Hıncal Uluç'a mahkeme azarlaması

Hıncal Uluç ne zaman hukuk alanına giren kelam edecek olsa, tarlada yürüme hoyratlığı içinde oluyor. O bunu hep yapıyor.</br>Geçtiğimiz salı günü NTV'deki '90 Dakika' programında tam 10 kez 'Hayvan!' kelimesini kullandı.

Hıncal Uluç ne zaman hukuk alanına giren kelam edecek olsa, tarlada yürüme hoyratlığı içinde oluyor. O bunu hep yapıyor.
Geçtiğimiz salı günü NTV'deki '90 Dakika' programında tam 10 kez 'Hayvan!' kelimesini kullandı. Hem de, yaptığı vurgunun yeteri kadar etki yaratamayacağı düşüncesiyle, bazen üç kez üst üste, 'Hayvan, hayvan, hayvan!' diyerek...
Kimin için yapıyor bu benzetmeyi biliyor musunuz? Kar yağmaya başladığında, çevre yolu üzerindeki servis şeridini gelişi güzel kullanan otomobillerin şoförleri için.
Bununla da kalmadı, statların basın tribününde gelişigüzel oturan gazeteciler için de 'koyun' diyebildi. Birileri için de 'dangalak' demekten geri kalmadı.
Hıncal Uluç, köyün ağasının tek erkek çocuğu gibi, aklına estiğini, istediği şekilde söyleyebilme özgürlüğüne (!) sahip bir ayrıcalığı olduğunu düşünüyor olmalı.
Bu nedenle olsa gerek, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Basın Konseyi, Türkiye Spor Yazarları Cemiyeti, kendisine hiçbir uyarıda bulunamıyor.
İfadesi özürlü
Nasıl bulunsunlar ki, kendisiyle ilgili en ufak bir eleştiriyi 'Fransız İhtilali'nden bu yana uygar yaşamın olmazsa olmaz şartı ifade özgürlüğüne ısrarlı ve kararlı bir şekilde darbe indirmek isteyenler' şeklinde suçlayarak, adeta kendini yerden yere atıyor.
Geçen hafta, sözünü ettiğim NTV'deki program başlamadan önce, daha Milli Takım Teknik Direktörü Ersun Yanal'ın tekzibi yayımlandı ki, ben Hıncal Uluç adına utandım.
Program başladığında, Uluç bu tekziple ilgili olarak tek bir kelime söylemeyince, pişmanlık duyduğunu düşündüm.
Nerdeee? Cuma günü Sabah gazetesindeki yazısında, "TV'lere baskı yapılıyor ki, Uluç'u konuşturmasınlar" diye, feryat figan ediyordu.
Yazısında, NTV'deki program öncesi yayımlanan tekzibe ilişkin olarak RTÜK'e gönderme yapıp, "Dünyanın üzerinde hangi kurul, yayını suç oluşturan sözlerin yeniden yayımlanmasını ister" diye suçlamada bulunuyordu.
Hakaret mahareti
Bununla da kalmıyor, "Türk Anayasası, 'cezalar şahsidir' derken, Hıncal'ın söyledikleri yüzünden Kenan Onuk'a nasıl ceza verilir, NTV nasıl tehdit edilir?" diyordu.
Önceki programda suç olarak nitelenen sözlerinin, izleyen programda 'tekzip' olarak tekrarlanmasını çelişki olarak gösteren Uluç, nasıl oluyorsa, tekzip metnini gazetedeki köşesinde harfine dokunmadan yayımlamakta hiçbir sakınca görmüyordu.
Gerçekten de, marangoz keserinin oluşturduğu yongalar gibi, Hıncal Uluç'un mantalitesi de 'Rabbena, hep bana' düzeneğinde işliyordu.
