Zaman yazarlarının MİT polemiği: Devlete tutuklu kalanlar!

Zaman yazarlarının MİT polemiği: Devlete tutuklu kalanlar!
Zaman yazarlarının MİT polemiği: Devlete tutuklu kalanlar!
MİT Müsteşarı Hakan Fidan hakkında yabancı medyada yayınlanan makalelerle başlayan tartışma Zaman gazetesinin iki yazarı arasında polemik yarattı. Mümtaz'er Türköne'nin, 'Temsil ettiğiniz bir değeriniz yok' satırlarına İhsan Dağı bugün yanıt verdi.

Radikal.com.tr - MİT Müsteşarı Hakan Fidan hakkında New York Times ve Washington Post gazetelerinde yayınlanan makalelerle başlayan tartışma Zaman gazetesinin iki yazarı arasında 'muhatap' ve 'değer' polemiği yarattı. Türköne'nin önceki gün yayınlanan, 'Liberaller MİT'İ sevmez mi?' başlıklı yazısına bugün İhsan Dağı, 'Tamam MİT'i sevmeyen ölsün başlıklı bir yanıt verdi. "Sorumun muhatabı İhsan Dağı" diyerek başladığı yazısında Dağı'ya şöyle seslenmişti:

“Muhafazakâr-İslâmcı çevrelerce bir istihbarat örgütünün bu kadar sorgusuz sualsiz savunulması”nı “ilginç” bulan sevgili dostumuzun ve onun gibi millî sorunlar karşısında tarafsız kalmayı “liberal duruş” zannedenlerin durumu daha tuhaf değil mi? Üstelik Dağı’nın “bir istihbarat örgütü” dediği, Barış Süreci’ni kotaran ve sürdüren siyasî aklın etkili bir şekilde işleyen aparatı; yani başında Hakan Fidan’ın bulunduğu MİT. Ben de dâhil eli kalem tutanların sahip çıkmasının sebebi ise bir başka istihbarat örgütünün, dolayısıyla bir başka devletin kamu diplomasisi operasyonuna maruz kalması.
Mesele aslında “istihbarat örgütü” meselesi değil, doğrudan bizim liberallerimize özgü devlet algısına dair bir çarpıklık. İhsan Dağı, muhafazakârları -iktidara sahip oldukları için- “devlete söz söyletmemek”le itham ederken, aslında hem bizim dışımızda hem de bir düşman olarak kalması gereken bir “canavar”dan söz ediyor. Bizim dışımızda, hep mesafeli durmamız ve şerrinden emin olmamız gereken bir hasım. Kestirmeden liberal olmak için devlet düşmanı olmanız lâzım. Öyle ki, muhafazakârları bile devlete mesafeli tutma ve sınırı geçtikleri zaman ikaz etme hakkınız ve yetkiniz var.

...
Temsil ettiğiniz bir değeriniz, bir tercihiniz, bir idealiniz yok. Sizin istihbarat örgütünüz, yabancı istihbarat örgütleriyle aynı kümeste kapışınca kimden yana olmanız gerekiyor? Acaba hangi tilki haklı? Üstelik liberaller dışında kendisini tavuk yerine koyan yok. Bülent Arınç haklı: Âşık olmak lazım. Seveceğiniz, değer vereceğiniz, emek harcayacağınız bir varlığınız olmalı. Aşk iki insanın birbirine değil, aynı şeye bakmasıdır. 

Dağı'nın bugün yayınlanan, "Tamam, MİT'i sevmeyen ölsün!" başlıklı yazısı ise şöyle:


‘Muhatabım İhsan Dağı' demiş, sevgili Mümtaz'er Türköne önceki günkü yazısında. Emin değilim bundan ama tamam, olsun.

Öncelikle, Türköne'nin eleştirdiği yazımın esasını, ana fikrini MİT tartışması oluşturmuyor; daha genel bir ‘muhafazakârlar-devlet ilişkisi' eleştirisi yapıyorum.

Dediğim de özetle şu: Özünde ‘sivil bir çevre' hareketi olan muhafazakârların kendilerini devletle özdeşleştirmeleri onların ‘sivilliğini', devletin de ‘demokratikleşmesini' zora sokar. Devletle muhafazakârların aralarında ‘mesafe' ve ‘eleştirellik'in kalmaması, son dönemde değişimin ana dinamiklerinden biri olan muhafazakârları hızla devletçi ve statükocu bir konuma doğru sürüklüyor, onları toplumsal dinamikleri temsil eden sivil yapısından uzaklaştırıyor.

