Postacıların tebligat gevşekliği

Bazen burada, Türk yargısının bazı temel sorunlarının hiç de karmaşık olmadığını, çözümünün çok kolay olduğunu belirterek, irade eksikliğinin altını çizmeye çalışıyorum.

Bazen burada, Türk yargısının bazı temel sorunlarının hiç de karmaşık olmadığını, çözümünün çok kolay olduğunu belirterek, irade eksikliğinin altını çizmeye çalışıyorum.
İşte geçtiğimiz günlerde Vatan gazetesinde yer alan küçük bir haber, farkında olmadan benzer bir temel sorunu ortaya koyuyordu.
Bu sorun, yargının yavaş işlemesinin başlıca nedenlerinden olan, yıllardır çözüme kavuşturulamayan 'tebligat' sorunuydu. Tebligatları bilirsiniz. Hani, mahkeme ve icra kalemleri tarafından muhataplara iletilmesi gereken ve özel bir tasarımı olan, sarımtırak renkli zarf.
Tebligatların normal postalardan farkı, gönderilen kişinin posta kutusuna bırakılmakla yetinilmeyip, mutlaka kendisine veya ona ulaştırması mümkün olan birisine imza karşılığı teslim edilme zorunluluğudur.
Tebligatın önemi!
Böyle olmak zorundadır çünkü, kişi tebligatı alarak belirli bir zamanla sınırlı olan itiraz süresini kullanmak isteyecektir.
Neyse, daha fazla detaya girmeyelim. Kısaca, bu tebligatın bir kişiye gönderilmesinin belirli kuralları olduğunu söylemekle yetinelim.
Vatan gazetesindeki haberde, Banker Kastelli olarak tanınan Cevher Özden ile işadamı Doğan Kasadolu arasındaki bir davada, tebligatı kuralına göre yapmayan postacı hakkında 'görevi kötüye kullanmak'tan dava açıldığı yer alıyordu.
İddiaya göre Kastelli, postacı ile işbirliği yaparak tebligatın yapılmamasını sağlamış. Böylece, karar alınmayarak, hükmün kesinleşmesinin engellendiği söyleniyor.
Haberi bir kenara bırakalım. Bu tür olaylar, postacıların kastı olsun veya olmasın oldukça sık yaşanıyor.
Kimin umuru?
Binlerce tebligat usulüne göre yapılmadığı için davalar, uzuyor da uzuyor...
Ne Adalet Bakanlığı, ne de barolar, yargılamaya verdiği zararı çok iyi bilmesine rağmen posta hizmetlerinin bu denli gevşek olmasına ses çıkarmıyor.
Bu sorunu şimdiye kadar kim bilir kaç yetkiliye iletmişimdir, 'Çok haklısın' cevabından öte bir girişimde bulunanına rastlamadım.
Tekrarlamakta fayda var mı bilmem, ama yine de söyleyeceğim.
Türkiye'de yargılamanın gerçek sorunları bilinenin aksine, detay gibi gözüken uygulamalardan kaynaklanıyor.
Kendim söylüyor, kendim işitiyorum, başka bir şey olmuyor. Sonunda kendi sesimde boğuluyorum.