Tekzip metninde, Hıncal Uluç'un, Hakan Şükür'ün Milli Takım'da yer almamasını 'Teknik tercih' olarak açıklayan Ersun Yanal için sarfettiği "Türk kamuoyuna yalan söylüyor", "Yunanistan maçından başlayarak komplolar, yalanlar, düzenler, dolanlar içindedir", "Aptalca gerekçelere benim inanmamı bekleme hakkı yok", "Erkekçe çıksın, gerçek sebebini söyleyebiliyorsa söylesin, maçası sıkıyorsa diyorum" şeklinde sözleri, kişilerin manevi şahsiyetlerine eleştiri sınırları ötesinde saldırıda bulunduğu gerekçesiyle, bir daha tekrarlanmaması, aksi halde programın bir ile 12 kez arasında durdurulacağı, uyarısı yer alıyordu.
Hıncal Uluç'a göre, sarf ettiği sözlerde hiçbir sakınca yoktu, tüm kabahat onu susturmak isteyen RTÜK'ündü...
Okuma cezası
Kendi kendime, 'Ne olacak bu Hıncal Uluç'un sonu' diye düşünürken, önceki gün gazetelerde yer alan bir haber, Hızır gibi imdadıma yetişti.
Haber, Sakarya'nın Kocaali ilçesi, Gümüşoluk Köyü'nün tarım kooperatif başkanı ve yönetim kurulu üyeleri hakkında verilen, örneğine rastlanmayan bir mahkeme kararıyla ilgiliydi.
Mahkeme, genel kurullarını zamanında yapmayan yöneticiler için 30 gün 'kitap okuma cezası' vermişti.
Cezanın türü, çok kullanılmadığı için kamuoyu tarafından pek bilinmeyen 'tevbih'ti. Türk Ceza Kanunu'nun 26. maddesi "Kanunda gösterilen cezanın yukarı sınırı bir ay hapis veya hafif hapis ya da 3 bin lira ağır veya hafif para cezasını geçmediği takdirde, hafifletici sebep bulunur ve fail önceden bir cürümden veya bir aydan fazla hafif hapsi gerektiren bir kabahatten dolayı mahkûm olmamış bulunursa, mahkeme, verdiği cezanın yerine hüküm giyen kişiye adli tevbih yapılmasına karar verebilir" şeklinde düzenlenmişti.
Arapça bir kelime olan 'tevbih'in Türkçe karşılığı, 'Paylama, azarlama' anlamına gelir.
Kanun maddesinde belirtilen hallerde, hâkim hapis cezası vermek yerine, suçun bir daha işlenmemesi için, sanığı ağır bir şekilde azarlamayı tercih edebilirdi.
Hukuk dersi
İşte o haberi okurken, Hıncal Uluç'un NTV'deki sözlerini ve gazetesindeki yazısını hatırladım.
Uluç, bir yazı adamına yakışmayacak kadar hiddetlendiğinde, ağzından çıkanı kulağı duymayacak kadar sağır, yazısındaki mantık hatasını fark edemeyecek kadar gözü dönebiliyordu.
Haklarını ihlal edenlere 'hayvan' diye hakaret edip, meslektaşlarını eleştirmek yerine 'koyun' olarak tahkir etmenin yazarlık sorumluluğuna sığmayacağını umursamayabiliyordu.
Ne 'tekzip' denilen hukuksal bir haktan haberi vardı, ne de RTÜK tarafından gönderilen bildirinin ne anlama geldiğinin...
Kenan Onuk'un program yapımcısı, NTV'ninse yayıncı kuruluş olarak sorumlu olmasından habersizdi.
Birilerinin, Hıncal Uluç hakkında dava açıp, mahkeme tarafından "30 gün süreyle, hukuk fakültelerinin birinci sınıflarında okutulan 'Hukuka Giriş' kitabını okuması" yönünde tevbih edilmesini düşündüm.
Hemen bu düşüncemden vazgeçtim.
Zira, okuduğu kitabı da eleştirmeye kalkar, "Bu nasıl kitaptır ki hiçbir şey anlamıyorum, böyle hukuk mu olur" diye, yerden yere vurabilirdi.
Sonunda, 'Allah ıslah etsin' diyerek, Hıncal Uluç'u unutmaya karar verdim.