Güzel günler göreceğiz çocuklar!

Hani, zorlu bir tırmanışla çıktığın tepenin ardında gördüğün o yemyeşil koca düzlük... Ve gerinerek ciğerlerine çektiğin o derin nefes...

Hani, zorlu bir tırmanışla çıktığın tepenin ardında gördüğün o yemyeşil koca düzlük... Ve gerinerek ciğerlerine çektiğin o derin nefes...
Uzun zamandır ayrı kaldığın şehrine dönerken, uzaktan ışıklarını gördüğünde içine dolan o ince sevinç... Ve yatağına bir an önce uzanmak için gösterdiğin acelecilik karşısında duyduğun şaşkınlık...
Yağmurlu bir günde pencereden sokağa bakarken, camdan süzülen damlaların bıraktığı izlere dalarak, yavru kedinin öldüğü gün döktüğün gözyaşlarıyla ıslanmış çocukluk anılarını hatırlamak...

Müjde çocuklar!
Çocuklar, siz benim yukarıdaki duygusal bandırmalarla dolu anlamsız sözlerimle kafanızı karıştırmayın!
Ama bebeğinizle, kamyonunuzla oynamaya birazcık ara verin, o minik ellerinizle harfleri yazmaya çalıştığınız defterinizin üzerinden başınızı kaldırıp azıcık beni dinleyin...

Çünkü size bir müjdem var!
Takviyeli dört ileri, bir geri vitesili damperli bir kamyon olan Türkiye, 4 Ekim 2005 günü önemli bir virajı dönmeye başladı.
Çok uzun yoldan gelen, kaportası çamurlu, lastikleri aşınmış kamyonumuz, bundan böyle yokuş aşağı olmasa bile, yolculuğuna düz ve asfalt bir yoldan devam edecek. Hep beraber alkışlayalım!
Kamyonumuzu ilk çeşmenin başında güzelce yıkayacağız. Kaportanın ortaya çıkan solgun kırmızısını suluboyalarımızla yeniden boyayacağız.
Bir güneş çizelim çocuklar, önünden bir derenin aktığı çınar ağacını da unutmayalım. Kamyonu ağacın altına çekip, el ele verip, şarkılar söyleyerek etrafında dönelim.
Coşkusu olmayan, bir sevinci paylaşmasını bile bilmeyen kötü çocuklar, tırnaklarını kemirerek, varsın şölenimize uzaktan baksınlar... Biz hep birlikte 'Orda bir köy var uzakta, o köy bizim köyümüzdür' şarkısını söyleyelim.

Vasıflı yurttaşlar
Güneş ufuktan doğduğunda tekrar yola çıkacağız çocuklar, önümüzde daha 35 durak var.
Güzel günler göreceğiz çocuklar!
Köylülüğü tavsiye edip, yanakları güneşten çatlamış davar güden çocuklardan vasıflı elemanlar yetiştireceğiz.
Cumhuriyet olgusunu, demokrasi gerçeğini söylem olmaktan çıkarıp, varlığı günlük yaşamın içinde hissedilen bir gerçeğe dönüştüreceğiz.
İnsan haklarını da öyle, hukukun egemen kılınmasını da...
Herkes hakkın ne olduğunu bilecek, nerede başlayıp, nerede bittiğini de...
Yeni yasalar yapacağız, bir sürü düzenlemeler... Sonra hepsini rengârenk boyayıp, çiçeklerle süsleyeceğiz.
'Kaleden kaleye şahin uçurdum' türküsünde olduğu gibi, mahkemeler elektronik posta aracılığı ile haberleşecek.
Pencereleri sürekli dünyaya açık hâkimlerimiz, savcılarımız olacak... Kendilerini yargının temel taşı görüp, avukatları 'dış kapının zırzağı' olarak algılamayacaklar.

Gül bahçesi!
Ama ilk durağımız, eğitim, sonra kültür, daha sonra da bilim... Hamaset değil, dünyaya mal olmuş evrensel bilgiler öğreneceğiz okullarda.
Sadece ilköğretimi bitirebilenler bile, ortalama bir kültür birikimine sahip olacaklar.
Ve bilim, üniversite mezunu diploması veren fabrikalar değil, hür düşünce filizlerinin yeşerdiği bir gül bahçesi olacak.
Güzel günler göreceğiz çocuklar!
Ama bu söylediklerim aramızda kalsın çocuklar, bana söz verin. Büyükler çok gerçekçidir, cepleri çeşitli komplolarla doludur.
İnanmayacaksınız ama aynı zamanda çok korkaktır o büyükler. Sürekli korkar ve o korkudan beslenirler.
En kötüsü de ne biliyor musunuz çocuklar, büyüdükçe hayal kurma becerilerini yitirirler.
En cesur, en güçlü olan sizlersiniz, beni de aranıza alın çocuklar.