Paşaların hatır çeki

Emekli generallerin, Susurluk mahkûmu Korkut Eken'le ilgili 'kefalet' içerikli açıklamaları...

Emekli generallerin, Susurluk mahkûmu Korkut Eken'le ilgili 'kefalet' içerikli açıklamaları, teşbihte hata olmaz, 'hatır çeki'ne benziyor.
Bir kişi, çok yakını olan arkadaşına, "Benim çek koçanım doldu. Sen, bana bir çek imzala, vadesi geldiğinde ben öderim" diyor. Arkadaşı da, "Lafı mı olur, hemen vereyim" diyerek imzaladığı çeki arkadaşına uzatıyor. İşte bunun adı 'hatır çeki' oluyor. Oysa, çekle ilgili düzenlemelerde,
'hatır' diye bir çek türü yok, tamamen kendi aralarında uydurdukları bir kavram. Çeki imzalayan bu ayrımı, çekin vadesinde ödenmeyip, icra müdürlüğünden gelen 'ödeme emri'ni aldıktan sonra anlıyor ancak. Bu çok
geç bir anlamadır ve onu çek bedelini 'paşa paşa' ödemekten de asla kurtarmaz.
Emekli paşaların bu açıklamaları, bazı
'hatır çeki' uygulamalarında görülen incelikleri de taşımakta. Örneğin, çeki imzalayan, çeki vereceği kişinin vade tarihi geldiğinde ödeme yapacağından çok emin değildir, ancak aralarındaki sıkı ilişki de çeki vermemesine engeldir. Bu nedenle, bir çekte olması gereken unsurlardan birisini eksik bırakarak, kendisine ileride itiraz hakkı sağlayacak önlemler alır. Keşide yerini boş bırakır veya bedelin üzerinden iki defa geçerek rakamları belirsiz kılar vb... Bu türde bir çekin akıbetinin ne olacağı başka bir konu. Biz bu benzetme üzerinden olayımıza dönelim:
Şu anda, Bahçelievler Savcısı'nın başlattığı soruşturmayla, paşaların 'hatır çeki' icra takibine konulmuş durumda. Bakalım, paşalar icra dairesinden ödeme emri geldiğinde itiraz mı edecekler, yoksa mertlik gereği çek bedelini ödeyecekler mi?
Belki de bunların hiçbiri olmaz. Çünkü icra müdürü, "Paşalar, kolay kolay çek imzalamazlar. İmzalar onlara ait olmayabilir"
gibi bir hassasiyet(!) göstererek, çekin incelenmesi için bilirkişiye havale etmiş durumda.
Bakalım ne olacak?
Adliye Manzaraları
Yaşamın 'asliye ceza' hali
Mübaşir, duruşma salonunun kapısına gelerek, koridora doğru bağırdığı ismin sahibi, yan gözle kürsüde oturanları süzerek içeri girdi. Mübaşirin işaret ettiği, masa ile sıranın arasına 'müdahil' olarak girip, ayakta durdu. Karnını içeri çekerek, ceketinin düğmelerini iliklemeye çalıştı. Olmadı. Ellerini nereye koyacağına karar veremedi. Masaya yasladı, önünde kavuşturdu, iki yana bıraktı, hiçbiri içine sinmedi. Huzursuzdu, yargıç dosyanın içindeki evrakı karıştırmakla meşguldü. Tekrar, ceketinin düğmelerine yöneldi. Bu sefer başardı. Müdahilin önünde durduğu camın arkasından, bir evin terasında iki kız çocuğunun seksek oynadığı görülüyordu. Yargıcın "E, anlat bakalım, nasıl oldu bu iş" sesi ile irkildi,
