Yusuf 'Şoreş' olamadı!

Çağdaş Sinema Oyuncuları Derneği'nin internet sitesine girip, Yusuf Çetin'in üzerini tıkladığınızda karşınıza şu çıkar...
Haber: Celal BAŞLANGIÇ / Arşivi

Çağdaş Sinema Oyuncuları Derneği'nin internet sitesine girip, Yusuf Çetin'in üzerini tıkladığınızda karşınıza şu çıkar: 'Doğum: 1946, Boy: 1.73, Kilo: 85, Göz: Ela, Yabancı Dil: Kürtçe (çok iyi)'.
Oysa Yusuf, Ağrılıdır ve Kürtçe anadilidir. Türkçeyi ancak okulda öğrenebilmiştir. Herhalde 'AB'ye uyum süreci'nden önce hazırlanmış ki bu site, Yusuf'un anadili 'çok iyi bildiği yabancı dil'e dönüşmüş.
Askere gidene kadar doğduğu kent Ağrı'da yaşamış Yusuf. 'Tahsil durumu'nu
"Orta ikiden terk" diye tanımlıyor. İlkokul yıllarında müsamereler, ortaokul yıllarında da Halkevi'nin tiyatro grubunda aldığı küçük roller dışında bu işlerle pek ilgisi olmamış.
Askerden sonra yerleştiği İstanbul'da önce bir tuhafiyeci dükkânı açmış, ardından sinemacılığa 'yapımcı-oyuncu' olarak başlamış.
"Ölmeyen Adam adlı bir film çevirmeye karar verdik. Filmi Nuri Ergün yönetti. Parasını da ben verdim. Filmde Fikret Hakan, Turgut Özatay, Yaşar Güçlü, Hüseyin Peyda da oynuyordu. Dört başrolü olan bir filmdi. Birini de ben oynuyordum. Atlas Sineması'nda gala yaptık. Yeşilçam'ın tüm yönetmen ve yapımcılarını çağırdık. Hatta izleyenler ilk filmimde çok başarılı buldular beni. Sonra film teklifleri gelmeye başladı.
Ancak filmi satamadık. Çünkü sinemadaki tekeli kıramadık. O zamanın parasıyla 50 bin lira harcanmıştı filme. O devirde 50 bin lira, Beşiktaş'ta örneğin iki iyi daire demekti. Sonunda iki yıllık çabamız netice vermeyince filmi 15 bin liraya devrettik."
Mecburi işler
Artık 'prodüktörlük' yapacak parası kalmamıştır Yusuf'un ama, bir kez içine 'sinema kurdu' girmiştir. Bir oyuncudur o. Rolün küçüğüne büyüğüne bakmaz. İlkelerine aykırı olmayan her rolü kabul eder.
Ancak en büyük sıkıntıyı 'seks filmleri furyası'nda yaşar. Başrol teklifi bile gelmiştir ama, seks filmlerinde oynamamaya kararlıdır. Büyük sıkıntı çeker. Bir süre kebapçılık yapar, konfeksiyon atölyesi işletir. Kebapçısı eşin dostun bıraktığı veresiyeden, atölyesi ihracata gelen kotadan batar. Günde üç filmde oynadığı bile olur. Bu yüzden oynadığı film sayısı 700'ü bulmuştur.
Aynı zamanda 'örgütlü bir sinema emekçisi'dir Yusuf. Türkiye Sinema Emekçileri Sendikası'nın kurucusu olduğu için 12 Eylül darbesinden sonra 10 yıl yargılanmış, bu nedenle yurtdışına çıkışına izin verilmemiştir. 12 Eylül'e de kuruluş hazırlıklarını sürdürdüğü Sinema Aktörleri Derneği'nin bildirilerini dağıtmak üzere Yeşilçam Sokağı'na giderken yakalanmıştır.
ÇASOD'da, İHD'de, HADEP'te yöneticilik yapmış, 1999 seçimlerinde HADEP'ten Beyoğlu belediye başkan adayı olmuştur.
X ve W neye göre serbest?
