Zerdüştiler ateşe tapmaz!

Fotoğrafçı Sami Solmaz, Zerdüştilerin peşine düştü, ortaya bir belgesel, bir kitap ve bir de fotoğraf sergisi çıktı.
Haber: Celal BAŞLANGIÇ / Arşivi

Bir yıl evine kapanmıştı. Yalnızca kitap okuyordu. En çok Ortadoğu'nun eski dinleri ilgisini çekmişti. Ama birine fazla takılıp kaldı: Zerdüşt dini. Okuduğu bir kitap büsbütün artırdı ilgisini.
18. yüzyılda yaşamış Fransız araştırmacı Kont de François Volney, 'Les Ruines' adlı kitabında bir konuşmayı anlatır. Volney, bütün din adamlarını bir araya getirip tartışırken Zerdüşti bir din adamı konuşmasına, "Ey Yahudilerle onların çocukları olan Hıristiyanlar, Musa'nın sandığınız kitap, Musa'dan altı yüzyıl sonra yazılmıştır. O kitapta Musa'ya yakıştırılan düşüncelerin hiçbirini Musa bilmezdi" diye başlar.
Yolunu şaşıran çocuklar
Din adamının iddiası tüm tektanrılı dinlerin kaynağında Zerdüşt dininin olduğudur. Bu yüzden Zerdüşti din adamı sözlerini, "Siz gücünüzü yeniden yüceltecek bir kral bekliyordunuz, biz ise onarıcı ve kurtarıcı bir evrensel iyilik tanrısının geleceğini müjdeliyorduk. İşte Hıristiyanlığı bu iki düşüncenin birleşmesinden yarattınız. Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar; iddialarınızın anlamı ne olursa olsun, sizler kendi manevi varlık âleminiz içinde, Zerdüşt'ün yolunu şaşırmış çocuklarından başka bir şey değilsiniz" diye bitirir.
Ortadoğu'ya gitmek, Zerdüştileri yakından tanımak, fotoğraflarını, filmlerini çekmek için dayanılmaz bir istek duyuyordu.
Sami Solmaz, Diyarbakır Silvan'da doğmuş. Aile 12 Mart sonrası zorunlu olarak İstanbul'a göçmüş. 1979'da Haydarpaşa Lisesi'nde öğrenciyken tanışmış cezaeviyle. Suçu duvarlara slogan yazmak. 12 Eylül sonrası geçirdiği mapusluk dönemi de sayılırsa toplam 3.5 yıl yatmış cezaevinde.
Ver elini Ortadoğu
"Çıkınca, fotoğraf malzemeleri ithalatı yapan bir şirkette çalıştım. Bir fotoğraf makinesi aldım. Yıl 1984. Firmanın müşterisi ve reklam fotoğrafçılarından Oral Orhon' dan ilk derslerimi aldım. Sonra tatil için bir hafta izin istedim, sekiz ay sonra döndüm. Fotoğraf yaşam biçimim olmuştu artık."
Foto muhabirliği ve reklam fotoğrafçılığından sonra 1993'te kapandığı evinden, bir yıl sonra Zerdüştilere doğru yola çıkar Sami. Karayoluyla yapılan İran yolculuğunda 'düşlerine ortak ettiği' kız ve erkek kardeşleriyle eniştesi de vardır. Ancak Zerdüştilerle nasıl ilişki kuracağını bilmiyordur.
"İlk durağımız Kerec'ti. Burada yaşayan ve 1975'te Saddam'ın Kuzey Irak'tan sürdüğü Mele Hüseyin Marunisi'yle röportaj yaptım. Yanımızda Tahran Üniversitesi' nde tarih doktorası yapan oğlu da vardı.
İran'da ne aradığımı sordu. Ben de Zerdüştilerle ilgilendiğimi ve onlara nasıl ulaşacağımı bilmediğimi söyledim. Hocasını aradı. Randevu aldı. Ertesi gün Dr. Feridun Cuneydi'nin araştırma merkezindeydik."
Sami'yi, 1.85 boyunda, top sakallı, fularlı, gümüş bastonlu, 75 yaşında bir öğretim üyesi karşılar. Bir saat sorguya çeker ve sonunda nerelere gitmek istediğini sorar. Sami "Yezd ve Şiraz kentleri" der.