'hazır ol' duruşuna geçti. Anlatmaya başladı: "Efendim, ben okulun müdürüyüm. Hırsızlar geceleyin okula girmiş. Benim odamın kapısını baltayla kırıp, bilgisayarı, televizyonu, küçük el radyomu çalmışlar. Sonra da kantine gidip, gofretleri yemişler..." Yargıç gözlüklerinin üzerinden boş gözlerle dinliyordu, "Okulda market mi var?" dedi. Müdür "Hayır efendim, okulun kooperatifi işte... Çocuklar teneffüslerde bir şeyler yesin diye, ufak tefek yiyecekler var yani..." diye cevapladı. Yargıç yerinden doğrularak "Kooperatif mi? Üyeleri kim bunun?" diye sordu. Müdürün yüzünde 'Acaba benimle dalga mı geçiyor?' şeklinde tereddüt izleri oluştu. Savcı, yargıcın kulağına eğilerek, duruma açıklık getirmeye çalıştı. Bu arada sek- sek oynayan kızlardan biri taşı çizgi dışına kaydırdığı için, sıra diğerine geçti. Yargıç, savcının anlattıklarından tatmin olmuştu, "E, sonra ne oldu?" diye devam etti. Müdür "Hırsızlar, bu malzemeleri okulun el arabasına doldurup gitmişler. Okulun az ilerisinde bulunan marketin önünde el arabasını park edip, bu sefer de orayı soymuşlar." Savcı, ağzını eliyle saklayarak gülmeye başladı. Müdür, tüm ciddiyetiyle devam etti: "Hırsızlar marketi soyarken, biri görmüş, polisi aramış" dedi. Yargıç, çenesini sıvazlayarak,
"Bu arada, bilgisayar filan, marketin önünde el arabasının içinde duruyor, öyle mi?" diye araya girdi. Müdür " Evet" diye, kesinlik içeren bir cevap verdi. Bu arada mübaşir, salonun girişinde asılı olan duruşma listesinin bulunduğu tahta çerçevenin üzerine yanık vaziyette zulaladığı sigarasından birkaç nefes çektikten sonra, geri döndü. Yargıcın, "Sonra ne oldu, iade ettiler mi bilgisayarı, televizyonu?" şeklindeki sorusuna, müdahil müdür "Ettiler, ama el arabası gelmedi" diye cevapladı. Yargıç, bir müddet okul müdürünün yüzüne sessizce baktıktan sonra, "Neden gelmedi?" dedi. Müdürün cevabı hazırdı, "Bilmiyorum" dedi. Yargıç, yanındaki savcıyla bir şeyler konuştuktan sonra, önündeki zabıt kâtibi kıza doğru eğilerek, müdürün anlattıklarının özetini zabıtlara geçirdi. Duruşmayı, bir başka güne erteledi. Müdür, kürsüdekileri hafif bir baş eğmesiyle selamlayarak salondan çıktı. Mübaşir kendisini kapıya kadar geçirip, başka birinin ismini haykırdı. Terastaki kızlar, seksek oyununu bırakıp ip atlamaya başlamışlardı.
Baro Odası
Tüm stajyerler birleşin!
'İzmir, İstanbul ve Diyarbakır Baroları, avukat staj kredisi ile ilgili formlarda, stajyerlerin 'aile geliri' kısmını, boş bırakma şeklindeki tepkilerine ses çıkarmıyorlarmış. Gerçi, bu formlar Türkiye Barolar Birliği tarafından kabul edilmiyormuş, ama yine de bu destekleri çok önemli. Ankara Barosu'nun bize karşı vaatleri ise sözde kaldı. Hatta bizimle ilgili 29 Mart'ta yapılacak forumdan bile tesadüfen haberdar olduk. Bu arada, futbol turnuvası afişleri günlerdir adliye ilan panosunu işgal ediyor, ama çok önemli görmedikleri için olsa gerek, forum veya sınavla ilgili hiç duyuru yok.
Staj için yapılan başvurularda şu an 250 milyon lira ödemekteyiz. Staj bitim belgesi için de, yüklü bir meblağ söz konusu. Şimdi bir de sınav sonrası -tabii kazanabilirsek- ruhsat parası vereceğiz. Bu kadar parayı ödemek için bankalar bize 'avukatlık ruhsatı alma kredisi' adı altında, yeni bir kredi türü çıkarsalar iyi olacak. Stajı bitirdikten
15 ay sonra, hiçbir iş garantimiz yokken, aldığımız bu yüklü krediyi tekrar, nasıl geri ödeyeceğiz? Bana göre, eğer stajyerler olarak bir araya gelip, bu uygulamalara karşı çıkmazsak, korkarım bizi çok zor günler bekliyor olacak. (Ankara Barosu Stj. Av. Sibel Özdemir )