'AB'ye uyum süreci'ne ilişkin yasalar çıktıktan sonra bir uygulama dikkatini çeker Yusuf'un: "OYAK'a bağlı AXA sigorta kuruluşundaki X harfi ve SHOW TV'nin W harfi, yani bu yasaklı harflerin yukarıda ismi geçen kurumlarca, ülkemizde serbestçe kullanıldığı hepimizin malumudur. Ancak, aynı harflerin Kürtçe isimlerde yer alması 'Türk örf ve âdetlerine aykırılık teşkil ettiği' gerekçesiyle yasaklanmış olması çifte standart değil de nedir? Kaldı ki bu harflerin içinde yer almadığı isimlere dahi tepki konularak yasaklıymış gibi gösterilmektedir."
Yargıda samimiyet testi
İnsani ve sanatçı duyarlılığı Yusuf'u bu konuda samimiyet testine yöneltir. Avukatı Gülseren Yoleri aracılığıyla bu yılın şubat ayında Sultanahmet Adliyesi'ne başvurur.
"Davacı TC vatandaşı olmakla beraber Kürt kökenlidir. Anadili Kürtçe olup okul yaşına kadar sadece Kürtçe konuşmuş, ancak okulda Türkçeyle tanışmıştır. Davacı Ağrı'da 20 yıl Kürt gelenek ve kültürüyle yaşamıştır. Kürtçe isim koyma yasağı nedeniyle Kürtçe isimler nüfusa yazdırılamamışsa da yaşadığı bölgede Kürt kökenli her kişinin ikinci ve Kürtçe bir ismi olmuştur."
Avukat Yoleri dava dilekçesinde Türkçe dahi bilmeyen insanların bu dilde isim kullanmak zorunda kaldıklarını, ancak AB'ye uyum yasalarıyla Kürtçe isim koyma yasağının kaldırıldığını anlattıktan sonra, Yusuf'un adını Kürtçe 'devrim' anlamına gelen 'Şoreş' olarak değiştirmek istediğini bildirir. İşin ilginci de 'Şoreş'te, x, w, q gibi Türkçe alfabede olmayan harfler de yoktur.
O gerçekte Yusuf değil Şoreş
Ancak mahkeme görevsizlik kararı vererek dosyayı Beyoğlu Adliyesi'ne gönderir. Yusuf, Beyoğlu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne tanık götürür. Tanık Hamit Alaboğa, "Davacı aile arasında Şoreş olarak biliniyor. O günkü mevzuatlara göre davacı bu ismi alamadığı için Yusuf ismini almıştır" der.
Eşi Yasemin de Yusuf için tanıklık yapar. "Kendisi aile içinde Şoreş ismiyle anılmakta ve çağrılmaktadır. Ancak resmi işlemlerinde ismi Yusuf olarak geçmektedir. Eşim bana Şoreş isminin Kürtçede devrim manasına geldiğini, bunu kullanmak istediğini, bunun için dava açacağını söylüyordu."
Savcının mütalaası şöyledir: "Davacı, nüfusa Yusuf Çetin olarak geçen isminin gerçekte Şoreş olduğunu ve bu adla anıldığını, Kürt kökenli olması sebebiyle zamanında Şoreş ismini yazdıramadığını, ancak hep bu isimle anıldığını, uyum yasalarıyla tanınan imkânları da kullanarak isminin Şoreş olarak düzeltilmesini istemektedir.
Devlet yasaklamamış!
Dilekçede belirtilen gerekçeleri Türk kamuoyuna ve sosyal yapısında görülen genel isim koyma kavramlarının insan hak ve hürriyetlerine aykırı biçimde devlet tarafından yasakla önlenmediği, esasen Kürt ve Türk tabir edilen oluşumların ortak isim kullanma temayülünde olduğu, bu hususta devletin bir müdahalesinin bulunmadığı, dolayısıyla talebin temelindeki sebebin oluşmadığı, yani makul bir sebebin tahakkuk etmediği gözetilerek talebin reddine karar verilmesi talep ve mütalaa olunur."
Yusuf Yargıtay'a itiraz edecek. Olmazsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kadar yolu var. Şimdi soracaksınız "Bu durum AB'ye uydu mu" diye. Ama Türkiye'nin tavrı açık; uysa da AB, uymasa da AB!