"O kentlerdeki Zerdüşti din adamlarını arayıp bizim gideceğimizi söyledi ve böylece bütün Zerdüştilerin kapısı bize açıldı. Dr. Cüneydi, 25 yıldır Zerdüştilik ve İran tarihiyle ilgili çalışma yapan akademisyendi ve bütün Zerdüştilerin üstadıydı. Daha sonra da benim manevi babam oldu."
2 bin yıl önce çok yaygındı
Sami'nin yıllar sürecek çalışması başlamıştır. Altı yıl içinde defalarca İran'a gider ve toplam bir yıl kalır Zerdüştilerle. Yezd ve Şiraz'daki Zerdüştiler genelde memur ve esnaf olan çok mütevazı insanlardır. Arapların 'Mecusi' dedikleri Zerdüştlerin peygamberi Zerdüşt, İran'ın batısında yaşayan Medlerin bir boyu olan Magilerden gelmekteydi. M.Ö. 683'te doğmuştu. 2 bin yıl önce Pers İmparatorluğu döneminde baskın bir dünya dini olmuştu Zerdüştilik.
Bu dine inananların büyük bölümü İran ve Hindistan'da yaşıyordu. Bugünkü sayıları 200 bine yakındı. Kutsal kitaplarının adı Avesta'ydı. Zerdüşt, tüm insanlığa yönelik bir mesajın tanrı tarafından kendine emanet edildiğine inanmış ve bu mesajı sıradan insanlara basit sözcüklerle tekrar tekrar telkin etmek yöntemini seçmişti.
Ateş iyilik ve aydınlığın simgesi
Bütün bunları Sami'nin hazırladığı belgeselden, yeni çıkan kitabından ve İstiklal Caddesi'ndeki Fotoğrafevi'nde açtığı sergisinden öğreniyoruz. Öğrendiğimiz başka bir şey daha var. Bilinenin aksine Zerdüştiler ateşe tapmıyor. Dua sık sık ateş önünde yapılıyor ve tanrıya adanan ateşlerin büyük tapınaklarda sürekli yanması sağlanıyor, ama Zerdüşt dininde bazı şeyler kutsal sayılsa da onlara tapınılmıyor. Bunların başında da ateş geliyor. Ateş, Zerdüştiler için iyilik ve aydınlığın simgesi. Bu nedenle kutsal. Ama asla ona tapmıyorlar.
İşte bu yüzden de Sami gerek kitabının, gerek fotoğraf sergisinin, gerekse de belgeselinin adını 'Ateşe Tapmayanlar' koyuyor.
Belki de ateşin kutsallığı Zerdüşt'ün doğumundan sonra olanlara ilişkin bir efsaneden geliyor. Zerdüşt doğduğunda, Durasan adlı büyücübaşı doğan bir çocuğun ileride büyüyü yok edeceğini, bütün büyücüleri kovacağını sezer. Bunun için de Zerdüşt iki yaşındayken, üç büyücüyü onu Ateş Tapınağı'na getirmeleri için görevlendirir. Büyük bir ateş yakarlar. Bebeği ateşin ortasına atıp giderler. Zerdüşt'ün annesi evde bebeğini göremeyince dua etmek için Ateş Tapınağı'na gider. Orada Zerdüşt'ün ateşin içinde alevlerle oynadığını görür.
Araştırılırsa gerçek görülür
Sami, araştırmacı Volney'in kitabındaki Zerdüşti din adamının Yahudileri, Hıristiyanları ve Müslümanları 'Zerdüşt'ün yolunu şaşırmış çocukları' diye tanımlamasını anımsatarak, "Zerdüşt dini, iyi ve sağlıklı incelendiğinde öyle olduğu görülecektir.
Zerdüşt dini, diğer dinler tarafından batıl ve çoktanrılı bir din olarak görülmüştür. Bazılarınca din olarak bile kabul edilmez. Günümüzde bile, Zerdüşt dininin monalist mi yoksa dualist mi olduğu tartışmaları hâlâ sürmekte. Bu, Zerdüşt diniyle ilgili çok fazla şeyin bilinmemesinden kaynaklanıyor" diyor.
Sami'nin bu çalışması da gösteriyor ki, dünya yalnızca insanın kendi bildiklerinden ve tanıdıklarından ibaret değil. Bu yüzden daha çok soru sormak, bildiklerini daha çok sorgulamak, daha çok bilmek, daha çok görmek, kendi dışımızdaki seslere de mutlaka kulak vermek gerekiyor. Zaten Allah insana başka neden akıl verdi ki!