AB ve SYRIZA el ense çekiyor

Önümüzdeki on-onbeş gün içinde büyük ihtimalle AB merkez güçleri ile Yunanistan hükümeti arasında bir orta yol bulunacak. Bu yol iki tarafın da tükürdüğünü açıkça yalamamasını sağlayacak, adı konmamış bir beş-altı aylık ara dönem olması ihtimali yüksek. Ama bu el ense çekme seansı sırasında yol kazası olması ihtimali de hiç yok değil.

25 Ocak genel seçimlerinin hemen ardından SYRIZA’nın kurduğu koalisyon hükümetiyle AB merkez güçleri arasında on gündür devam eden el ense çekme faslının sonuna yaklaştık. 11 Şubat’ta (yarın) Yunanistan maliye bakanı ilk kez Eurogroupe toplantısına katılacak. Ertesi gün de Başbakan Tsipras ilk kez katılacağı devlet ve hükümet başkanları zirvesinde Almanya Başbakanı Merkel’le karşı karşıya gelecek.

SYRIZA, AB güçlerinden kısa vadede tek bir şey talep ediyor. 28 Şubat 2015’de son dilimi başlayacak “Yunanistan’ın yeniden yapılandırılması anlaşmasını” yürürlükten kaldırmak ve öngörülen son 7 milyarlık mali yardım paketini iptal etmek. Bunun yerine kemer sıkma merkezli değil, büyüme merkezli tasarlanmış bir reform programının müzakere edilmesine zaman vermek için, Yunanistan’a gelecek haziran ayına kadar bir köprü kredi verilmesi. Bu köprü krediyi de Yunanistan’ın çıkaracağı kısa vadeli tahvillerin Yunanistan Merkez Bankası tarafından satın alınıp, Avrupa Merkez Bankası’nın nihai finansman güvencesinden yararlanması.

Avrupa Merkez Bankası, bu makul öneriyi daha resmen masaya konmadan torpilleyerek el ense çekme safhasını kızıştırdı. 4 Şubat’ta ilan ettiği beklenmedik kararla, Yunanistan devletinin tahvillerini ve devlet garantili Yunan senetlerini kabul etmeyeceğini ilan etti. Yunanistan Merkez Bankası’na da Troyka’nın çizdiği 15 milyar avro finansman sınırını aşamayacağını, bundan ötesinin Hazine’nin para basarak finansmanı anlamına geleceğini, bunun avro bölgesi içinde yasak olduğunu bildirdi.

Tsipras ise geçen pazar günü Atina’da yaptığı konuşmasında, seçmenlere verdikleri vaatlerin hepsinin arkasında olduklarını ilan edip, bunları tek tek saydı. Ayrıca Yunanistan’ın değil, Avrupa’nın bir borç ve depresyon sarmalı sorunu olduğunu bir kez daha dile getirip, bunun AB seviyesinde ortak bir girişimle çözülmesi gerektiğini vurguladı. Tsipras, Şubat 2013’de Le Monde Diplomatique gazetesinde yayımlanan yazısında, bir “Avrupa borç konferansı” düzenlenmesini önermişti. Yunanistan’da kemer sıkma politikaları beş yıl içinde borç oranını hızla yükseltti. Yunanistan’ın dış borcu 2009’dan beri mutlak rakam olarak çok az arttı. Ama GSYİH aynı dönemde %26 küçülünce, borç/GSYİH oranı %113’den %173’e çıktı. Kemer sıkma politikası devam ettikçe bunu aşağıya indirmenin önümüzdeki on yılda mümkün olmayacağı açık. ABD Başkanı Obama’nın Yunanistan’da kemer sıkma politikalarının sürdürülemezliğini ima ederken, çevresindeki iktisatçı danışmanlarının ağırlıklı görüşünü ifade ediyor.

SYRIZA’nın iktisat kurmayları dış borcun kısmen veya bütünüyle silinmesini artık talep etmiyorlar. Borcun hepsinin veya büyük kısmının vadesi olmayan, ebedi borca dönüştürülmesini ve faiz oranının da ülkenin büyüme hızına bağlanmasını öneriyorlar. Böylece birkaç yıllık ödemesiz bir dönemden sonra sadece borcun faizinin ödeneceği ve çok ileride borcun vadesinin gerekirse yeniden değerlendirileceği bir yöntemi masaya getiriyorlar. Bugün birçok büyük devletin ve en başta ABD’nin borcu adı konmamış bir ebedi borç olarak çalışıyor.

Diğer taraftan Troyka’yı ve planını uygulamayı reddederken, Tsipras hükümeti kamu kaynaklarının daha etkin kullanımı için kapsamlı önlemler almaktan da geri kalmıyor.

Büyük inşaat şirketlerinin dayattığı, kısa vadede gereği son derece tartışmalı kamu yatırımları askıya alınırken, Yunanistan’da kamu altyapı harcamalarının Avrupa’daki benzerlerinden birkaç misli daha pahalıya mal olmasının nedenlerini de mercek altına alıyor. Bu çerçevede bir dizi özelleştirmeyi yeniden değerlendirmeye başladı hükümet. Ama Tsipras pazar günkü konuşmasında bütün özelleştirmelere karşı olmadıklarını, yolsuzluk ve kamu yararı ihlalinin bariz olduğu özelleştirmeleri incelemeye alacaklarının altını çizdi. İlk iş olarak eski hükümetin bir günde kapattığı devlet televizyonu ERT’nin yeniden açılacağını duyurdu.