Bu analizin üzerine ‘devlet düşmanlığı' iması ve ‘MİT'ten mi, yabancı istihbarat örgütlerinden mi yanasın?' sorgusu hiç de özleyerek hatırlamadığımız dönemlerin dilini ve üslubunu hatırlatıyor.

‘Devlet düşmanı' olmadığımızın ölçütü ‘MİT'i sevmekse, sadece liberallerin değil, pek çok kişinin işi zor. Kafasına dayanan istihbarat silahıyla bile MİT'e ilan-ı aşk etmeyeceklere ne yapacaksınız?

Akla gelen en büyük suç ‘devlet düşmanı' demek. Ama buna çok alıştık; üstelik sadece liberallere değil, İslamcılara da, dindarlara da, Kürtlere de devlet düşmanı denildi bu ülkede.

En kötücül düşmanlık türünün ‘devlet' düşmanlığı olduğu, ‘devletle mesafeyi muhafaza etmek gerek' diyenlerin ‘devlet düşmanı' olarak nitelendiği bir ülkede ‘devlet meselesi'nin ne derece kavurucu, yakıcı, tüketici bir hal aldığı ortadadır.

Türköne ile ‘millî duruş' yarıştıracak değilim. Millî duruş beklentisinin siyasal ve toplumsal ‘işlevi'ni en az benim kadar biliyordur. Kürt sorununda millî duruş, Kıbrıs'ta, Ermeni meselesinde millî duruş, anarşiye, İslamcılara karşı millî duruş, AK Parti 'ye karşı millî duruş, AK Parti için millî duruş... Bu halktan ‘millî duruş' istenmeyen bir ‘millî sorun' kaldı mı Allah aşkına?

Devletin, otoritenin, hem de ‘gizli' bir otoritenin ‘yüceltilmesi' demokrasi için pek hayırhah bir netice vermez. Demokrasi devleti sorgulayabilenlerin, hesaba çekebilenlerin, eleştirebilenlerin elde edebilecekleri bir rejimin adıdır. Devleti dokunulmaz sananlar demokrasi inşa edemezler.

Barış sürecini yürüten ‘siyasî akıl'la da, onun ‘aparatı'yla da sorunum olmaz. Bu önemli işe girişmeleri onları hem bu konuda hem de diğer konularda eleştirilemez de yapmaz.

‘Muhafazakârları ikaz etme hakkı ve yetkisi' var sanıyor demiş üstad. Kimseye parmak salladığım yok. Kendisi ne yapıyorsa bu köşede ben de aynısını yapıyorum. Muhafazakârların ‘demokratikleştirici' bir güç olarak kalmasının şartlarını ‘tartışıyorum'.

Derdimiz demokrasi ise demokrasi devletle kendini özdeşleştirenler ülkesinde kurulamaz. Devlet ‘bizim' ise ‘sorgusuz sualsiz' savunmanın da devlet dâhil kimseye faydası olmaz.

Kamusal otoriteyi kullananların meşruiyetlerini ‘siz'den almasıyla ‘siz'in devlet olmanız çok farklıdır. ‘Devlet biziz' deyip özdeşlik kurduğunuzda ‘siz' kalmazsınız zaten; ‘siz' devletin olursunuz.

‘Devlet var olabilmek, varlığını sürdürebilmek ve çıkarlarını koruyabilmek için demokratik olmak zorunda' demiş Türköne. Hayır, ‘zorunda' değil. Demokratik olmadan var olan, varlığını sürdüren, çıkarlarını koruyan o kadar çok devlet var(dı) ki… Toplumun, toplum içindeki grupların (bunların içinde elbette muhafazakârların da) aldıkları tutum devleti demokratik olmaya ‘zorlar'. Türköne'nin cevap yazdığı yazımın bağlamı bu; kendilerini devletle özdeşleştiren muhafazakârlar böyle bir demokratik yapıyı inşa etme işlevlerini yerine getiremezler.

Bırakın bizimki gibi topallayan bir demokrasiyi, demokrasinin beşiği ülkelerde bile iktidar kendini devletle özdeşleştirmeyenler tarafından ‘gözetlenir', ‘denetlenir', ‘eleştirilir'.

Son husus; kime sesleniyor Türköne ‘bir değeriniz, bir tercihiniz, bir idealiniz yok' derken, bilmiyorum. Çünkü benim var; dün de vardı, bugün de var. Onlar için yaşıyor ve yazıyorum. Ancak, ‘devletten üstün' değerlerin olduğunu devlete tutuklu kalanların anlamalarını da beklemiyorum.


Türköne'nin "Liberaller MİT'İ sevmez mi?" yazısının tamamı...