Türkiye'de avukat olmak

Stajyerler olarak, mesleğin daha ilk basa-mağında, avukatlık tarihinde benzeri olmayan </br>bir direnç gösterdiniz.

Stajyerler olarak, mesleğin daha ilk basa-mağında, avukatlık tarihinde benzeri olmayan
bir direnç gösterdiniz. Kararlılığınızla, yasayı deldiniz. Tebrikler. Az daha avukat
olmanız bir ihtimale dönüşecekti.
Stajı bitirip, tam 'oh' diyeceğiniz anda, harami gibi bir avukatlık sınavı çıktı önünüze. Ama kâbus bitti, zorlu savaşı kazandınız.
Avukatlık sınavının kaçınılmazlığı veya
gereksizliği konusunda artık rasyonel bir değerlendirme yapar mısınız, bilemem?
Hukuk fakültelerinin 'avukat yetiştirme yurtları' değil, insanlara 'hukukçu' nosyonu kazandıran öğretim kurumları olduklarını anlamak için biraz daha zamana ihtiyacınız
olacak sanırım.
Stajyer kararlılığı
Yine de, yasanın iptali konusundaki kararlılığınız ve gösterdiğiniz direncin takdire şayanlığını teslim etmek
gerekiyor.
Yıllar var ki avukat büyükleriniz, mesleklerini sürdürmelerinin önünde duran engelleri neredeyse 'kaçınılmaz kader' gibi yaşadılar. Yakaları sünmüş cüppeye razı olup, bir kez olsun "Yargının sorunlarından
bana ne?
Ben duruşmalarıma zamanında girip,
tebligatlarımın vaktinde yapılmasını istiyorum" gibi haklı bir talebi dillendiremediler. Hukukun siyasete değen yerlerinde oyalanmayı çok sevdiler. İki yılda bir yapılan baro genel kurullarında başkanlığı karşı ideolojik gruba kaptırmamak için sarf ettikleri gayret, tüm enerjilerini almaya yetti.
Ve önümüz adli tatil, sonbahara ise avukat olarak gireceksiniz.
Ve bugün
Sorum şu: Stajyerlerin sadece tek bir sorunu için gösterdiğiniz onca atak pozisyonlardan sonra, kilitlenmiş halde olan avukatlık statüsünü kazandıktan sonra ne yapacaksınız?
Diğer bir deyişle, adliyelerin tinerci çocukları olmaya hazır mısınız?
Duruşmanıza girme inayeti gösterilene kadar adliyenin havasız koridorlarında voltalayan, mesleki kazancını yazıhane giderlerini
karşılamaya endekslemiş, müvekkillerinin vekâlet ücretlerini ödeme keyfini beklemek zorunda kalmış avukatlardan mı olacaksınız.
Mahkeme kalemlerindeki işlerinizi halledebilmek için, memurlara azami saygı ve hürmet göstermeyi unutmazsınız değil mi? Siz de sisteme entegre olup, yargılamanın pasif sujesi olmayı kabullenecek misiniz?
Söz mü?
Sahi ne yapacaksınız avukat olduktan sonra? Ne kadar süre sonra kitap okuma alışkanlığını
bırakıp, tiyatroya gitmeye üşenecek hale geleceksiniz? Hukukçu misyonunuzu kaybedip, kredi kartı ödemeleri ve alış-veriş giderlerinin köleleştirdiği, iş bitirici teknik avukat olmanız, bakalım ne kadar zaman alacak?
Keşke aylardır aranızda sürdürdüğünüz o anlamlı dayanışmayı avukatlık yaşamınıza da taşısanız ve üzerimizdeki ölü toprağını da silkeleseniz. Kısır çekişmeler ve ayak üstü homurdanmalarla yetinmek yerine, yargılamanın
'bizsiz olamayacak' asli bir unsuru olduğumuzu hatırlatsanız bize.
Stajyer avukat Nejat Kazan, hukukçu.yahoogroups.com'a attığı bir mesaj, bir çiçeğin açmasına yetecek tek damla su gibiydi. Avukatlığın ve hukukun geleceği için umut olduklarını söyleyerek "Türkiye'de artık komedi hukuk değil, gerçek hukuk egemen olacak, sözümüz söz" demiş.
Bir umudum siz de, biliyor musunuz?
Öğrencilerin camdan kalpleri
Öğrenim gördükleri üniversite yönetimlerine dilekçe vererek Kürtçe öğrenim isteyen öğrencilerin okullarından atıldıklarını biliyoruz. Konu 'Kürtçe' olduğu için, dilekçe vermenin anayasal bir hak olduğu gerçeğini unutup, 'bölücülük' korkusu nedeniyle vicdanımızın da pek sızladığı söylenemez.
Ancak bu arada, Radikal'de Ahmet Şık'ın derlediği haberden, üniversite yönetimlerinin
Kürtçe öğrenim talebiyle dilekçe veren öğrencileri okuldan atma gibi disiplin cezalarına karşı, çeşitli idare mahkemelerinin yürütmeyi durdurma kararı verdiğini öğrendik. Dilekçe vermenin anayasal bir hak olduğunu hatırlatan
İstanbul, Van ve Adana idari mahkemeleri, üniversitelerin olayı objektif değerlendirmediğine hükmetmiş.
Mahkemeler bu kararlarıyla, üniversitelere
hukuk devleti olmanın ne anlama geldiğine ilişkin gerekli dersi vermiş bulunuyor ama, Çukurova Üniversitesi Makine Mühendisliği son sınıf öğrencisinin göndermiş olduğu elektronik posta, öğrencilerin kırılmış olan camdan kalplerini onarmaya yetmediği anlaşılıyor:
Komik düşünceler "Her şey sınavın birinde elime tutuşturdukları soruşturma tebliği ile başladı. Böyle bir şeyi. Sınavda nasıl yaparlardı. Daha sonrasında rektörümüzün velime hitaben yazılmış tehdit içerikli mektubu geldi. Üzerinde kişiye (bana) özel olan bir belgenin
aileme gönderilmesine anlam veremedim.
Sonrasında üniversitenin varlık nedenini sorgulamaya başladım. Bana göre bilim adamları, düşünceyi yargılamaz, onun özgürlüğünden, eğitimin demokratikleştirilmesinden, insan haklarına ve farklı kültürlerin bir arada yaşama ilkesinden yana olmalıydı. Sohbet tarzında bir savunma alınmasını bekliyordum.
Karşımdaki bilim adamları(!), başkalarının (?) ağzından sorular sorup ifade almaya çalışıyorlardı. Komik olansa benim düşüncelerimdi, oraya giderken ülkemizin demokratikleşmesine, bir başka ifadeyle muasır medeniyetler seviyesine ulaşmasına katkı sunduğumu düşünüyordum.
Bir de, insanlar doğuştan kazanılan özelliklerini (dil, din, ırk ve mezhep gibi..) seçme özgürlüğüne sahip değillerdi, bunların sınırlandırılmasını doğru bulmuyordum.
Vatanın bütün üniversiteleri kuşatılmış olsa bile, duygusal, düşünsel hatta fiziksel tacizcilere karşı mücadele etmenin onurunu duyuyorum.
Aynı onura sahip bütün arkadaşları da selamlıyorum."