunda ülkesine döndü. Evlendi, dört kızı oldu. Türkiye'den ayrılmasından 20 yıl sonra Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Ürdün'ü ziyaret ettiğinde Türk kafilesine tercümanlık yaptı. Türk heyeti döndükten sonra ailesine, "Size okuduğum yerleri göstereceğim" dedi.
Üniversite mezunu bir genç olarak ayrıldığı Türkiye'ye kalabalık bir ailenin babası olarak geldi. Tren Pamukova'ya yaklaşırken eşi Hala Nasreddin küçük kızları Bara'yı kucağında uyutmaya çalışıyordu. Kazadan Bara ve iki kız kardeşi kurtuldu.
Son gününde yakalandı
Bu sırada yanlarından 43 yaşındaki kondüktör Ümit Şengörür geçiyordu. Eşinden ayrılmıştı. Dokuz yaşındaki kızı okuyordu ama 17 yaşındaki oğlu okulu bırakmıştı. Tren lokantalarında 20 yıl boyunca yemekler pişirmişti. Ama lokantalar özelleştirildikten sonra kondüktör yapıldı. Sirkeci-Kapıkule seferlerini yapan trene atandı. Personel yetersizliği nedeniyle sadece üç günlüğüne hızlı trende görevlendirildi. Kaza günü üçüncü günüydü. Emekliliğine üç yıl kalmıştı. Fatih'te bir lokanta açma hayalleri kuruyordu. Sallanan trende zorlukla diğer vagona geçti.
Yüzlerce öğrenci üzgün
O vagonda iki emekli öğretmen yan yana oturuyordu. Eski arkadaştılar. Onlar emeklilik hayallerini gerçeğe dönüştürmenin keyfini yaşıyordu. Felsefe öğretmeni 55 yaşındaki Muhammed Arifoğlu Ankara'nın tanınmış öğretmenlerindendi. Her zaman öğrencileri ve meslektaşları için yeni projeler üreten birisiydi. İki oğlu olan Arifoğlu, bir yıl önce 17 öğretmeni bir araya getirerek ortak bir dershane açılmasına öncülük etti. Bütün öğretmenlerin ortağı olduğu bir dershanenin adını 'Çatı' koymuşlardı. Kısa süre içinde bir şube daha açtılar. Yanında oturan 41 yaşındaki Serpil Aktuzlu da ortaklardan biriydi, onun da branşı felsefeydi.
Resmi nikâh kıyacaklardı
Başka bir vagonda tek başına seyahat eden 42 yaşındaki Fevziye Yarlıgar'ın önündeki siyah torbalar, kadın giysileri ile doluydu. Eskişehir'de Esnaf Sarayı'nda bir butiği vardı. Bir oğlu astsubay olmuş, liseyi okuyan kızı ise Yalova'da ağabeyinin yanında tatil yapıyordu. Eşi onu Eskişehir Garı'nda bekliyordu. Aynı vagonda dört kişilik Aydın ailesi vardı. Ailenin babası 28 yaşındaki Yavuz Aydın'dı. Hollanda'da işçi olarak çalışıyordu. Eşi Şaziye Çelik ile imam nikâhı kıymışlardı. Beş yaşında kızlarına Melik, sekiz yaşındaki oğullarına Mehmet adını vermişlerdi. Türkiye'ye resmi nikâh kıymak için gelmişlerdi. Ankara'dan memleketleri Elazığ'a ne geçmeyi planlıyorlardı. Melik ile Mehmet, oyun oynuyordu. Kazanın ardından Mehmet kimsesiz kaldı. Avusturya vatandaşı Manfred Buchauer ile Türk eşi Gülnihal Günay Buchauer de tatillerini Türkiye'de geçireceklerdi. İlk durakları
İstanbul'dan sonra Ankara'daki arkadaşlarının yanına gidiyorlardı.
Yemek vagonundaki masalardan birinde İsveç'ten memleketi Konya'ya giden 35 yaşındaki Murat Şahin, büyük bir zorlukla yemek yemeye çalışıyordu. Avrupa'da çeşitli ülkelerde çok daha hızlı trenler ile yolculuk yapmıştı. Ama o trenler sallanmıyordu. Oysa bu tren raylardan fırlayacak gibiydi. "Demek ki Türkiye'de böyle" diye düşündü. Oysa çok az ileride her ülkede yaşanmayacak bir felaket onu bekliyordu. Ama o yine şanslı sayılırdı. Kazayı küçük yaralarla atlattı.