Yargıda yolsuzluk var!

Uluslar- arası Saydamlık Örgütü'nün (Transparency International) </br>hazırladığı 2002 yılı 'Yolsuzluk Algılama Endeksi'nde Türkiye, iklimi </br>gereği yine en fazla 'yolsuzluk alan ülkeler' arasında yer aldı.

Uluslar- arası Saydamlık Örgütü'nün (Transparency International)
hazırladığı 2002 yılı 'Yolsuzluk Algılama Endeksi'nde Türkiye, iklimi
gereği yine en fazla 'yolsuzluk alan ülkeler' arasında yer aldı.
Böylece, bu sene yağmurlarda görülen artış, yolsuzlukta da kendini göstermiş bulunuyor.
Rapora göre, geçen yıl 91 ülke arasında, temizden kirliye doğru yapılan sıralamada 54. sırada yer alan Türkiye, 2002 yılında 102 ülke arasında 64. sıraya yerleşti.
Yine de konumumuz çok kötü sayılmaz, bizden daha yolsuz olan 38 ülke var altımızda.
Yıllar ne çabuk geçiyor, 1995'te temizlik sıralamasında 27. olan Türkiye, 7 yılda 37 basamak birden düşmüş.
Bu anormal düşüşün, ozon tabakasının delinmesi ile bir ilgisi olmalı diye düşünüyorum.
Birkaç ay önce de, TESEV yolsuzlukla ilgili vahim göstergelerin yer aldığı araştırmasını açıklamıştı.
Avukatlar ne diyor?
Türkiye'de yolsuzluk konusunda ilk fırtına, 1999 yılında İstanbul Barosu'nun yaptığı araştırma sonucunda kopmuştu.
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz ve bir grup öğrencinin İstanbul Barosu'na kayıtlı 666 avukat (simurg) ile yüz yüze yaptığı anket çalışmasında ortaya çıkan sonuç oldukça vahimdi.
Avukatlar, yüzde 94.5 oranla yargıda yolsuzluk olduğuna inanıyorlardı.
Bunu üzerine, başta İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Ferzan Çitici olmak üzere, Yargıtay ve çeşitli adliyelerden bazı savcılar, 'teessüflerini bildirdikleri' bir açıklama yaptılar.
Hatta, İstanbul Barosu hakkında soruşturma başlatacağı da duyuldu, ama bu şayia gerçekleşmedi.
Güçleri bana yetiyor olmalı ki, 'Yargıda yolsuzluk filan yok!' diye bir yazı yazınca, hakkımda TCK 159'dan dava açıldı.
Ağır cezalık oldum
Yani, 'Yargıda yolsuzluk var' diyen Prof. Dr. Ökçesiz, öğrencileri, 666 avukat ve baro yönetimi dururken, beni ağır cezada yargıladılar.
Duruşmalarda 20'ye yakın avukatım vardı. Hepsi fevkalade iyilerdi, ama sanırım beraatimi kendi yaptığım savunmam sağladı.
Belki bir gün, savunmamı bu köşeden tefrika halinde yayımlarım.
Baronun bu araştırmasının üzerinden üç yıl geçti, bugün yargının yolsuzluk gibi bir sorunu elbette ki yok.
Konuya dönecek olursak; emin değilim, ama 2002 raporunun hazırlanışı Dünya Kupası öncesine denk gelmiş olabilir. Bu nedenle, dünya üçüncülüğümüzün değerlendirme dışı kalma ihtimali çok yüksek. Yoksa, sıralamada Finlandiya ve Danimarka'dan sonra üçüncü olurduk gibime geliyor. Şahsi kanaatim böyle.

