30 Ağustos'u anlayış farkı

Sanırım, 2002 yılının 30 Ağustos Zafer Bayramı, her yıl olduğu gibi geleneksel askeri törenlerinden çok, Sezen Aksu'nun Efes Antik Tiyatro'da verdiği konseriyle hatırlanacak gibi gözüküyor.

Sanırım, 2002 yılının 30 Ağustos Zafer Bayramı, her yıl olduğu gibi geleneksel askeri törenlerinden çok, Sezen Aksu'nun Efes Antik Tiyatro'da verdiği konseriyle hatırlanacak gibi gözüküyor.
Sezen Aksu, konserinde bu topraklarda konuşulan diğer dillerde şarkı söylemiş, Kürtçe dahil.
Ege ordu komutanı orgeneral Hurşit Tolon ise konserin 30 Ağustos'ta yapılmış olması nedeniyle rahatsızlığını dile getirdi.
Sezen Aksu'yu, babasından izinsiz komşunun nişanına gitti diye zılgıt yiyen kızlara benzettim.
Dikkat ettiniz mi bilmem.
30 Ağustos'un ertesi gününün gazetelerinde, 'Gururla kutladık' benzeri başlıklar dışında, bayramın mana ve önemi ile ilgili hiçbir bilgi yoktu.
Sonra birkaç kişiye "30 Ağustos ne bayramı?" diye sordum.
İlginçtir, "Şeyyy!" diye başlanıp, 'Taarruz filan vardı ya... Atatürk, Kocatepe'ye çıkarken... Askeri şûranın toplanma şeysi değil miydi..' gibi cevaplar aldım.
Bu küçük soruyu kendinize ve yakın çevrenize siz de sorun.
30 Ağustos Zafer Bayramı algılaması konusunda, Sezen Aksu ile Tolon paşa arasındaki izan farkı daha iyi anlaşılacaktır.



İnsan ne zaman tutuklanır?
Antalyalı magandaların, Tunca Toskay'ın kızına yaptığı tacizleri gazetelerden öğrendik.
Lüks bir arabanın direksiyonunda oturmakla kendine yarı tanrısal bir güç vehmeden, ruhsal problemli gençlerin yanına birkaç arkadaşını aldığında, nasıl 'zombi'ye dönüştüğünü hepimiz biliriz.
Ancak, Antalyalı magandaların, 'taciz' şeklinde değerlendirilen fiillerinin mahkeme tarafından 'tutuklama' nedeni olarak görülmesini anlamak oldukça güç.
Haberi okuduktan sonra, tutuklama koşullarını düzenleyen CMUK 104'üncü maddesini tekrar inceledim. Bu tutuklamanın, söz konusu maddeyi aştığı şeklindeki şüphelerimin yersiz olmadığını gördüm.
Tabii ki mahkeme en iyisini bilir, eleştirmek haddimize düşmez.
Gazetedeki haberde, otomobilinde sözlü ve davranışla tacizde bulunulan Çiğdem Toskay Evrim'in derhal babası Tunca Toskay'ı aradığı da yer alıyordu.
O telefondan sonra neler olduğunu tahmin etmek çok zor değil.
Ancak son tahlilde, yasada tarif edilen koşullara uymayan her tutuklama kararı, kamuoyunda yargısal bir hazımsızlık yaratır.
Üst mahkemeye yapılan itiraz ile tutuklama kararının kaldırılmış olması
bu yarayı tedavi etmeye yetmez.
Milliyet gazetesindeki, sanıkların 'Bakan Toskay'ın da devreye girmesi üzerine gece yarısı evinden çağrılan hâkim tarafından tutuklanarak
Alanya Cezaevi'ne gönderildiği' şeklindeki bilgi ise, rahatsızlıktan öte dehşet verici.
Doğru mu acaba bu bilgi?
Yani bir hâkim, üstelik gece yarısı, bir telefon üzerine, adliyeye
Batsın bu dünya!


Kefil olma zulmü sona erdi
Türkiye'deki çeşitli insanlık halleri içinde bir de 'kefil olma' gibi bir durum vardır ki, trajik hikâyelere dönüşür.
Bizde kefilliği formalite düzeyinde görme geleneği yaygındır. Güvence olarak verilen imza ile nasıl bir sorumluluk altına girildiğinin pek farkında olunmaz.
Kefil olmanın en basit anlatımla 'Borçlu ödemezse ben öderim' demek olduğu, zaman içinde unutulur gider.
Toplumsal düzeyde yaygın olan bu 'kefalet bilinci' eksikliği, mevzuatın yanlış uygulanması ile daha da karmaşıklaşır.
Arkadaşınızın ev almak için bankadan aldığı 10 milyarlık krediye kefil olduğunuzda, borç ödenmediği zaman temerrüt faizleriyle birlikte 40 milyarlık bir bedeli ödemek zorunda kalabilirdiniz.
Sizin, 'Ben arkadaşımın 10 milyar liralık borcuna kefil oldum, geri kalan kısmına karışmam' şeklindeki itirazlarınız dikkate alınmazdı.
Yargıtay nihayet bu feryatları haklı bularak, kefaletin geçerli olabilmesi için yazılı olması ve belli bir miktarı içermesi gerektiğine karar verdi.
Yani, bir arkadaşınızın bir senelik kira kontratına kefil olsanız, sadece o sene içinde ödenmeyen kira bedelleri için sorumlu olacaksınız demektir. Arkadaşınızın elektrik borcunu, apartman aidatını ödememesi, evin kapı penceresini kırmış olması kefilliğinizin dışındadır.
Yeri geldi söyleyeyim. Arkadaşınız kiraladığı evde bir yıldan fazla oturduğunda ve kira kontratının yenilenmesi halinde, kefilliğinizin bitmiş olacağını da hatırlatalım. Sorumluluğunuzun devam etmesi için kontratın yenilenmesinde sizin de onayınızın alınması gerekiyor. Bilginize.


Şarkı da söylememek lazım
Levent Kırca ve Oya Başar, çevirdikleri 'Son' adlı filmde 'Oynatmaya Az Kaldı' adlı parçayı izinsiz kullandıkları için, şarkının sahibi Müzikotek Organizasyon tarafından savcılığa şikâyet edilmiş.
İlgili firmanın Kırca-Başar için maddi ve manevi tazminat dava açması mümkün. Ancak, insanlarını cezaevine göndermek için bahane arayan sistem, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na da özel bir madde koymuş. Bir eseri izinsiz kullananlar için, üç aydan bir yıla kadar hapis ve 300 milyondan 600 milyona kadar para cezası öngörmüş. Hapis cezası yanında verilen para cezası, eserin sahibine değil, Hazine'ye gidecek, bilesiniz.
Eminim ki Levent Kırca-Oya Başar çifti, bugünlerde şöyle şeyler düşünüyorlardır.
"Biz birinin şarkısını izinsiz olarak filmimizde kullanmışsak, devlete ne oluyor? Böyle bir davranışımız neden suç?
Neden cezaevine gönderiliyoruz? Ortada bir zarar varsa, neden ödeyip akşam evimize gitmiyoruz? Bir başkasının şarkısını izinsiz kullandık diye, devlet niye bunu fırsat bilip nemalanmaya çalışıyor? Devlete yakışır mı bu, ayıp değil mi?"