Son gelişmelere bakıp, yine de yargıya gülümsemek

Yargı, bugüne kadar hiç tanık olmadığı bir baskı döneminden geçiyor. Etrafını çevirmiş kalabalık ağzına geleni söylüyor. Tartaklayanlar, taş atanlar da var.

Yargı, bugüne kadar hiç tanık olmadığı bir baskı döneminden geçiyor. Etrafını çevirmiş kalabalık ağzına geleni söylüyor. Tartaklayanlar, taş atanlar da var. O, gözlerini yere doğru eğmiş, hiç konuşmadan öyle duruyor.
Farkındasınızdır, ara sıra duyduğumuz 'yargıya müdahale' kavramıyla aşina olduk. Böyle giderse kanıksayacağımızdan korkarım.
Van'da olup bitenleri hep beraber izliyoruz. Bingöl'de verilen garip bir takipsizlik kararı arada kaynadı gitti.
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın'a açılan dava, tutuklama kararı... YÖK ve rektörler grubunun oluşturduğu baskı grubunun Adalet Bakanı'nı na çıkmaları... Daha sonra Van'a giderek yapmış oldukları toplu cezaevi ziyareti... Vanlıların tekbir sesleriyle heyeti taciz etmeleri...
Bu dava üzerinden estirilen rüzgârlardan sonra, sadece sokaktaki vatandaşın değil, hukukçuların bile kafası karışmış olması çok doğal.

Müdahaleyi kanıksarsak
Bu toz duman içinde kimse, gelişmekte olan olaylara bakarak net bir şey söyleyemez.
Çünkü yargı kendi haline bırakılmış değil, öyle veya böyle müdahale altında.
Van'da 'tarihi eser kaçakçılığı' diye başlatıp, 'tarihi eser kaçakçılığı'na dönüşen ve nihayet 'ihaleye fesat karıştırma'da somutlaşan bu dava, aylar önce soruşturmanın gizli olduğu dönemde Cumhuriyet Başsavcısı'nın basın toplantısı yapmasıyla garip bir sürece girmişti. Hatırlar mısınız bilmem, Radikal 'Savcıya bak, savcıya' başlığıyla vermişti.
İşte o günden sonra, soruşturma şirazesini kaybetti, bugünkü kaosa kadar geldik.
'Müdahale' kelimesi en son, geçtiğimiz aylarda Mardin Kızıltepe'de Ahmet Kaymaz ile oğlu Uğur Kaymaz'ın (12) öldü-rülmesiyle ilgili olarak dört polisin yargılandığı Eskişehir'deki davada telaffuz edildi.
Davaya Diyarbakır Barosu adına müdahil olarak katılan Av. Tahir Elçi, İstanbul'dan duruşmaya katılmak için kente gelmek isteyen bazı avukatların şehre girişte polis tarafından bekletildiğini, duruşmanın aleni görünmesine karşın adeta gizlilik içerisinde gerçekleştirildiğini ve 'idarenin yargıya müdahale ettiğini' belirtmiş.
Bütün bu gelişmeleri, 'siyasi' bir gözlük takmadan okumak çok zor. Gözlüğü takanların yapacağı yorumlar da doğal olarak taktığı gözlüğün siyasal optiğine göre değişecek.

Çok başına hukuk
Sonuç olarak, 'yargı' yalınlığını tamamen yitirdi. Neredeyse kelime olarak tek başına tanımlanamaz hale geldi. Onunla ilgili olarak söylenen bir şeyin açık olarak anlaşılabilmesi için, önüne veya arkasına bir sıfat eklenmesi gerekiyor.
Yargı, bugüne kadar hiç tanık olmadığı bir baskı döneminden geçiyor. Etrafını çevirmiş azgın kalabalık onu tartaklayıp duruyor. Taş atanlar bile var.
Bütün bu olup bitenlere bakıp, şimdi biz ne yapacağız? Ellerimizi göğsümüzde kenetleyip, hukuksuz gelişmelere seyirci kalmak ağır geliyor insana.
Bir umudu diri tutmak gerekiyor... Hukuka, adalete ve yargıya olan inancının başını göğsümüze bastırıp, saçlarını okşamak gerekiyor.
Siz de, sakın ola yargının bugünkü suskunluğuna aldanmayın. Günü geldiğinde, yere doğru eğmiş olduğu bakışlarını kaldırıp, yakında gökyüzüne doğru çevireceğinden emin olun.
Şehre bir film gelecek, bir güzel orman olacak yazılardan, iklim değişecek, Akdeniz olacak...
Gülümseyemesek de, tebessümümüzü eksik etmeyelim.
Bugünün yedieminleri!
Cuma günü Radikal'de yer alan haberin başlığı 'Bu devirde yediemine bile güvenmeyeceksin!' şeklindeydi.
Mersin 1'inci Ağır Ceza Mahkemesi, insan kaçakçılığı yapılan tekneyi yediemine (güvenilir kişi) teslim etmiş. Ancak yedieminin de, insan kaçıran bir şebekenin üyesi olduğu anlaşılmış.
Yediemin, hukuki durumu çekişmeli olan bir malın, çekişme sonuçlanıncaya kadar mahkeme tarafından emanet olarak bırakılan kimsedir.
Yani mahkeme 'yediemin' olarak birini atarken titizlikle davranması gerekiyor.
Haberdeki olayda, mahkemenin bu titizliği göstermediği anlaşılıyor. Mersin'de liman, Ticaret Odası yok muymuş da, bu kadar gelişigüzel davranılmış, hayret!
Fakat yine de 'Bu devirde yediemine bile güvenmeyeceksin! ' sözü biraz manidar kalıyor.
Sanki haberin başlığı , 'Bu devirde yediemini seçerken bile çok dikkatli olacaksın!' şeklinde olsaydı, daha amacına ulaşmış olurdu gibime geliyor.
Soruşturmada 'Godot' bekleyişi
Ankara Başsavcılığı kamuoyunda büyük yankı bulan 'Azınlıklar Raporu'yla ilgili olarak sürdürdüğü soruşturmayı dokuz aydır tamamlayamamış.
Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ile birlikte hakkında soruşturma açılan Prof. Dr. Baskın Oran çok doğru bir şey yapmış. Bu yargısal sürüncemeye tepki göstererek Savcılığa başvurmuş ve bir an önce ya takipsizlik kararı verilmesini ya da dava açılmasını istemiş.
Bizim savcılıklar vatandaştan gelen böyle taleplere pek alışkın değillerdir, Ankara Başsavcılığı da şaşırmış olmalı.
Şu andaki uygulama böyle, bir savcı vatandaş hakkında soruşturma başlatır ve aradan aylar geçtiği halde bir açıklama yapılmaz. Vatandaşa bir yazı gönderip, 'hakkınızdaki soruşturma şu aşamadadır' diye bir açıklama yapılmaz.
Bu durumda vatandaşın yapacağı üç şey vardır:
1) Beklemek, 2) Beklemek, 3) Beklemek.
Baskın Oran hiçbirini yapmamış, savcılıktan hesap sormuş.
İyi de yapmış. Bir savcı kalkacak hakkında 'Halkı suç işlemeye tahrik ve Türklüğü, Cumhuriyeti tahkir-tezyif etmek'ten soruşturma başlatacak ve sonra meçhul 0bir bekleyiş baklayacak.
Yok öyle yağma! Benim hakkımda başlattığın böylesine ciddi bir soruşturmayı aylarca bekletemezsin'.
Ya sonuçlandır ya da neden sonuçlandırmadığını bana açıkla!
Yurttaşlık bilincine sağlık Baskın Oran!