Mahkemelerin dumur halleri

Hrant Dink'in ceza aldığı dava üzerine düşünüyordum. Aldığı mahkûmiyetle ilgili olarak "Ermeni konferansını engelleyen bir mahkeme şimdi niye benim aleyhime ceza vermesin?" demiş.

Hrant Dink'in ceza aldığı dava üzerine düşünüyordum. Aldığı mahkûmiyetle ilgili olarak "Ermeni konferansını engelleyen bir mahkeme şimdi niye benim aleyhime ceza vermesin?" demiş.
Dink'in bu sözleri, konferansla ilgili olarak verilen 'yürütmenin durdurulması' kararının toplumsal maliyetini ölçmek için çok iyi bir örnek.
Tüm hukukçuların abes bulduğu kararı veren İstanbul 4. İdare Mahkemesi üyelerinin vicdanı rahat mı bilinmez. Ama bilinmezlik, Hrant Dink'in sözlerindeki haklılık gerçeğini değiştirmiyor.
Hrant Dink'in ceza aldığı davanın bir başka özelliği daha var:
Kural olarak, bilirkişilerin mahkemelerin isteği üzerine düzenlemiş oldukları raporlar bağlayıcı değildir. Mahkemeler, bu raporlara ters düşen karar verebilirler. Hrant Dink'i mahkûm eden Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi de öyle yapmış zaten. Bilirkişilerin 'Suç oluşmamıştır' şeklindeki tespitlerine katılmamış. Eğer bilirkişilerin çalışma prensip ve metotlarını beğenmemiş ise, neden...

Bilirkişi ritüeli
Ancak, şunca yıllık avukatım. Ben bugüne kadar, bilirkişi raporlarını dikkate almadan verilmiş bir mahkeme kararına ne rastladım, ne duydum. Hatta 'dikkate almak' kelimesi bile hafif kalabilir. Genellikle, bilirkişilerin bazen yoruma kaçan (ki yasaktır) tespitlerine bile harfiyen uyulur.
Ama her zaman öyle olmuyor işte... Dumur halleri midir, nedendir bilmem ki, bazı mahkemelerden raşitik kararlar çıkabiliyor.
Biliyor musunuz, Türkiye'de üç türlü hukuk var:
1) Reel hukuk, 2) Algılandığı kadarıyla hukuk, 3) Uygulandığı şekliyle hukuk.
Not: Umarım kimsede, bu sözlerimle yukarıdaki adı geçen mahkemeleri kastettiğim zannı uyanmaz. Genel bir durumdan söz ediyorum.
Karayolları: Hayırlı evlat(!)
Karayolları Genel Müdürlüğü, son verilere göre, paralı otoyollardan 231 milyon 582 bin 415 YTL gelir elde ettiğini açıkladı.
Korkarım bu haberi gazetelerden okuyanlar, bu miktarda bir gelir edilmesini bu kurumun 'başarı' hanesine yazacaklardır.
Karayolları, devlet babasından da kocaman bir 'Aferin' almıştır.
Ancak bizim becerikli Karayollarımız, araçlardan para aldığı halde, geceleri bu yolları aydınlatmaya hiç gerek duymuyor.
Vatandaş, para vererek geçtiği bu yolların büyük bölümünü karanlıkta kat eder de, hiç sesi çıkmaz.
Aynı kısıtlamayı oteller de yapacak olsa, hava karardıktan sonra elektriği kesmeyi denese, müşteriler kim bilir nasıl kıyamet koparırdı?
Ama söz konusu kamu kurumu olduğunda, her türlü cefa etme yetkisini kendinde görebiliyor. Vatandaşa da, bu cefaya katlanmak kalıyor.