Yargıda rüşvetin sıklıkla görüldüğü yerler

Avukat sayısıYüzde
İcra dairelerinde24036.0
Mahkeme kalemlerinde91.4
Savcılık kalemlerinde10.2
Karakollarda23435.1
Bilirkişilerde314.7
Yargıç ve savcılarda40.6
Hepsinde aynı oranda9414.1
Toplam666100.0

(İstanbul Barosu Çevresi Adli Yargıda Yolsuzluk Araştırması, Hayrettin Ökçesiz, 1999)
Kaymakama gazete vermeyince
Datça Kaymakamı tarafından yerel gazete sahibi Sinan Kara aleyhine açılan çeşitli davalardan biri, 3 aylık hapis cezası şeklinde Yargıtay tarafından onaylandı.
Kaymakam ile gazeteci arasında birçok davalara konu olan çekişme daha önce medyaya yansımıştı. O davalar halen sürüyor.
Biten dava, Basın Kanunu gereğince gazetelerin basıldığının ertesi günü, çıktığı yerdeki Cumhuriyet Savcılığı ile en büyük mülki amirine ikişer tane verme zorunluluğundan kaynaklanıyor.
Aslında gazetenin başka mercilere de verilmesi gerekiyor ama, nedense savcı ve mülki amire verilmediği zaman, 'ceza canavarı' adeta kükrüyor:
3 aydan bir yıla kadar hapis.
Yani görüldüğü gibi, ortada bir zarar ziyan yok, bir ihtarla düzeltilebilecek veya para cezası ile giderilebilecek bir ihmal. Hiç olur mu? İlla hapis olacak ki, tadı çıksın.
Daha önce 'kabahat' olarak nitelendirilen bu fiilin müeyyidesi hafif para cezasıymış zaten. Devlet daha sonra hatasını anlayarak, 'cürüm' haline getirerek hapis öngörmüş.
Âşık ve sarhoştu
Sanığın içtiği 3-4 şişe biranın yarattığı sarhoşluğun etkisiyle, müştekinin evi önünde pencereye yaklaşarak 'Siz insan mısınız? Sevgi para ile satılır mı?' diye bağırarak sarhoşluk suçunu işlediği halde beraatine karar verilmesi nedeniyle Bozulmasına... (Yargıtay 2CD. 25.2.1993,960/2408)
Atatürk'ün vecizesi
Mahkeme, öğrenci bulunan sanığın okulun yazı tahtasına Atatürk'e ait 'Ne Bolşevik, ne de komünist olamayız, çünkü biz milliyetçi ve dinimize hürmetkârız' vecizesini izinsiz olarak yazmasını, TCK 537/3 (öğrencilerin topluca bulundukları yerlere izinsiz yazı yazmak) maddesine aykırı bir davranış kabul etmek suretiyle hükümlülüğüne karar vermiş... Karar, Yargıtay tarafından bozulmuş... Yerel mahkeme kararında direnmiş... Vecizenin tahtaya yazılmasında disiplinin bozulduğuna dair bir delile rastlanmamıştır... Suç unsurları oluşmadığından... Sanığın beraatine... (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 10.12.1973,276/813)
Yalancı şahitlik
Tanık olarak dinlenen Alime Ç. karakolda ve duruşmada, 'Evde olduğunu, olayı görmediğini' söylemiş, şikâyetçi sanıkların Alime'nin olay yerinde olduğunu söylemeleri üzerine tanık hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur.
TCK 286. maddesine göre yalan tanıklık yapmak suçu, kendisinin katılmadığı olaylara ilişkin bildiklerini söylemeye zorunlu olan kişilerin yalan söylemesi, gerçeği inkar etmesi, bilebildiklerini az veya çok söylemesi ile oluşur. Ve bu eylemin kasten yapılması gerekir...
Dikkatsizlik ve unutma, yalancı tanıklık olarak kabul edilmez...
Tanık olarak alınan beyanlarla, sanıkların anlatımları arasındaki çelişki, delillerin takdiri ile ilgili olup, yalancı tanıklık kabul edilmez... Bu nedenle mahkûmiyet hükmünde direnilmesinin bozulmasına... (Yargıtay C.G.K, 01ç02ç1993, 4 - 19 - 43)