Yaz mevsiminde hukuk üşümeleri

Yaz yoruldu. Kan-ter içinde sürmüş uzun bir yolculuktan sonra sürücünün pes edip frene basarak aracını kenara çekmesi gibi, yaz da durdu ve mevsimin yeni aylarına yol verme lütfunda bulundu.

Yaz yoruldu. Kan-ter içinde sürmüş uzun bir yolculuktan sonra sürücünün pes edip frene basarak aracını kenara çekmesi gibi, yaz da durdu ve mevsimin yeni aylarına yol verme lütfunda bulundu.
Eylülün sonlarına gelmemize rağmen, evine dönmek niyetinde olmayan misafir arsızlığı içinde yapış-yapış sıcaklığın hükümranlığı bitmeyecek sandım.
Diledikleri kadar tatil yapanlar ne düşünür bilmem, çalışma masalarında kalan hukukçular dört nala bir yaz geçirdiler.
İş-güç yoğunluğu nedeniyle değil, gündemdeki hukuku takip etmek bile insanda derin bir yorgunluk yaratabiliyor.
Temmuzda, Kızıltepe Davası'nda faturanın basına kesildiğini öğrendik. Olaydaki çelişkileri haberleştiren Cumhuriyet gazetesine dava açılmıştı.
Aynı ay içinde, Van Başsavcısı Kemal Kaçan'ın, rektör Yücel Aşkın hakkında yürüttüğü gizli soruşturmayla ilgili olarak basın toplantısı yapması, soğuk bir duş gibi irkiltmişti bizi.
3 Ağustos'ta 'Hukuk anadilidir insanın' başlığını atmışım yazıma, "Eğer hukukun temel kavramlarını ilkokulun birinci sınıfından itibaren eğitimin vazgeçilmez bir amacı haline getirebilseydik, ölmeden toplumsal ilişkileri çok farklı bir Türkiye'yi izleme şansımız olabilirdi" demişim.
25 Ağustos'ta Adana'da, hırsızlık yaptığı iddia edilen kişiyi kovalayan polis, zanlıyı saklandığı evden taş atarak çıkarmaya çalışmıştı.
Yaz boyunca, yurdun birçok yerinde linç girişimlerini ibretle izlerken, ürperdik.
Sonra, 'Adli Yıl' başlangıcı geldi. Yargıtay Başkanı'nın açılış töreninde yaptığı ve hiç de hatırlamak istemediğim o konuşmadan sonra üşüdüğümü hissetmiştim... Tartışmalarla ilgili olarak Türkiye Barolar Birliği Başkanı'nın ortaya koyduğu hukukçu tavrı biraz rahatlatmıştı beni, sağ olsun.
Sarsıntıyı henüz atlatmıştık ki, Hülya Avşar'ın boşanma davası geldi gündeme. Boşanmanın, Avşar ve Çilingiroğlu'nun duruşmaya katılmayıp avukatları aracılığıyla gerçekleşmesinin usul açısından hatalı olup olmadığı tartışıldı. En çok da, davanın aynı gün açılıp, sona ermiş olması konuşuldu.
Bir boşanma davası, hukukun teknik tarafıyla sanırım ilk defa bu kadar kamuoyunun ilgisini çekti. Davadan geriye kalan bilgi tortusu içinde, insanların günlük yaşamlarında kullanabileceği kadar hukukun yer kapladığını sanıyor ve seviniyorum.
Ve geldik bugüne. Büyük tartışmaların ardından ertelenen 'İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri' başlıklı konferans bugün başlıyor.
Bakalım ne tür ajitasyonlarla karşılaşacağız. Umarım İstanbul Valiliği, geçen sefer gösterdiği ilgisizliğini ve '6-7 Eylül Olayları' sergisinde olduğu gibi, güvenlik konusunda yetersiz kalmaz.
***
Yaz, eylülü anaforu içine alarak köşesine çekiliyor. Belki de, çalışma masasının başından kalkıp bir yerlere gitmenin zamanı gelmiştir.
Sevgili Zafer Günal'la, uzun zamandır gerçekleştirmeyi düşlediğimiz bir göl kenarında uzun yürüyüşler yapma projemizi de gerçekleştiririz belki, yüksek sesle Kemalettin Kamu'nun 'Bingöl Çobanları' şiirini okuruz birlikte, kim bilir?..