Postmodern hukuk bienali

Perdeyi aralayarak baktım; sırılsıklam bir baharın hiç kullanılmamış bir pazartesini, camdan bana gülümserken buldum.

Perdeyi aralayarak baktım; sırılsıklam bir baharın hiç kullanılmamış bir pazartesini, camdan bana gülümserken buldum. Evden kahvaltı yapmadan apar topar çıkarken bilgisayardaki mesajı fark ettim... 9. Asliye Hukuk memuru Berna hanım, gerekçeli kararın yazıldığını söylüyordu.
Adliyenin, İstanbul'un her tarafından ulaşılabilecek merkezi bir yerde olması ne güzel. Oysa, bir zamanlar İstanbul'un her ilçesinin ayrı adliyesi varmış, hatta bazılarında iki-üç tane bulunurmuş.
Zamanla bu popülist yaklaşımdan vazgeçilmiş, adliyelerin dispanser mantığıyla vatandaşın ayağına götürülerek değil, ancak yekpare olduğunda işlevsel olabileceği anlaşılmış.
Bugün bir avukat günde sekiz ayrı duruşmaya girebilir, aralarda da mahkeme kalemlerdeki işlerini tamamlar. Hiç yazıhanesine gitmeden, gününü adliyede geçirebilir.
Baro odasında Beethoven
Gökdelen adliyenin en üst katındaki kafeterya
oldukça kalabalıktı. Kahvaltı eden
arkadaşlara katıldım. Rejim yaptığım halde bayan bir meslektaşın yaptığı kurabiyelerinden bir tane almadan yapamadım.
Günün gazetelerine şöyle bir göz attıktan sonra, 20. kattaki Baro Odası'nın geniş salonuna uğradım. Dört tarafı cam olan salonun bir tarafına vuran yağmur damlaları, bir köşede satranç oynayan iki meslektaşa müthiş güzellikte bir fon oluşturuyordu. Düşük volümde çalan klasik müzik parçası, ortama gittikçe yayılan bir dinginlik yayıyordu. Duruşmalarım olmasa, pencerenin önünde oturup, akşama kadar yağmurun yağışını izleyebilirdim.
Avukatların mesleklerini rahatça sürdürebilmeleri için her türlü ayrıntıyı düşünen ve yargı sistemini işler kılarak vatandaşına reel hizmet sağlayan böyle bir Adalet Bakanlığımız olduğu için, ne kadar şanslı olduğumuzu düşündüm.
Geçenlerde bir dergide, yıllar önce avukatların duruşma sıralarını, kalabalık koridorlarda saatlerce ayakta beklerken çekilmiş bir fotoğraf gördüğümde, dayanamayıp kesmiştim.
Bir ara, salonun arka tarafından yüksek sesli konuşmalar geldiğini duydum. Bayan avukatlar, zemin kattaki kreşi görüntüleyen monitörün arızalı olması nedeniyle, beraberinde getirmek zorunda kaldıkları çocuklarını kontrol edemedikleri için homurdanıyorlardı.
Adliyenin yüzme havuzu
Fitness Center listesine baktım. Saat 15.00'ten sonra tamamen doluydu.
Masatenisi için, saat 17.00'ye ancak
yedek olarak yazılabildim. Daha sonra belki, biraz da havuzda yüzerim diye düşündüm. Tabii ki, geçen sefer olduğu gibi, üzerimde cüppeyle soyunma odasına dalma gibi bir dalgınlığa düşmeden.
Bilgisayar odasındaki tüm PC'ler kullanımdaydı. Kimi dava dilekçesini hazırlıyor, kimi internet aracılığıyla başka bir şehirdeki duruşmasına interaktif olarak katılıyordu. Bir meslektaştan izin aldım ve büromdaki bilgisayara girdim. 2. Sulh Hukuk'taki bir dosya için yazdığım dilekçeyi ekrana taşıdıktan sonra print ettim.
Baro salonundan çıktım, 9. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kalemine uğrayarak, gerekçeli kararı aldım.
Akşama hâkim, savcı ve avukatlardan oluşan ve yargılamanın daha sağlıklı işlemesi için yapılan koordinasyon toplantısı olduğunu hatırladım. Bu toplantılarda, uygulamalarda yaşanan sorunlar birlikte tartışılıyordu.
Duruşma üç dakika geç başladı
Koridorda nefes nefese kalmış bir müvekkille karşılaştım. Beni büroda bulamayınca doğru adliyeye gelmiş. Avukatlık ücretinin son taksidini yatıramadığı için defalarca özür diliyordu. Bunun benimle ilgisi olmadığını, söyledim. Vekâlet ücreti ödemelerinin baro tarafından takip edildiğini, bu nedenle gecikme faizi ödemek zorunda kalacağını anlattım. Duruşma günü, ödeme makbuzunu
dosyada görmeyen yargıcın davaya bakmaktan imtina edebileceğini hatırlattım. İki eliyle başını tutarak yanımdan ayrıldı.
Asansörün kapısında savcı Selçuk beyle karşılaştım. Hiç duymadığım fıkralar anlattı yine ve yukarı çıkana kadar hepimizi gülmekten kırdı, geçirdi.
Duruşmama ancak 14.03'de girebildiğim için, yargıç Bahri beyin yüzünde 3 dakikalık gecikmenin mahcubiyeti vardı. Üzerinde durmadım ama bu gecikmelerin son günlerde çok sık meydana geldiğini vurgulamaktan
da kendimi alamadım. Bir kaşım kalkık halde, yargıcın yüzüne bakmadan, müvekkilimin cezaevindeki ısıtma sistemindeki arıza nedeniyle grip olduğunu, bir hafta yatak istirahati aldığı için duruşmaya katılmayacağını belirterek, tahliyesini istedim. Yargıç, mübaşir Hamit'e bilgisayardan Emniyet kayıtlarına girerek sabıka kayıtlarına bakmasını istedi. Sonra da, tahliye talebimi kabul etti.
Yukarı çıkarken asansörde genç ve güzel bir bayanla yalnızdık. Elini butona uzatırken,
'Hangi kata' diye sordu. Gülümseyerek 'Bilmiyorum!' dedim.