Tsipras, diğer seçim vaatlerinin ise hemen önümüzdeki bir iki ay içinde ve bir kalemde değil, tedricen hayata geçirileceğini belirtirken, yıllık yükü 12 milyar avro olarak hesaplanan ilave harcama paketinin de yeniden yapılanma çerçevesinde esas olarak hayata girebileceğini ima ediyordu. Örneğin asgari ücret 580 avrodan 750 avroya bir kalemde değil, tedricen çıkarılacak. İşten çıkarılan tüm kamu personeli değil, sadece yasadışı yollarla işten çıkarılanlar yeniden işe alınacak. Bu da takriben üç bin kişiyi kapsıyor. Vergi muafiyet sınırı da yeniden beş binden on iki bin avroya birkaç yıla yayılarak yükseltilecek. Buna karşılık, vergi kaçağıyla mücadelede yeni ne yöntemlerin hayata gireceği şimdilik pek belli değil. Ne de yolsuzlukla mücadelede alınacak yeni etkili önlemler. Devlet kurumlarının, başta bakanlar olmak üzere, gösteriş harcamalarını kısması, lüks otomobillerin satılması, devletin uçak filosunun küçültülmesi anlamlı ve önemli girişimler ama bütçe harcamaları üzerindeki etkileri elbette son derece sınırlı.

SYRIZA hükümetinin şimdilik avrodan çıkma yolunu gündemine almadığı açık. Bunun arkasında, avrodan çıkışın kobayı olmak istenmemesi yatıyor. Bedelinin Yunanistan gibi küçük bir ekonomi açısından tam ne olduğunun bilinmiyor oluşu, hükümeti bir kez daha kobaylık yapmaktan şimdilik alıkoyuyor. Buna karşılık Avrupa sosyalist, yeşil ve sosyal demokrat hareketlerinin kendi hükümetlerini Yunanistan’la dayanışmaya zorlamak için harekete geçmekte ağır davranmaları SYRIZA ekibini ciddi ciddi düşündürüyor. Geriye “biz batarsa, siz de bizimle batarsınız” tehdidi kalıyor ki, o da artık 2015’de 2010’daki kadar ürkütücü değil AB’nin merkez güçleri açısından. Ayrıca SYRIZA’nın amacı Yunanistan’ı daha büyük bir iktisadi sıkıntıya sürüklemek ve seçmen desteğini hızla daha maceracı radikal popülist sağ akımlara kaptırma riskini güçlendirmek değil elbette.
Önümüzdeki on-onbeş gün içinde el ense çekme seansları ister istemez sona erecek ve büyük ihtimalle AB merkez güçleri ile Yunanistan hükümeti arasında bir orta yol bulunacak. Bu orta yolun iki tarafın da tükürdüğünü açıkça yalamamasını sağlayacak, adı konmamış bir beş-altı aylık ara dönem olması ihtimali yüksek. Ama bu el ense çekme seansı sırasında yol kazası olması ihtimali de hiç yok değil. Örneğin başta Almanya olmak üzere, Avrupa Merkez Bankası ve Avrupa Komisyonunun sergiledikleri bağnaz ve kibirli bir budalalık olarak da nitelendirilebilecek tavırlarında şubat ayı sonuna kadar ısrar etmeleri, bulaşıcı bir panik dalgası yaratıp, beklenmedik bir kriz sarmalını tetikleyebilir ve iki tarafın da aslında arzulamadığı sonuçların kendini dayatmasına yol açabilir. 1929 krizinin o kadar hızlı derinleşmesinin nedenlerinden biri ABD yönetimindeki bağnaz liberallerin iktisada müdahale etme fikrine karşı gösterdikleri dirençti.

Görünen o ki, başta Almanya olmak üzere, Avrupa siyasal ve mali merkez güçleri karşılarında gayrı ciddi bir amatör siyasetçi grubu değil, krizin dinamiklerini gayet sarih biçimde analiz eden ve bunlara ilk elde afaki değil somut ve makul çözümler öneren bir ekiple karşı karşıya olduklarını yeni yeni anlıyorlar. Ne var ki Avrupa sol hareketleri, küstah ve kibirli Avrupa liberal teknokrasisi ve büyük güçleri karşısında SYRIZA’nın verdiği mücadeleyi şimdilik seyirci olarak izlemek ve uzaktan alkışlamakla yetiniyorlar. Halbuki SYRIZA’nın liderinin bir iddiasını gerçekten yabana atmamak gerekiyor: “Avrupa’yı biz değiştirmezsek, bunu bizim yerimize aşırı sağ yapacak.”

SYRIZA bugün ‘aykırı’ varoluş tarzı, fikirleri ve önerileriyle, Avrupa muktedirlerinin kendilerinden emin kibirli duruşlarının, son derece kapalı karar alma mekanizmalarının, teknokrat dünya görüşlerinin, artık bir yenidil olmuş olan içi çoğu zaman boş formüllerle doldurulmuş dillerinin ve onun şifrelerinin tüm çıplaklığıyla görülmesine yol açıyor. SYRIZA’nın başarısının bu neoliberal muktedirler dünyasını sarsacak olmasının, onun içinde çatlaklar yaratmasının Avrupa’da hiç küçümsenmeyecek sonuçları olacaktır. Ama Avrupa sol hareketlerinin haldeki durumunu dikkate alınca, SYRIZA’nın bu mücadelede yanında değil daha çok tribünde destekçi bulması ihtimali ne yazık ki güçlü.